18. yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezi yönetimi hem Anadolu’da hem de Balkanlar’da ciddi anlamda zayıflamıştı. İltizam sistemi ile devlete ait arazilerin vergilerini toplayan yani bir nevi aracı işlevi gören mültezimler, artık bu araziler üzerindeki haklarını malikane sistemiyle ömür boyu geçerli hale getirmişlerdi. Bununla da kalmayıp yeniçerilerden, isyancılardan ve dahi haydutlardan oluşan ordular kurmuşlardı. Böylece İstanbul’daki sultanın otoritesine karşı feodal bir yapıya benzeyen yerel güçler doğmuş, sultan artık fiilen tüm imparatorluğun mutlak yöneticisi olmaktan çıkmıştı. Karmaşık bir ağın merkezindeki en önemli aktör haline dönüşmüştü. Çoğumuzun lise yıllarından hatırlayabileceği gibi ayan olarak adlandırılan bu yerel güç sahipleri Sultan II. Mahmud ile Sened-i İttifak’ı imzalayacak ve ilk defa sultana kendi meşruiyetlerini kabul ettireceklerdi. En güçlü ayanlardan biri olan ve hatta İstanbul ordularını Vidin önlerinde bozguna uğratmayı başaran Vidin Ayanı Pazvandoğlu Osman’ın yükselişi, asiliği ve paşalığı, II. Mahmud’dan iki önceki padişah olan III. Selim’in hükümdarlığında gerçekleşti ve tüm bu yaşananlar bir destanın doğmasını sağladı.

Pazvandoğlu’nun tasviri. Avusturya Ulusal Kütüphanesi.

Ailesi aslen Tatar olan Pazvandoğlu Osman Bosnalıdır. Babası Ömer Ağa’ya 1736-1739 Avusturya Savaşı’ndaki hizmetlerinden dolayı Vidin yakınlarında iki köy tımar olarak verilmişti. Zamanla topraklarını genişleten Ömer Ağa bölgenin önemli ayanlarından biri haline gelse de 1788’de dönemin sadrazamı tarafından idam edilmiştir. Pazvandoğlu lakabı ise dedesinin adından gelmektedir. Babası öldüğünde çocuk yaşında olan Osman, gençliğini çoğunlukla eşkıyalık yaparak geçirdi. Avusturya ile devam eden savaşlarda İpek valisinin hizmetine girdi ve hizmetlerinden dolayı affedildi. Ardından da babasının Vidin civarındaki eski tımarlarının bir kısmıyla ödüllendirildi. Zamanla topraklarını genişleten Osman, Avusturya ile uzun yıllardır süren savaşların yol açtığı ekonomik ve sosyal çöküntü neticesinde ortaya çıkmış olan, Kırcaliler veya dağlılar diye adlandırılan eşkıya gruplarını korumaya ve onlardan bir ordu oluşturmaya başladı. 1795 yılında Nizam-ı Cedit uygulamalarına karşı çıkarak III. Selim’e isyan etti ve Vidin’i ele geçirmeyi başardı. 1797’ye kadar Niğbolu’yu, Ruscuk’u, Sofya’yı ve Niş’i de ele geçirdi. Pazvandoğlu Osman, Belgrad’ı ve hatta İstanbul’u tehlikeye sokacak kadar güçlenince Edirne’de adeta başka bir devletle savaşacak şekilde büyük bir ordu toplandı ve Vidin üzerine hareket edildi. İşte Pazvandoğlu Destanı, hakkında çok az şey bildiğimiz halk ozanı Aşık Deruni tarafından bu seferi konu olarak söylendi:

Kâmil olup anlayana söylerim
Kulak verip dinleyene söylerim
Ehl-i kemâlâtın medhin eylerim
Başladım söze bâ izn-i subhânî

Tuna yalısında Urumelinde
Her zaman söylenir halkın dilinde
Görmeyen de söyler anı, gören de
Bin iki yüz on dördünde olanı

III. Selim (1789-1807)

Aşık Deruni’nin, Pazvandoğlu’nun kapukullarından biri olduğu destanın genelindeki bakış açısından anlaşılabiliyor çünkü Pazvandoğlu sıradan bir isyancı olarak tasvir edilmiyor. Pazvandoğlu’nun kendisi de asiliğine gerekçe olarak Sultanın etrafındaki paşaların yanlış faaliyetlerini gösteriyor bununla beraber Nizam-ı Cedit’e karşı olan yeniçerilere destek çıkıyordu. Öte yandan Sultan’ın kendisine karşı doğrudan bir tavır almıyor bilakis Sultan’ı yanlış adımlar atmaktan korumaya çalıştığını ileriye sürüyordu. Hatta okuma yazma dahi bilmemesine rağmen Avrupa’dan Osmanlı topraklarına ulaşan adalet, eşitlik ve özgürlük gibi kavramları kullanıyordu. Çünkü ayanlar her ne kadar kendi bölgelerinde İstanbul’dan bağımsız bir otorite kurmuş olsalar da meşruiyetlerinin yine İstanbul’dan yani ancak Sultan tarafından sağlanabileceğini biliyorlardı. Pazvandoğlu her ne kadar kendine göre haklı gerekçeler sunmuşsa da himaye ettiği çetelerin Balkanlardaki faaliyetleri reayayı zor durumda bırakıyordu:

