Osmanlı Devleti, 18.yüzyıla gelindiğinde bilim, sanat, ekonomi ve askeri alanlarda Avrupa’nın son derece gerisinde kalmış durumda idi. Üç asır boyunca devam eden üstünlük psikolojisi terk ediliyor ve var olan durum kabul edilerek “Batılılaşma” faaliyetlerinin bir zorunluluk olduğu görülüyordu artık. Bu nedenle bazı somut adımlar atıldı.

Öncelikle Lale Devri’nde (1718-1730) yüzeysel olarak ortaya çıkan batı yönlü ıslahatlar, III. Selim ve II. Mahmut dönemlerinde devletin her alanına yayılarak ciddi manada etkisini gösterdi. Avrupa’nın çeşitli şehirlerine daimî elçilikler açıp Yeniçeri Ocağı’nın yanına Batılı tarzda Nizamı-ı Cedid ordusunu kuran III. Selim, ne yazık ki bir isyan sonucu tahttan indirilerek katledildi.

III. Selim

II. Mahmut tahta çıktığında ise daha tedbirli davranıp III. Selim’in reformlarını aynen devam ettirecekti. Bu köklü değişim süreci oldukça sancılı geçiyordu ancak padişah son derece kararlıydı. Hem var olan zihniyeti yıkmak hem de yeniliklerin önündeki en büyük engel olarak gördüğü Yeniçeri Ocağı’nı kaldırabilmek adına gerekli bütün önlemleri aldı ve 1826 yılına gelindiğinde nihayet ulaştı amacına. Ocağı yok ettikten sonra yerine, modern tarza daha uygun olan Asakir-i Mansure-i Muhammediye ordusunu kurdu. Aynı şekilde Mehterhane’yi de kapatarak batılı tarzdaki bando topluluğu Mızıka-i Hümayun’un açılmasını istedi.

II. Mahmut

Öncelikle bando için Manguel isimli Fransız bir eğitici ile anlaştı ancak onun yeterince kabiliyetli olmadığını anlayınca yeni bir arayış içerisine girdi II. Mahmut. Çünkü bir yandan da orkestra oluşturmayı ve Batı müziğinin saray çevresinde sevilmesini sağlamayı hedefliyordu. Bu nedenle İtalyanlara danışıp işinde en iyi olan bando şefini istedi. Pek çok kişiden Giuseppe Donizetti’nin ismini duyunca da ona teklif sundu ve Donizetti 7 Kasım 1827’de Osmanlı Saltanat Muzıkalarının Baş Ustakârı unvanı ile görevine başladı.

Donizetti, ünlü opera bestecisi Gaetano Donizetti’nin de ağabeyi idi. İlk derslerini halasının kocası olan Giacomo Corini’den almasının yanı sıra kardeşinin müzik hocası Johann Simon Mayr’dan da ücretsiz eğitim görmüş, akabinde Napolyon’un emrine girerek onunla birlikte gittiği Elbe Adası’nda askeri bando yönetmişti. Daha sonra ise İtalya’ya geri dönüp “Reggimento Rovinciale di Casale” alayının bandosunun başına getirilmişti. Böylesine parlak bir kariyerin Osmanlı’ya katacağı çok şey olduğunu düşünüyordu II. Mahmut.

Giuseppe Donizetti

Padişah yanılmadı. Giuseppe Donizetti İstanbul’a adım atar atmaz yoğun bir tempoda çalışmaya başladı ve öğrencilerini 6 ay içerisinde ilk konserlerini verecek duruma getirmeyi başardı. Ayrıca Napoli’deki Pelitti kuruluşuna sık sık sipariş mektubu yazarak birçok enstrüman da temin etti. Öğrencilerine hem enstrüman çalmayı hem de İtalyanca besteleri icra edebilmeyi öğretiyordu. Önce bandoyu, ardından orkestrayı kurdu. Bununla beraber fasıl heyeti ve müezzinan bölüklerini de bu kuruluşa ekleyip Türk Müziği bölümünü oluşturdu. 1828 yılında ise II. Mahmut adına bir Mahmudiye Marşı besteledi. Sarayda Osmanlı hanedan ailesinin fertleri ve harem halkına müzik dersleri verdi.

Mızıka-i Hümayun’daki eğitim ilerleyen yıllarda büyük gelişme göstererek sivil eğitim kurumlarına da hızlı bir şekilde yayıldı. Özellikle orkestra, padişahların yemek davetlerinde bile zevkle dinlenen ve pek çok Avrupalı sanatçının eserlerinin kolaylıkla çalınabildiği bir topluluk haline geldi. Sürecin devamında ise; saray içinde ve saray dışındaki müzik toplulukları ile konser salonlarında sahneye çıkan bütün orkestraları kapsayan büyük bir kuruma dönüştü.

II. Mahmut’un ölümünden sonra tahta çıkan Sultan I.Abdülmecid de tıpkı babası gibi Mızıka-i Hümayun’a büyük özen gösterdi. Hatta bu oluşumun içerisine opera, bale, tiyatro ve konservatuar da ekleyerek müzisyen sayısını 90’a çıkarttı.

Sultan Abdülmecid

Fakat özellikle operaya karşı ciddi manada ilgi duyuyordu. Bu nedenle Donizetti’den sarayda temsiller sergilenmesini istedi. Donizetti de arkadaşı Dolci ile konuşarak opera temsillerinin notalarını temin etti ve kısa süre içerisinde öğrencilerine öğretmeyi başardı. Görevini her defasında layıkıyla yerine getirmesi sebebiyle Sultan Abdülmecid tarafından kendisine “Paşa” unvanı verildi. O da babası için bestelediği gibi Abdülmecid adına da bir Mecidiye Marşı besteledi. Her iki marş, padişahların hayatta bulunduğu süre zarfı boyunca Osmanlı Devleti’nin resmî marşları olarak kabul edilecekti.

29 sene boyunca Osmanlı hizmetinde çalışan Donizetti Paşa’nın, İstanbul’u adeta ikinci vatanı olarak gördüğünü biliyoruz. Çünkü kardeşi Gaetano Donizetti ondan bahsederken “Benim Türk Kardeşim” diyordu. Zaten 1856’daki vefatına kadar İstanbul’da görevine devam etti kendisi. Ölümünden sonra ise yerine Callisto Guatelli atandı ve Osmanlı’nın yıkılmasının ardından Mızıka-i Hümayun, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası adını aldı.

 

Kaynak: 1

Bahar Güdek – Adem Kılıç, “Mızıka-i Hümayun’dan Günümüze Klasik Batı Müziğinin Türkiye’deki Tarihsel Gelişimi”

Seyit Yöre, “Osmanlı / Türk Müzik Kültüründe Levanten Müzikçiler”

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here