Giovanni Arpino‘nun aynı adlı kitabından Martin Brest‘in yorumlamasıyla sinema izleyicileriyle buluşan bir eser Kadın Kokusu. Film, özel okulda burslu okuyan Charlie ve görme engelli emekli albay Frank Slate‘in yollarının kesişmesiyle başlıyor. İkilinin ilişkisi çok zor gibi görünse de hayattaki mecburi kararları ve kararsızlıkları onları film boyunca bir arada tutuyor. Tam 5 ödüllü film ayrıca Al Pacino’ya En İyi Erkek Oyuncu Oscarı’nı da kazandırmıştır.

Döneminin en başarılı okullarından birinde okuyan Charlie Simms, ailesinden uzak yaşayan, sakin bir gençtir. Okulda ise arkadaş olarak nitelendirebileceği birkaç kişiyle ilişki kurmaktadır. Zengin ailelerden gelen bu çocuklar ile Charlie arasındaki uçurum, birbirleriyle olan ilişkilerinden ve davranış farklılıkları gibi pek çok faktörden anlaşılmaktadır. Charlie okul arkadaşlarıyla arasındaki bu sınıfsal farkları görmek istemese de hayat şartları ve düşünceleriyle onlardan ayrı ve özel bir çocuktur. Şükran Günü’nde ailesinin yanına gidemeyen Charlie, görme engelli olan Frank’e bakıcılık yapması karşılığı 300 dolar alacaktır. İlk karşılaşma ne kadar korkutucu olsa da işe ihtiyacı olduğundan Charlie bu teklifi kabul eder.

Al Pacino’nun muhteşem oyunculuğu ile parlayan bir diğer ana karakter ise Frank Slate’tir. El bombasının patlaması sonucu görme yetisini kaybeden Slate, dengesiz tavırlarına rağmen izleyiciye kendini sevdirmeyi başaran bir karakterdir. İnsanlara salt iyilik, saflık veren yapmacık bir karakterden ziyade, kişilerin zorluklarına rağmen onları keşfetmeye çalışmayı sevenler için yaratılmış bir karakter. Film, temelde ne kadar Charlie’nin sorunları ve ona yoldaşlık eden Frank üzerinde gibi dursa da aslında emekli albayın hikâyesini bize anlatıyor. Son derece huysuz ve geçimsiz olan bu karakter, güçlü bir savunma mekanizmasına sahip ve insanlar üzerinde otorite kurma isteği, onun ailesi ile mesafeli bir ilişki içinde olmasına neden olmuş.

Charlie’nin işe başlamasıyla ikilinin New York seyahatine çıkması, birbirleriyle sohbet etmelerini ve dertleşmelerini de beraberinde getiriyor. Kuşak ve karakter farklarıyla dolu bu ilişki, ikisinin de hayatlarına farklı bir düşünüş getiriyor. New York’ta hayatının en güzel iki gününü geçirip hayatını sonlandırmak isteyen Frank, planının ilk kısmını başarıyla gerçekleştiriyor. Muhteşem limuzini, 5 yıldızlı otel ve pahalı restoranlarda vakit geçirmek isteyen Slate’in tek ihtiyacı ona yoldaşlık edecek biri. Frank’e ön yargıyla yaklaşmayan, kendi dertlerinde boğulmaktan onunla çatışmayan bu gence kısa sürede bağlanmasının sebebi burada yatıyor.

Filmdeki uçak sahnesinden disiplin sahnesine kadar her noktadan bir parça alıp onu içinizde hissetmeniz mümkün. Tango sahnesiyle izleyenleri kendine hayran bırakan Al Pacino, ruhuyla hissederek pistte var oluyor ve bir an için görme engeli olduğunu herkese unutturuyor. Ayrıca kadınlara olan düşkünlüğünün boş bir cinsel dürtüden fazlası olduğunu göstererek bir kadınla nasıl iletişim kurulacağını ve onu nasıl görmeden anlayabileceğini Simms’e öğretiyor.

Charlie’nin, Frank’in artık vazgeçtiği anda ona özgürlüğü tekrar hissettirmesi ise Porsche marka bir araba ile mümkün oluyor. New York sokaklarında görme engelli bir adamın son sürat bu gezintisi, heyecan ve umut duygularını da bu yollara taşıyor. Filmin en duygu yüklü sahnesi ise Charlie’nin işlemediği bir suç yüzünden yargılanması sırasında gerçekleşiyor. Başından beri huysuz bir ihtiyar olan Frank Slate, adaletsizliğe karşı güçlü bir duruş göstererek ailesinden uzak olan Charlie’ye en büyük desteği sağlıyor.

Kadın Kokusu, dram türünün etkili örneklerinden olması yanı sıra içinde eğlence de barındıran sıcak bir film. Al Pacino’nun başarılı oyunculuğu ve Chris O’Donnell’ın samimi tavırlarını görebileceğimiz film, izleyenler için 1990’ların sıcak Amerika’sına bir geçit oluşturuyor.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here