Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
42

Simone de Beauvoir birçok devrin kadınlarına ses olmuş, Fransız feminist yazar ve filozof.

9 Ocak 1908 tarihinde Paris’te doğdu Simone. Aslında hayata çok daha farklı bir pencereden bakan bir ailede dünyaya geldi. Babası George Bertrand koyu Fransız milliyetçisi bir hukukçu. Annesi Françoise ise zengin bir aileden gelmiş koyu katolik bir kadın. Kısacası Simone oldukça muhafazakar bir ailenin çocuğu.

Küçük yaşlarda hayatındaki en önemli insanlardan biri, yakın arkadaşı Zaza olmuştur. Zaza’nın ona dostluğu öğreten kişi olmasının yanı sıra büyük bir etkisi daha var. Simone de Beauvoir, Zaza’nın yaşamak istediği hayatı yaşamak istemediğini fark etmiştir. Zaza klasik bir hayat sürmekten, evlenip çocuk sahibi olmaktan bahsederken; Simone kendisinin buraya ait olmadığını düşünmüştür.

Simone, önce bir Katolik okulunda matematik, sonra Sainte-Marie Enstitüsü‘nde dil ve edebiyat, ardından da Sorbonne’da felsefe okur. İyi bir eğitimden geçerek, bilgi birikiminin temellerini atmıştır.

Simone de Beauvoir’un hayatının gidişatını değiştiren ise şüphesiz 21 yaşıdır. Zaza’nın ölümüyle yıkılmış, Jean Paul Sartre ile tanışmıştır.

Jean Paul Sartre İle İlişkisi

“Mutluysam bu sizin sayenizde. Benim mutluluğum da sizi mutlu ediyorsa, bu çok adil bir çark olacak.” – Sartre’a Mektuplar

1929 senesinde Jean Paul Sartre ile ilk tanıştıklarında birbirlerinden etkilenmişlerdir. Tanıştıklarından birkaç ay sonra da ayrılmaz bir ikili olmuşlardır. Normal bir arkadaşlıktan öte. Mükemmel bir uyum ve yol göstericilik. Aşkları alışılageldik değil hatta 1900’lerin ilk yarısı için kabul edilemez bir ilişki tipiydi belki de. Birbirlerine verdikleri tek söz her daim öncelikleri olmak. Ki zaten sonsuz sevgileri bunu sağlamış. Onun dışında evlenmek, çocuk sahibi olmak, beraber yaşamak, başka ilişkide bulunmasına müdahale etmek söz konusu değil. Jean Paul Sartre defalarca evlenmeyi teklif etmiş olsa da hayatlarının sonuna kadar ilişkilerini ilk başta koydukları kurallarla sürdürmüşlerdir. İkisinin de hayatında farklı insanlar da olmuştur.

Beauvoir’un düşüncesine göre özgürlükten kaynaklanmayan, özgürlüğü hedef almayan tüm eylemler anlamını yitirmektedir. İnsanın özgürlüğünden feragat ettiği her durumun karşısındadır Beauvoir. Bu yüzden 51 senelik bir “açık ilişki”leri olmuştur.

“Ama Sartre’ın yaşamında bir başka kadının benim rolümü çaldığını düşünseydim, elbette ben de kıskanırdım.”

Sadece bu şekilde adlandırmak ya da sınırlandırmak da doğru değil belki. Entelektüel paylaşımın doruklarında bir ilişki. Hayata, siyasete, felsefeye dair birçok fikrin akışı. İdeolojilerini, zihinlerinde, birbirlerinin fikirleriyle de harmanlamışlar kuşkusuz.

Bu yüzden Jean Paul Sartre ve Simone de Beauvoir isimlerini sıkça beraber gördüğümüz bir çift.

İkinci Cins ve Feminizm

Simone de Beauvoir kadın çalışmalarına oldukça yoğunlaşmıştır. Özellikle İkinci Cins kitabı feminizmin başucu kitabıdır. İkinci Cins (Le Deuxieme Sexe), 1949 senesinde iki cilt olarak yayınlandı. Kitabında kendi yaşadıklarından da etkilenerek kendi üzerinden kadın haklarına değinmiştir. Evlilikten kürtaja birçok konu hakkında döneme ve hatta bugünlere damga vuran söylemleri olmuştur.

