Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

Gördüğümüzün ve dokunduğumuzun ötesinde çok kırılgan ve narin algılara sahip üç kadın. Üçü de dünyadaki bütün acıları sahiplenip kucaklamış, içşelleştirmişlerdi. Her biri çığlıklarını yaşamıyla ve şiirleriyle sessizce attı.

Sylvia Plath ve Sırça Fanusu

27 Ekim 1932 doğumlu Amerikalı şair ve yazar. 20. yy’ın en dikkat çeken şairlerinden olan Plath, edebiyat toplumunda belli duruşu ve yalnızlığıyla dikkat çekiyordu. Yaşamına son verdiği döneme kadar sorunlu olan hayatının ilk sarsıntısını 8 yaşında babasını kaybedince yaşamış, ilk şiirini de bu dönemde yazmıştır. Eserlerinde genellikle bireyler üzerindeki toplumsal kısıtlamalara değinmiştir. Yazılarında ve yaşamında her zaman kırılgan, umutsuz ve ölüm saplantılı olmuştur. Lise yıllarında manik depresif tanısı koyulan bu ince ruh, ilk intihar girişimini de bu zamanda gerçekleştirmiş, amacına ulaşana kadar iki kere daha bu girişimde bulunmuştur.

Al Alvarez ”Suicide-The Savage God” yapıtında Plath’in çocukluk yıllarında oturdukları evin bodrumunda kendine bir mezar kazıp kendini toprağa gömdüğünü, bulunduğunda ise zor nefes aldığını belirtmiştir.

Çok sayıda ödül kazanan ve genç yaşlarındayken bile ulusal dergilerde hikayeler ve şiirler yayınlayan üstün yetenekli bir öğrenciydi. Lise dönemi 20 Haziran 1958 günlük kayıtlarında bipolar bozukluk olarak da bilinen manik depresifliğini güçlü bir şekilde tanımlamıştır;

”Sanki hayatım sihirli biçimde iki elektrik akımı ile yürütülüyor; neşeli olumlu ve umutsuz negatif. Şu an akıma hangisi devam ederse hayatıma hakim oluyor, taşıyor.”

Plath 1953 yılı Ağustos ayında, 19 yaşındayken uyku hapları yutarak intihar girişiminde bulundu. Başarısız olan bu girişimden sonra uzun süre psikiyatrik ve elektroşok tedavisi görmüştür.

Bu zor dönemi az da olsa atlattıktan sonra Cambridge Üniversitesinde okumak için Fulbright bursu kazanmış ve orada kendisi gibi şair olan Ted Hughes ile tanışmıştır. 1956’da mutlu bir aşk evliliği yapmış, daha sonrasında sayısız kez aldatılmasıyla kendini zorlu bir sürecin içinde bulmuştur. İki çocuğu olduktan sonra en son komşuları olan evli şair Assia Wevill ile aldatılmasıyla 1962’de boşanmaya karar vermiştir. Farkındalığı, yazamama endişesi, manik depresif durumu ve aldatılması bu dünya için fazla kırılgan olan Plath için intihara uzanan yol olmuştur. Hakkında ölümünden sonra 104 kitap basılmıştır.

11 Şubat 1963 günü, tam 30 yaşındayken Sylvia iki çocuğunun odalarına süt ve kurabiye bıraktı, kapılarını hava girmeyecek şekilde bantladı ve fırının  gazını açarak kafasını fırının içine soktu.

Hughes Plath’in intiharını önlenemez olarak görmüştür. Onun için ”Bitkilerde bile, en küçük haksızlıklara verdiği tepkiler, aşırı derecede şiddetliydi’‘ demiştir.

Öldüğü sırada boşanmaları tamamlanmadığı için mezar taşına Sylvia Plath Hughes yazılmıştır, okuyucuları Hughes’ı suçladıkları için çoğu zaman bu mezar taşını çalmış veya tahrip etmiştir.

Plath kadınlığın büyük temasını modern uygarlık kaderi ile bağdaştıran az sayıdaki kadın yazarlar arasında yer alıyordu. En ünlü eseri olarak bilinen ve otobiyografisi de kabul edilen eseri Sırça Fanus‘tur.

”Bir kadının bir tek temiz yaşantısı olması gerektiği, oysa bir erkeğin biri temiz öteki kirli iki yaşantısı olabileceği düşüncesi beni çileden çıkarıyordu.”