Cem’etti başına nice leşkeri
Tuttular şer(i)ate uymaz işleri
Yaktı harap etti memleketleri
Ta’mir olunmanın yoktur imkânı

Sultan Selim Han’in malumu oldu
Dinleyüben hemen hayrette kaldı
Mübarek gözleri yaş ile doldu
Haberi olunca bu perişânı

Durumun iyice kötüye gitmesi üzerine 1798 başlarında, Hüseyin Paşa komutasında büyük bir ordu Edirne’de toplandı:

On bin Boşnak ile Bosna valisi
Tepedelen’in atlısı, yayası
Yakova, Işkodra, Pizrin paşası
Arnavutluk’un hep mîr-i mîrânı

Gürcü Osman Paşa, Kürd Osman Paşa
Milasli Mehmed Paşa, Aloş Paşa
Şinikçi Paşa, hem Silâhdar Paşa
Rumeli‘nin dahi cümle ayanı

Kimisi piyade, kimi süvari
Kalmadı gelmedik hiçbir diyarı
Şam’ı, Mısr’ı, Haleb’i, Cezayir’i
Bilemem kaldı mı Arabistan’ı

Aşık Deruni’nin Osmanlı ordusundan açık bir şekilde bu kadar abartarak bahsetmesi, Pazvandoğlu’nun mücadelesini ne kadar büyük gördüğünü bize gösteriyor. Aşık’ın abarttığı kadar olmasa da Edirne’den hareket eden büyük orduya Tuna üzerinden bir filo da katıldı. Buna rağmen altı aydan fazla süren kuşatma başarıya ulaşamadı. Pazvandoğlu, Vidin’i ele geçirilemez bir şehir haline getirmişti. Bu sonuç, Osmanlı İmparatorluğu’nun kendi toprakları içinde dahi yerel güçleri kontrol altında tutamadığını ve bir ayanın bağımsız bir devlet gibi hareket etmesini engelleyemediğini gösteriyordu. Napolyon’un Mısır’a çıkarma yapması üzerine kuşatma tamamen kaldırıldı ve Pazvandoğlu ile yeniden uzlaşma yoluna gidildi.

Şevketlimiz geçti kusurumuzdan
Cümle husûmeti kaldırdı bizden
Bâ-emr-i Rabbani oldu bu yüzden
Hakkımıza verdi ıtlak fermanı

Fermanda zikreder: Kılmayın fırak
Cürmünüz afvedip buyurdum ıtlak
Üç tuğ verip sana eyledim çırak
Osman Paşa lalam vezir arslanı

II. Mahmud (1808-1839)

Böylece Pazvandoğlu Osman sadece affedilmekle kalmadı hem paşa hem de vezir olmuş oldu ama çok geçmeden 1800 yılında tekrar isyan edecek paşalığı ve vezirliği geri alınacaktı. Yine de hikaye burada bitmeyecek 1802 yılında bir kez daha paşa ve vezir olup ölene kadar da bu unvanları taşıyacaktı. Pazvandoğlu örneği, İmparatorluğun merkezi otoritesinin ne derece zayıfladığını hem bize hem o günün Osmanlı idarecilerine en açık şekilde gösteriyordu. Bozulan sosyal ve ekonomik düzenin yanı sıra bu isyanlar yaklaşık yarım yüzyıl sonra başlayacak olan milliyetçi ayaklanmalar için de örnek teşkil edeceklerdi. Yine de Pazvandoğlu Osman en kötü örnek değildi. 1833’te Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa’nın orduları ancak Kütahya’da büyük devletlerin müdahalesi ile durdurulabilecekti. Öte yandan tüm bunlara rağmen II. Mahmud ile başlayan reformlar sayesinde güçlü bir merkezi yönetim, teşkilatlar ve kurumlar oluşturuldu. İmparatorluğun dağılmasının önüne geçilemediyse de bu kurumların birçoğu Cumhuriyet’e miras olarak kaldı.

 

Kaynakça

Ahmed Cevdet Paşa, Tarih-i Cevdet, İstanbul: Sabah Yayınları, 1972.

Ali Yaycıoğu, Partners of the Empire, The Crises of the Ottoman Order in the Age of Revolutions, California: Stanford University Press, 2016.

Hicran Karataş, “Bir Sözlü Tarih Metni Olarak Pazvandoğlu Türküsü” Milli Folklor, v. 92 (2011).

İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Meşhur Rumeli Ayanlarından Tirsinikli İsmail, Yılıkoğlu Süleyman Ağalar ve Alemdar Mustafa Paşa, İstanbul: Türk Tarih Kurumu, 1942.

Mehmet Fuat Köprülü, Türk Saz Şairleri, İstanbul: Güven Basımevi, 1962.

Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. “Pazvandoğlu Osman” 27 Ekim, 2019. https://islamansiklopedisi.org.tr/pazvandoglu-osman

Yücel Özkaya, Osmanlı İmparatorluğunda Ayanlık, Ankara: Ankara Üniversitesi, 1977.

 

 

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here