“Bu kentin ne çatısını aydınlatan ayları sayabilirsin,
Ne de duvarların gerisine gizlenen bin muhteşem, güneşini” -Khaled Hosseini, Bin Muhteşem Güneş

Saib-i Tebrizi’nin bu alıntısından kitabına adını veren Khaled Hosseini (Halit Hüseyni), tüm dünyaya eserlerini ulaştırmayı başarabilen nadir Afgan yazarlardan biridir. Kendi hayat hikayesi, tüm kitaplarının ana mekanı olan Kabil’de başladığı için yayımlanmış üç kitabı da Kabil şehrinde ya da bu şehre yakın kırsallarda başlar.

Khaled Hosseini’nin ikinci kitabı olan Bin Muhteşem Güneş, en çok satan Uçurtma Avcısı kadar popüler olmasa da okuyucuları tarafından “kendilerinde en çok iz bırakan kitap” olarak anılıyor. Bin Muhteşem Güneş’in en önemli özelliği, iki tane kadın baş karakter içermesi ve bu karakterlerin kitap boyunca adaleti sağlamanın oldukça zor olduğu bir coğrafyada kadın hakları için savaş vermeleridir. Geleneklerle büyümüş, eğitimsiz bir annenin yetiştirdiği Meryem ile eğitimli bir ailenin kızı olan Leyla’nın hikayesi kimsenin tahmin edemeyeceği bir yoldan kesişirken aynı zamanda kitabın ilerleyen kısımlarında bu iki kadın birbirleri için inanılmaz bir önem taşımaya başlar.

“Bin Muhteşem Güneş”; iki kadının, “Uçurtma Avcısı” iki arkadaşın, “Ve Dağlar Yankılandı” ise iki kardeşin hikayesini anlatırken, bu üç kitabın da ortak özelliği Taliban Rejimini sosyal açıdan en üzücü hikayelerle ele alması ve o dönemin koşullarının ne kadar gerici olduğunu okuyuculara hissettirmesidir. 2011’in sonlarına doğru ortaya çıkan bu rejim Afgan halkını her açıdan kısıtlamış ve devlet rejimine çok büyük zararlar vermişti. Bölgenin medeniyetten gittikçe uzaklaşması ve insanların canlarına gelen zarar sebebiyle çoğunluk tarafından kınanan bu rejim; kadınların evden çıkmasına, kız çocukların okula gitmesine, erkeklerin sakalsız dolaşmasına ve daha birçok harekete şeriat yolunda ceza verdiklerini söylerken, azınlık bile olsa güçlü bir kesimden destek görmüştü. Taliban Rejimi’nin aile yapısına verdiği zararlar, göç etmek zorunda bıraktığı insanlar ve daha birçok etkisi Khaled Hosseini’nin kitaplarında sosyolojik bir açıdan ele alınırken aynı zamanda bu olayların kronolojik akışı da izlenebiliyor.

Karakter ve kurgu arasındaki bağlar hemen hemen her hikayede benzerlik göstermesine rağmen, Leyla ve Meryem karakterleri hikayenin başından sonuna kadar hayatlarının her döneminde bir güçlükle mücadele etmek zorunda kaldığı için okuyucunun daha da etkilenmesine sebep oluyor. Ortadoğu gibi keskin fikirli coğrafyalarda ortaya çıkarılan karakterlerin aksine Leyla, doğduğu ilk andan itibaren inatçılığı ve keskin fikirliliği sayesinde etrafında olanlara baş kaldırıp sosyal kaderini kabullenmemeye çalışıyor. Feminizm dalgasının henüz yayılmaya bile başlamadığı bu coğrafyada erkek kardeşleri ile aynı muameleyi gördüğü için şanslı sayılan karakter, zaman geçtikçe babasının desteğiyle öğrenmenin ne kadar güzel bir şey olduğunun farkına varıyor. Kız çocuklarının okula gönderilmediği Kabil’de, Leyla’nın erkek çocukları gibi eğitim alması “feminist” bir hareket sayılırken bu dalga zamanla diğer alanlara da yayılmaya başlıyor. Leyla etrafındaki diğer kızların aksine sevgiyi, aşkı ve bu duyguyu yaşamayı sarsıcı bir yoldan öğreniyor. Khaled Hosseini, taşra sayılacak bir bölgede; cinsiyetler arasındaki farkın belli önemsendiği coğrafyalarda büyüyen kızların karşı cinse bakış açısını çok güzel işliyor ve bu süreç içerisinde kızların sahip olduğu korkuyu çok güzel yansıtıyor. Psikolojik detayların ancak dikkatli bakılınca fark edileceği bu romanın en güzel yanlarından biri, kadın karakterlerin az önceki örnekte olduğu gibi hayatlarındaki her şeyi yaşayarak öğrenmeleridir. Taşra halkı sosyal konularda ortaya çıkacak teorik bilgiyi reddederken, bu bilgiler pratiğe döküldüğünde ise inanılmaz bir tepki gösterirler. Muhafazakarlığın getirmiş olduğu bu bakış açısı ile bölgede yetişen insanlarda, özellikle kadınlarda, büyük bir tabu yaratır. Kitaptaki Meryem karakteri bu tabuyu yıkacak özgüvene sahip değilken Leyla ise eğitimli babası sayesinde çok küçük yaşta kendine güvenmeye başlıyor.

Ortadoğu’da feminizm gibi hassas bir konuda yazma cesaretini gösteren Khaled Hosseini, çıkardığı her kitabı ile hayran kitlesini genişletirken aynı zamanda edebiyatın bir sanat dalı olduğunu da unutmuyor. Sık sık kendi ülkesinin şairlerinden alıntılar yaparak Afgan edebiyatının farkında olmamızı sağlıyor. Yazımın başında yaptığım alıntı, Bin Muhteşem Güneş kitabının en sarsıcı sayfalarından birinde, oldukça duygusal bir sahnede yer alıyor ve okuyucuların gözünde Kabil’i bambaşka bir yer yapıyor.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here