Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
21

“Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor,
Komünizm hayaleti.”

Genç Karl Marx… Yönetmen koltuğunda “En İyi Belgesel” ödülü Oscar Adayı, Haitili Raoul Peck oturuyor. İyi seyirler…

Film, ormanda odun toplayan insanlarla açılışını yapıyor. Atlı askerler ve atlıların geldiğini gören insanların kaçışı… Anlıyoruz ki iktidara göre yanlış olan bir şeyler var ortada. Bunlar yaşanırken fonda Marx’ın bu olaya dair yazdığı gazete makalesi geçiyor. Ve Marx yazısında şöyle bir cümle kuruyor:“Montesquieu’ya göre iki tür yozlaşma vardır. İlki, insanların kanunlara uymaması. ikincisi, kanunların insanları yoldan çıkarması.” Filmin ilerleyen sahnelerinde bu sert yazıdan dolayı Marx’ın çalıştığı gazete kapatılıyor ve kendisi Prusya’dan sınır dışı ediliyor. Tarihsel açıdan olayın geçek olup olmadığını araştırmak istedim. Acaba insanların ormandan topladığı odun yüzünden dayak yemesi ve öldürülmesi gerçek mi yoksa sadece dramatik katkı amacıyla mı yapılmış diye. Maalesef, olay gerçek. Ormanda odun toplamak, odunun özel mülkiyet sayılmasından yasaklanmış ve çıkarılan “Odun Hırsızlık Yasası’’ ile hırsızlık kategorisine dahil edilmiş. Filmin bize kattıkları sadece bu değil tabii ki. Tarihsel bir yapıt olmasından ötürü “Komünizm nedir?” ve “Neden komünizme ihtiyaç vardır?” sorularına çok iyi yanıt veren filmde sadece bu soruların yanıtı yok. Aynı zamanda o dönem yaşamış birçok siyasi karakteri ve onlarla Marx-Engels arasındaki ilişkiyi de görebiliyoruz. Beni en çok eğlendiren sahnelerden birisi, Proudhon’un “Mülkiyet” üzerine yaptığı konuşma sonrasında gaza gelen Bakunin’in “Yaşasın Anarşi” sloganı atması ve Marx’ın, Bakunin’e bakışı olmuştu. Oyunculuk konusunda gayet başarılı performansların olması bu bakışlardan bile gerçek karakterler arasındaki bağlantıyı anlamamızı sağlıyor. Film, sadece teorik tartışmaları değil Marx ve Engels’in iç dünyasını da anlatıyor bize. Marx’ın evini geçindirme derdinde bir baba olduğunu ve siyasi hayatıyla aile hayatını birlikte götürmeye çalıştığını çok iyi şekilde anlıyoruz. Engels’in burjuva bir aileden geldiğini ve dönemsel olarak bunalımlar yaşadığını, kendimizi Engels’in yerine koymamıza sebep olacak seviyede anlatıyor. Bunların yanında öğretmeye de devam ediyor. Mesela, Marx ve Engels ikilisinin birlikte yazdıkları ilk kitabın ismini Marx’ın eşi Janny koyuyor: Eleştirel Eleştirinin Eleştirisi. Öte yandan film, Marx’ı Marx yapan en büyük özelliklerinden birisinin Karl Marx’ın “boyun eğmeyen” karakterinin olduğunu çok iyi işliyor. Öyle ki, Marx kendisine biçilen hiçbir sınırı tanımıyor ve her bulunduğu ortamda söylemesi gerekenleri burjuva veya ütopyacı sosyalist ayrımı yapmadan söylüyor, tartışmaktan asla kaçmıyor.

Filmin akışı gayet iyi, kendisini izlettiriyor ve baştan sona kadar temposunu neredeyse hiç düşürmeden ilerliyor. Prodüksiyon konusunda ise oldukça başarılı bir işe imza atılmış diyebiliriz. Tarihsel olduğu kadar biyografi kategorisine de giren filmin bu kadar yalın anlatıma sahip olmasının nedeni hiç kuşkusuz, yönetmen koltuğunda oturan Raoul Peck’in belgesel yönetmeni olması. Benim için değerli olan bir başka nokta ise Marx’ın ikon haline gelmiş olduğu yaşlı ve sakallı modelinin değil gençlik döneminin seçilmesidir. Burada anlatılan çok önemlidir. Marx da bizim gibi insandır, onun da sevinçleri, hüzünleri olmuştur. Ve en önemlisi her şeye rağmen asla vazgeçmemiş, vazgeçmemişlerdir.

Mutlaka izlemenizi tavsiye ediyorum. İzledikten sonra tarihsel açlığınız daha fazla artacak.

“Burjuvazi ve işçiler kardeş değil, düşmandır.”

-Friedrich Engels

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
21

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here