Günümüz dünyasını da etkileyen birçok gelişmenin yaşandığı ve dünyanın hızla dönüştüğü bir zaman aralığı olan Ortaçağ, bugünün gözü ile bakıldığında anlaması zor bir dönem olabilir. Ortaçağ’ın bu kadar kendine has olmasının sebeplerinden biri de budur. Zira uzun yıllar ‘karanlık çağ’ denerek hızla geçiştirilmiştir. Ancak Ortaçağ’ın başlangıcını ve bitişini net olarak tanımlamak mümkün olmadığı gibi, kapsadığı uzun yüzyıllarda da (yak. 5.y.y-13. y.y) bir çırpıda geçilemeyecek denli fazladır.

Bu kadar kendine has bir çağda sanat da elbette dönem şartlarına göre gelişmiş ve tıpkı içinden çıktığı dönem gibi tamamen özgün bir görünüşe bürünmüştür. Ortaçağ sanatı mimariden resme, heykelden işlemeciliğe kadar tek bir yazıda anlatılamayacak kadar yoğun ve derin bir konudur. Ancak detaylı bir inceleme yapmaksızın, Ortaçağ sanatını temel başlıklar altında toplamak mümkündür.

Sanat ve Sanatçı Dinin Emrindedir

Ortaçağ için bir tek şey söylenecekse bu mutlaka ama mutlaka kilisenin baskınlığı olurdu. Bu dönemde tarikatların yaygınlaşması ve bunların hızla manastır sistemine geçmeleri Hıristiyanlığın oldukça hızlı yayılmasına sebep oldu. Hıristiyanlık, eski Pagan geleneklerini yavaş yavaş dönüştürürken halk üzerinde de ciddi etkilere sahip olmaya başladı. Bugünün gözü ile kilise ve dinin, sıradan bir Ortaçağ insanı için ne kadar önemli olduğunu anlamak zor olsa da, hayal etmek imkânsız değil.

Sanatın Öyküsü’nde Gombrich’in yaptığı betimlemeden yola çıkılacak olursa, sıradan bir Ortaçağ köyünde kilometrelerce mesafede dikkat çeken, ayırt edilebilen tek yapının kilise olduğu görülecektir.  Üstelik dayanıklı malzemeler ile inşa edilmiş tek yapı da kilisedir.

Rocamadour, Fransa

Dönem insanları için kilise yalnızca bir ibadet mekânı değildir. Kilise, sosyalleşme alanıdır. Yaşanılan bölgedeki tek önemli yapıdır, kilise dışında sosyalleşmek için gidilecek bir yer yoktur ve tüm önemli olaylar burada meydana gelir. Zaten şehirler, köyler, kasabalar da daima kilise etrafında büyür. Rönesans’a kadar şehir planlarında kilise tek merkezdir. Diğer her türlü yapılaşma, kilise yanında ikincil öneme sahiptir.

İtalya, Siena

Kilise dönem halkı üzerinde bu kadar etkiliyken ve tüm önemli olayların meydana geldiği mekânken, elbette dönemin en önemli sanat eserleri de kilise içinde yer alır. Daha doğrusu, sanat kilise için yapılır.

Ortaçağın Hayalet Sanatçıları

Ortaçağ’da sanat kilise için yapılır ama bu sanatın arkasında kimler vardır? İşte bu, bugün cevaplamamızın mümkün olmadığı bir soru. Çünkü mimarların ya da kilisedeki duvar fresklerini yapan sanatçıların adları, özellikle erken Ortaçağ’da bilinmez. Ortaya çıkan eser tanrıya adanmıştır ancak bunu inşa edenler anonimdir.

Anlaşılacağı üzere sanatçının ve sanatın, o dönemde bugün anladığımız gibi bir yeri yoktur. Sanat, yalnızca kilise için yapılırsa faydalıdır. Üstelik sanatın ortaya konuşu da sanatçının inisiyatifinde değildir. Sanatın konuları ve bu konuların nasıl işleneceği bellidir. Sanatçıdan yalnızca bunlara uyması beklenir. Bunlara uymazsa kolayca toplumdan dışlanabileceği gibi, mükemmel bir şekilde uyması da ona ün kazandırmaz. Daha fazla kiliseden iş alır ancak hiçbir zaman bir sanatçı olarak adı yaşatılarak ödüllendirilmez.

St. Etheldreda Kilisesi, İngiltere

Bu noktada sanat ve sanatçı tamamen işlevsel konumlara getirilmişlerdir. İlk bakışta, bu kadar sınırları belli bir anlayışın sanatı içselleştirmeyi imkânsız kıldığı düşünülebilir. Ancak dinin ve ortaya konan eserlerin halk üzerindeki etkisi bu düşünceyi havada bırakır. Samimiyetle dindar olan bir dönem insanı, ister sanatçı ister de sıradan bir kilise sakini olsun; somut olarak kiliseden ve içindeki eserlerden derinden etkilendiği gibi, kilise olgusunu da doğduğundan beri içselleştirmiştir. Aslına bakılırsa, dindar olmayan biri için dahi kilise sanatı fazlasıyla etkileyicidir zira sıradan bir kasabalı olarak hayatı boyunca göreceği tüm ilgi çekici olaylar kilisede meydana gelir. Çoğunlukla kilisedeki sanat eserleri dışında oldukça geniş bir alanda görmeye değer bir şey de yoktur. Dönem insanları için ibadet mekânlarının bu kadar önemli olmasının da; sanatın modern bakış ile fazla sınırlayıcı olmasına rağmen bu denli içselleştirilebilmesinin de sebebi budur.

