Orijinal bir konu, başarılı bir yönetmen ve yetenekli oyuncular. Lovely Bones gerçekten de insanın son derece içine işleyen, film boyu içini sızlatan ve son anına kadar merakla izleten bir film. Alice Sebold’ın 2002 yılında çıkan aynı isimli kitabının bir uyarlaması olan film, 2009 yılında Lord of the Rings ile bildiğimiz Oscar ödüllü yönetmen Peter Jackson tarafından sinemaya uyarlanmış. Yönetmenin diğer filmlerini seven ve buna benzer bir film izlemek isteyenler için önceden söylemekte fayda var ki bu film diğerlerinden biraz farklı çizgisi olan bir film.

Filmin oyuncu kadrosu da yönetmeni gibi Oscar ödülleri ile aşina olduğumuz isimler. Başrolde Saoirse Ronan, Susie Salmon karakterine başarıyla hayat veriyor. Susie’nin anne ve babasını da Rachel Weisz ve Mark Wahlberg canlandırıyor. Ayrıca kadroda Stanley Tucci ve Susan Sarandon da yer alıyor. Özellikle Stanley Tucci tarafından canlandırılan George Harvey karakteri, sinemada izlediğimiz kötü adamlar içinde en rahatsız edici olanlardan biri olabilecek kadar iyi işlenmiş, başarıyla hayat verilmiş bir karakter.

Hikâye 1970 yılında Pensilvanya’da sıradan bir ailenin kızlarının komşuları tarafından önce tecavüze uğrayıp sonra öldürülmesiyle başlıyor. Filme katilin kim olduğunu bilerek başlıyoruz ve film boyunca yaşananları katilin gözünden de izliyoruz. Filmi farklı yapan şey ise filmi aynı zamanda ölen kızın gözünden, öldükten sonrasında da izleyebiliyor olmamız. 14 yaşında vahşice öldürülen ve cesedine ulaşılamayan Susie, dünya ve cennet arasında bir yerden dünyada olanları izleyebiliyor ve onun anlatımıyla olayları izliyoruz.

Böyle büyük bir kayıpla ve aslında büyük bir belirsizlikle mücadele etmeye çalışan bir aile ve çözülemeyen bir cinayeti anlatıyor film. Susie dışında iki tane daha çocukları olan aile, Susie’nin kayboluşunun ardından kendi içinde de büyük çatışmalar yaşıyor. Ailenin birkaç yıl içerisinde yaşadıkları süreci, kayıpla başa çıkma çabalarını izliyoruz. Ama en çok insanın içini sızlatan kısım buna ölen kızın anlatımıyla şahit olmamız. Ailesinin kendi yasını tuttuğunu gören, arkadaşlarıyla yaşayacağı geleceği elinden alınan 14 yaşındaki bir kızın gözlerinden kendisinden sonra geride kalanların hayatlarını izlemek son derece üzücü oluyor.

Susie, bulunduğu ara dünyadan başına gelenleri öğrenmeye çalışan ailesine ve arkadaşlarına işaretler göndererek onlara bu gizemi çözmeleri için yardım etmeye çalışıyor. Filmden, başından sonuna kadar yüksek tempoyla ilerleyen ve sık sık da izlerken gözlerinizin dolacağı bir dram filmi olarak bahsedilebilir. Senaryonun da kesinlikle klişeye kaçtığını düşünmüyorum. Katilin kimliği cinayet işlenirken gösterildiği için filmde yaratılmak istenen gizem katilin kimliği değil, katilin gizliliğinin açığa çıkıp çıkmayacağı sorusu oluyor. Bu noktada da tatmin edici ve fazla klişe olmayan bir finali olduğunu düşünüyorum.

Filmin puanına aldanmadan bir şans verilip izlenmesi gerektiğini, puanının da düşük olmasının sebebinin de yönetmenin isminin yarattığı beklentiden farklı bir yapım olmuş olması olabilir diye düşünüyorum ve dram veya cinayet temalı filmleri sevenlere de şiddetle tavsiye ediyorum.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here