Postmodernizm akımının en yoğun hissedildiği alanlardan biri de edebiyattır. Bizim dilimizde son yıllarda etkisi daha ağır görülse de aslında 1960’larda ortaya çıkan bu akım, geleneksel düşünce tarzı ve edebiyata göre çok daha farklı ve verimli bir bakış açısı sunar. Postmodernizmi geleneksellikten ayırarak özetlemek gerekirse; hayata dair temel referanslarını geçmişten değil de yaşanan andan ve bireysellikten alan bir akım diyebiliriz. Postmodern edebiyat da aynı şekilde olay örgüsünde bireyselliği ve soyutluğu öne çıkararak okuyucuya çok geniş bir yorumlama hakkı bırakmış olur.

Orhan Pamuk, 1986 yılında Doğan Hızlan ile yaptığı bir TRT söyleşisinde; kendisine romanları nasıl yazdığının sorulması üzerine bu akıştan bir görsel süreç ile bahsediyor. Başta tüm hikaye hakkında bir resmi göz önüne getiren Pamuk, zamanla bu resmi genişleterek anlara; anları da hikayeye ve örgüye çevirir. Örneğin Cevdet Bey ve Oğulları romanı için aklına akşam yemeği yiyen bir ailenin, Beyaz Kale için gece yarısında saraya yürüyen bir kahinin, Sessiz Ev’de ise aile büyüğünün yazmış olduğu bir mektubun aklında resimler olarak oluşup romana dönüşmesini anlatmıştır.

Orhan Pamuk’un görsel bir andan yola çıkıp bunu bir olay örgüsüne çevirmesi ise, postmodern edebiyatın (ya da postmodern romancılığın) içeriğe değil de daha çok kurgulanmasına ve romanın biçimine daha çok önem vermesi özelliği ile birebir uyuşur. Çok basit bir kurgu içinde efsaneler, mitler ve simgeler ile anlatılarak postmodern edebiyatta başarılı bir eser haline gelip okuyucuya soyut bir bakış açısı kazandırabilir.

Tüm bu özelliklerin yanında, postmodern edebiyatta okuyucunun hissedeceği en yoğun farklılıklardan biri de hikayeyi tekrar tekrar yorumlama şansının olmasıdır. Postmodern bir eserin kurgusunda herhangi bir açıklık olmasa bile hikayenin anlatış biçiminden kaynaklanan ve kimi zaman ağır basan soyut kavramlardan dolayı okuyucu hikayeyi tekrar tekrar yorumlayabilir. Örneğin Kara Kitap isimli eserde yapılan postmodernizme dayalı oyunlardan biri, Galip’in Rüya’yı ararken sürekli farklı hikayeler dinlemesi, bu hikayelerin okuyucuda oluşturuduğu soru işaretleridir. Birden fazla anlatıcının anlattığı farklı hikayeler romanın okuyucularına “Acaba bu hikayenin olay akışı ile bir ilgisi var mı?” sorusunu sordurabilir ve kitabın geriye kalan kısmında bir hikaye-olay akışı bağlantısı kurmaya çalışmalarına sebep olabilir.

Başka bir örnek vermek gerekirse, postmodern romanın belirgin bir özelliğinden daha bahsetmek gerekir. Bu tür eserlerde diğer edebi eserlerin, metinlerin etkisi olduğu açıkça bellidir ve bu etki kimi zaman hikayelerdeki benzerliğe, olay akışındaki uyuşmalara kadar gidebilir. Beyaz Kale isimli romanın sonunda Orhan Pamuk, “Beyaz Kale Üzerine” isimli bölümde bu romanı yazarken esinlendiği metinleri açıkça belirtmiştir. Bu kaynak gösterimine rağmen bazı eleştirmenler Orhan Pamuk’u intihalle suçlamış, bunu yaparken postmodernizmin en temel farklılıklarından biri olan metinlerarasılığı tamamen görmezden gelmişlerdir.

Postmodern edebiyatın Türkiye’de en iyi temsilcilerinden biri olan Orhan Pamuk’un hepsinde olmasa bile hemen hemen tüm eserlerinde bu etkiyi görebilip, akımı anlamak için bir kaynak olarak kullanabilsek de Türk Edebiyatı için bu kaynaklar diğer dillere göre çok daha sınırlıdır. Çünkü olay akışı nasıl olursa olsun bizim dilimizde sadece edebiyat alanında değil, tüm alanlarda geleneksellikten kurtulmanın çok zor olduğunu biliyoruz.

 

Kaynaklar: 1 2

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here