Kimisinin 90’ların loser’ı olarak hatırladığı, kimisi için ise Everybody’s Got to Learn Sometime ile yürek burkan sanatçı olarak akılda kalan Beck, birbirinden farklı albümlerine bir yenisini ekledi: Colors.

Colors’tan önceki son albüm, 2014 çıkışlı Morning Phase ile Beck, 2002’de yayınladığı Sea Change‘de beraber çalıştığı sanatçıları bir araya getirip 47 dakikalık tatlı bir folk albümü sunmuştu. Şimdi ise Grammy sahibi Morning Phase’den eser kalmamış, dümeni pop müziğe kırmış gibi görünüyor. Disco sounduna yaklaştığı hareketli parçaları düşündükçe, Midnite Vultures‘daki özlediğiniz uçuk kaçık Beck dönmüş gibi hissedebilirsiniz. Bu sefer ne funk ne alternatif diyebileceğimiz bir albüm var. Beck sadece ”Nasıl bir pop albümü yapılır?” sorusuna ”İşte böyle!” demiş gibi yine girdiği yeni bir imajdan alnının akıyla çıkıyor.

Sea Change albümündeki Beck’i arıyorsanız maalesef bu numara kullanılmamaktadır. O kasvetli melankolik hava Morning Phase ile kendini gösterecek gibi oldu ama mevzu bahis Beck olunca siyah bulutlar geri çekiliyor. Sonuçta 90’ların baş tacı bu adam melankoliden ibaret değil, hatta çok uzak. Birkaç defa bizi üzmeyi denemiş ve başarmış olsa da, hatta Eternal Sunshine of the Spotless Mind‘ın unutulmaz Everybody’s Got To Learn Sometime‘ı ile alıp başka diyarlara götürmüş olsa da o melankoli kabuğundan her seferinde kolayca sıyrılabiliyor. Sonuçta Beck, şarkı sözlerinde dev bir dildo ile güneşi çarpıştıran, “vasıflıysan ancak kıçıma dokun” diyen bir sanatçı. Bizler ise aradığımız enerjiyi tekrar ”Colors” ile buluyoruz. Tamam tamam Grammy almasa da olur, ama artık dans edelim.

İlk parça olarak bizi yine albümle aynı isimdeki ”Colors” karşılıyor. Şarkı sözlerinin yarısının şarkının ismiyle aynı olması, sürekli tekrarlanan cümleler ”na na na na” nidalarıyla birleşince tam bir ısınma şarkısı olduğu görülüyor. Beck ile pop müzik 101.
Tam biz pop alanına iniş yapmışken ”Seventh Heaven” çıkageliyor. Sanki dream pop ögelerine alternatif rock gitarları katılmış gibi duruyor. Piyasa pop olamayacak bir türden.
Sonraki parça ”I’m So Free”de Beck içindeki garaj rock yapan çocuğu hip hop ile harmanlıyor.

Tatlı tatlı piyanolarla başlayan ”Dear Life” için Beck, Vulture ile olan röportajında, Dear Life zor zamanları nasıl atlattığınla ilgili bir şarkı ve kesinlikle ”Hayat, lütfen göster ne yapmalıyım? Pes ediyorum” dediğiniz anları gösteriyor. On şeyin tuhafça art arda yanlış gittiği bir haftaya biraz mizah serpmek gibi, diyor.

Daha sonra tatlı mı tatlı ”No Distraction”, ardından Dreams’in Color Mix’i. (Dreams’e albümün sonunda tekrar rastlıyoruz.)
Dreams dinleyenleriyle 2015’te buluşan bir single, bu yüzden albüm mix’ini görmek çok da şaşırtan bir olay değil. Hangisinin daha başarılı olduğunu seçmek ise dinleyenlere kalmış.

Dreams’ten aldığımız o heyecanlı genç havayla başka bir single olan ”Wow”a geçiyoruz. Wow 2016 çıkışlı bir single, bu arada Beck biraz daha trap soundunu denemek istemiş gibi. Başarılı ve soğuk, şarkıda söylediği gibi vahşi atlara binip dünyayı dolaşıyor hissi veriyor.

2017’nin eylülünde bizimle buluşan single Up All Night, albümün en indie rock şarkılarından. Klibiyle adeta bağımsız gençlik filmlerine alıp götüren şarkıyla sizi başbaşa bırakıyoruz;

Dokuz ve onuncu sırada bizi Square One ve Fix Me karşılıyor. Fix Me ile on şarkıdır ayağımızla tuttuğumuz ritmi biraz yavaşlatıyoruz. Albümün bizi uğurladığını farkeder gibiyiz. Ama Beck durur mu yapıştırıyor cevabı, Dreams single haliyle bizimle tekrar buluşuyor. Duramazsınız, yavaşlayamazsınız; tekrar içimiz kıpır kıpır oluyor. Mevzu bahis ”Colors” Beck pop albüm nasıl yapılır kanıtlıyor.