Dünyayla Yaralı Şair: Nilgün Marmara

13 Şubat 1958 doğumlu, Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu şair.

Plath gibi manik depresif olan Marmara kendini hayatı boyunca onunla özdeşleştirmiş, öyle ki üniversite tezini bile ”Sylvia Plath’in Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi” adıyla Plath üzerine yazmıştır. Ölümü de aynı yaşlarda aynı içsel nedenlerden gerçekleşmiştir. Marmara’ya göre Plath’in narin, incinebilir ruhani varlığı ve her şeyin sürekli kirlenişinin iç karartıcı bir şekilde farkında oluşu onu ölüme sürüklemiştir.

1982’de Kağan Önal ile evlenmiştir. Hayatı boyunca yazdığını kimseye söylemeyen Marmara’nın intiharından sonra ”Daktiloya Çekilmiş Şiirler” ve ”Daktiloya Çekilmiş Metinler” olarak iki kitabı vasiyetindeki izniyle yayınlanmıştır. Yakın arkadaşı Ece Ayhan onun için dünyayla yaralı ifadesini kullanmıştır.

13 Ekim 1987‘de 29 yaşındayken beşinci katın penceresinden kendini aşağıya bıraktı. Hissettiği ve içinde bulunduğu yalnızlığıyla ölümsüz şairler arasına katıldı.

”Biliyorum, bir gün dayanamayacak küçük kalbim; arkamı dönüp inandığım ve güvendiğim her şeye veda edeceğim.”

Bir Reddediş: Tezer Özlü

Bütün kalıplara sığmayı reddeden naif şair 10 Eylül 1943‘te doğdu. Çocukluğundan beri hassas ama reddedici bir yapıya sahip olan Özlü’nün hayatı boyunca etkilendiği yazarlar Italo Svevo, Franz Kafka ve Cesare Pavese oldu. Geriye az sayıda eser bırakmış olsa da en bilinenleri Eski Bahçe(1978), Çocukluğun Soğuk Geceleri(1980) ve Yaşamın Ucuna Yolculuk(1984)’tur.

Lisede okul kampıyla Viyana’ya gitmiş, daha sonra gençliğinde Avrupa seyahatine çıkmıştır. Burada Paris’te Adalet Ağaoğlu’nun kardeşi olan Güner Sümer‘le tanıştı, birbirlerine aşık oldular ve 1964’te evlendiler. Bir süre sonra Ankara’ya taşındılar ve sıkıntı dolu yıllar da bu kasvetli şehirde başladı.

Hayatındaki boşluğu fark eden Özlü eşinden 1968’de ayrıldı ve bu dönemde kendisine manik depresif teşhisi konuldu. Aynı Plath gibi psikiyatri kliniğinde bir süre kaldı ve elektroşok tedavisi gördü.

Atlatmış gözüktüğü bu dönemden kısa süre sonra 1968’de Erden Kıral ile evlendi ve 1973’de kızı Deniz dünyaya geldi. Çift bir süre sonra boşansa da Özlü hayatındaki en garip olayı sevdiği halde Erden Kıral’dan ayrılması olarak gösterir.

Hayatı boyunca bir yere ait olmayan, olmak istemeyen, toplumu, aile kavramını, dayatılanları reddeden şair bu ideolojisini şu sözüyle yansıtmıştır;

”Şunu öğrenmelisin;
Sen bir işe yaramaz değilsin.
Seni senden çalan toplumdur.”

Hayatının son dönemlerinde Berlin’de kaldığı bir süreçte İsviçreli sanatçı Hans Peter Marti ile birbirlerine aşık oldular ve bürokratik engellere rağmen 1984’te evlendiler. Aşkları Özlü’nün hastalığıyla keskin  bir bitiş yaşadı.

Eşine son sözleri ”beni yalnız bırakma” oldu ve göğüs kanseri sebebiyle 18 Şubat 1986‘da hayata veda etti.

Dünyayı içine sığdıramayan ve orada sıkışıp kalan bu üç şair de manik depresif rahatsızlığıyla boğuşmuş, varoluş sancısı çekmiş, tüm savaşlarını kendi içinde vermiş ve geriye unutulmayacak eserler bırakmıştır.

Farkındalığı yüksek, zeki ve sorgulayıcı olmaları dünyayla aralarına uzun bir set çekmiş ve onları birer ”reddedici” yapmıştır.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here