İncil’i Resmetmek

Ortaçağ sanatı, yukarıda da bahsedildiği gibi tamamen işlevseldir. Sanat, sanat için yapılmaz. Sanatın amacı dine hizmet etmektir. Üstelik bunun nasıl yapılacağının kuralları da bellidir. Kuralların bu kadar sıkı olmasının ardında ise kilise baskıcılığı dışında sebepler de vardır.

Ortaçağ kilise sanatı, Avrupa boyunca çok büyük oranda benzer bir anlatım sistematiğine sahiptir. Çünkü sanat, özellikle resim, birçoğu okuma bilmeyen inananlara dini anlatmak için yapılır. Bu sebeple anlatım tekniklerinin benzer olması ve sürekli aynı şekilde uygulanması çok önemlidir. Köyden köye fark eden İsa betimlemeleri, kendileri İncil’i okuyamayan insanların aklını karıştırırdı. Ancak neredeyse her yerde benzer olan betimlemeler sayesinde, İncil’i okuyamayan insanlar dahi İncil’de bahsi geçen olayları anlayabilmiştir. Bugün sanat eseri olarak nitelendirdiğimiz bu çalışmalar, o dönemde birçok insan için kutsal kitapları ile eşdeğerdi çünkü orada yazılanları anlamalarının tek yolu bunlardı.

Şematik Anlatımlar

Ortaçağ’da sanatın bugün anladığımız halinden çok uzak olduğu kesin. Ancak bu keskin ayrım, dönem sanatını yorumlarken yararlanılan noktalardan biri.

Tamamen işlevsel olarak devam ettirilen ve kurallara sıkı sıkıya bağlı ilerleyen Ortaçağ sanatında, önemli olan içeriktir. Anlatım tekniği, şematik denebilecek kadar basit kalır. Açılar, oranlar ya da detaylar önemli değildir. Önemli olan dönem insanlarının betimlenen hikâyeyi anlayıp ders çıkarmasıdır.

Son Akşam Yemeği, Leonardo Da Vinci, 1498
Bir Ortaçağ kilisesinden ‘Son Akşam Yemeği’ betimlemesi

Örneğin, başında hare olan kişi kutsaldır. Ancak bu kişi İsa dahi olsa detaylı bir betimlemeye girilmez. Kimi zaman boyut farkları ile daha üstün olan (tanrı, İsa ya da Meryem) belirtilir ancak genelde figürler bir örüntü gibi birbirini izler.

Tüm coğrafyada üzerinde anlaşılmış nişaneler dışında, figürlere detaylar eklenmez. Birbirinin neredeyse aynı olan figürlerde kimin kim olduğu ise ikonografi sayesinde ayırt edilebilir. (İncil yazıcılarının her birinin bir sembolü olması gibi) Tıpkı Antik Yunan tanrılarının atribüleri gibi, kutsal kişilerin de onları temsil eden nesneleri ya da hayvanları vardır. Örneğin İncil yazıcısı Markos, aslan olarak da betimlenebilir. Burada farklı olan, Markos’un yanında aslan betimlenmiyor oluşudur. Eğer farklı sebeplerden bir insan figürü istenmiyorsa, Markos ‘yerine’ aslan konabilir.

Dört İncil yazıcısının sembolleri

Özetleyecek olursak, Ortaçağ neredeyse her detayı ile günümüzden çok farklı ve çoğunlukla da modern anlayışa zıt bir dönemdir. Ancak Ortaçağ’ı günümüz bakış açısı ile değerlendirmek, yanlış sonuçlara varmamıza sebep olacaktır.

Yukarıdaki bilgilerden de anlaşılacağı üzere, günlük hayatın çok büyük kısmında baskın olan kilise, Ortaçağ sanatında da temel belirleyicidir. Bugünün bakış açısı ile çok kısıtlayıcı ve sanatçının hakkını teslim etmeyen bir yaklaşımı vardır. Ancak bu yaklaşım, günümüzde kolayca okuyabildiğimiz ve kendi döneminde sorunsuz işleyen bir anlatım sisteminin doğmasını sağlamıştır.

Dönemi değerlendirirken, Ortaçağ sanat anlayışının dönem insanlarının ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde geliştiği ve bu anlatım tekniğinin o insanlar için ne kadar önemli olduğu unutulmamalıdır.

 

Kaynak; 1, 2, 3

Sanatın Öyküsü, E.H. Gombrich, Remzi Kitabevi 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here