Mesleğiyle ve bilgisiyle erkek egemen toplumda daha rahat yaşayabiliyor oluşundan yola çıkmıştır. Çünkü bu sömürüyü ve eşitsizliği hissetmeyecek kadar eşit ve kendini ifade edebildiği bir çevresi olan eğitimli bir kadındı.

“İkinci Cins’i yazarken hayatımda ilk kez bir gerçeğin farkına varmıştım; o da yanlış bir hayatı yaşadığım idi, ya da daha doğrusu, bilmeden de olsa erkek-egemen toplumdan besleniyordum.“

Beavoir “Kadın ve erkek arasındaki farklılıklar biyolojik unsurlardan öte kültüreldir.” düşüncesine bu şekilde ulaşmıştır. “Kadın doğulmaz, kadın olunur.” Simone de Beauvoir’a göre insan, kadın olarak doğmaz da bir kadına dönüşür ya da dönüştürülür. Kız çocuklarını bir kadına biz dönüştürüyoruz, ona kadın olmanın ağırlığını ve sorumluluklarını biz yüklüyoruz der. Bu düşüncesi “Nasıl biyolojik farklılıkları yok sayar?” denerek sıkça eleştirilmiştir fakat Beauvoir bu konuya da açıklık getirmiş. “Kadın ve erkeğin farklıları vardır. Ancak bu farklılıklar kadınların maruz kaldığı konumun, sömürü ve baskının temeli değildir.” der. Kadını bu konuma getiren ve toplumdaki yerini belirleyen şeyin bu kültürel etkenler olduğuna inanıyor.

Aslında “Kadın doğulmaz, kadın olunur.” cümlesindeki “kadın” kelimesi altı çok dolu bir kelime. Kadının konumundan ezilişine, sorumluluklarından gördüğü baskıya kadar her şeyin ifade edilişi. Cinsiyet mücadelesini her kelimesiyle vurguluyor Beauvoir. Sadece bu kadarla da ifade edilemeyecek bir kitap İkinci Cins. Adeta bir feminist manifesto.

İkinci Cins kitabı feminist düşünceye yeni bir ivme kazandırmıştı. Dürüst anlatımı hem okurları etkilemişti hem de o dönem oldukça tepki toplamıştı. Ahlaksızlıkla suçlandığı gibi Vatikan tarafından da oldukça eleştirildi Beauvoir.

Ölümü

G: Yaşamınızın geri kalanını nasıl görüyorsunuz?

Beauvoir: Çok kestiremiyorum. Tahminimce yakında yeninden yazmaya başlayacağım, işe yeniden koyulacağım, ama yapacaklarım konusunda bir iddiam yok. Feminist grupların safında kadınlar için çalışmayı sürdüreceğim, Kadınlar Birliği için, elbette yapabildiğim yegane yol ile, açıkça söylemek gerekirse devrimci mücadeleye devam edeceğim. Ve ikimizden birimiz ölene kadar Sartre’la birlikte olacağımızı biliyorum. Ama biliyorsunuz; o 70, ben ise 67 yaşındayız.

İlk olarak hayatını kaybeden 15 Nisan 1980 tarihinde Jean Paul Sartre olmuştur. Sartre’ın ölümünden sonra Simone de Beauvoir’un sağlık durumu da kötülemiştir. 1981 yılında tüm okuyucularına son eserini bırakmıştır: Adieux – Sartre’a Veda

Sartre’ın ölümünden 6 sene sonra, 14 Nisan 1986 yılında hayata gözlerini yummuştur.

Bugün Montparnasse mezarlığında Sartre ile beraber uyuyor.

Geriye kitapları, fikirleri ve mücadelesi kaldı.

Kaynak: 1,2,Kitapları

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
42

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here