Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
21

“Sen ne kadar çok istersen o kadar gerçekleşmez. Öte yandan, şayet bir önemi yoksa gerçekleşir. Uğraşmazsan, çabalamazsan bir bakmışsın olmuş bile..”

İntihar ettikten sonra, gözlerinizi sadece ölülerin yaşadığı başka bir dünyaya açsaydınız ne yapardınız? İlk uzun metraj filmiyle yönetmenliğini Goran Dukic’in üstlenmiş olduğu Wristcutters: A Love Story | Bilekkesenler: Bir Aşk Hikayesi işte bize bu dünyanın kapılarını açıyor. Etgar Keret’in “Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü” adlı uzun öykü kitabından uyarlanan bağımsız film, 2006 yılında birçok festivalde gösterilerek ödüller aldı.

Başrollerinde; Patrick Fugit, Shannyn Sossamon, Shea Whigham ve Tom Waits gibi isimlerin bulunduğu “Wristcutters: A Love Story” kız arkadaşı Desiree’den ayrılan Zia’nın (Patrick Fugit) bu aşk acısı yüzünden bileklerini kesmesiyle başlıyor. Bu olaydan sonra kendisini sadece onun gibi intihar etmiş insanların olduğu ölü bir dünyada bulan Zia, pizzacıda işe girip yeni yaşamında kendine bir düzen kurmaya çalışsa bile burada da Desiree’ye olan aşkından kurtulamıyor. Ancak, kendisinden bir ay sonra Desiree’nin de intihar ettiğini öğrenen Zia bunun üzerine; zamanla dost olduğu -verdiği bir konser esnasında kendisini gitarıyla öldürmüş olan- rock starımız Eugene (Shea Whigham) ile birlikte Desiree’yi bulmak için yola çıkıyor. Yolculukları sırasında; ölüler dünyasına yanlışlıkla geldiğini düşündüğü için buranın yöneticilerine ulaşmaya çalışan filmin tatlı ve uyumsuz kızı Mikal (Shannyn Sossamon)’a rastlayan ikili, Mikal’ı da arabalarına alarak yola devam ediyor.

Yine yolda oldukları bir gece köpeğini arayan Kneller (Tom Waits) ile karşılaşan ekibimiz, Kneller tarafından kendisinin de orada yaşadığı ve türlü mucizenin gerçekleştiği bir yere götürülüyor. Oldukça renkli geçen filmin bu kısmından sonra ise karakterlerimiz için hiçbir şey aynı kalmıyor.

Rus aksanlı huysuz Eugene, tatlı ve sakar aşığımız Zia ile bu mutsuz dünyaya hiçbir zaman ısınamayan muzur Mikal’ın yani birbirinden tuhaf bu 3 ölünün birlikte, yer yer komik yer yer hüzünlü sahnelerle geçen yolculuğunun; yolculuk filmlerini zaten seviyorsanız izlerken size çok keyif vereceğini söylemeliyim. Filmde ölülerin dünyası için aşırıya kaçmayan bir sinematografi kullanılmış. Her şeyin olabildiğince gerçek ve ölü olduğunu hissediyoruz.

Filme dair benim en hoşuma giden ayrıntılar, herkesin intihar şeklinin mini bir gösterimi ile bu dünyanın içinde her karakterin kendine özgü çizdiği tavırdı. Eugene, kendisi gibi tüm fertlerinin farklı zamanlarda intihar etmiş olduğu ailesiyle, burada da bağlarını sürdürüyor ve yolculuk sırasında sürekli annesiyle haberleşiyor. Mikal, gittiği her yerde kuralcı ve sıkıcı bulduğu tabelalarda kelime oyunları yaparak ölü bile olsa eğlenebilmek istiyor ve inandığı şeyin peşinden yılmadan gidiyor. Zia, sadece takıntı yapmaktan vazgeçtiği zaman istediği şeyi gerçekten elde edebileceğini geç de olsa öğreniyor. Bunların yanı sıra, Kneller karakteriyle gördüğümüz Tom Waits’in anlattığı ve üzerine biraz düşünülmesi gereken bu güzel hikaye ise filme hoş bir renk katıyor:

“Bir zamanlar eğri bir ağaç ile dik bir ağaç varmış. Yan yana büyümüşler. Dik ağaç eğri ağaca her gün şöyle dermiş: “Eğrisin sen! Hep eğriydin ve eğri kalmaya devam edeceksin. Bana bak, bana. Ben uzunum ve dik duruyorum.” Sonra bir gün oduncular ormana gelmiş ve etraflarına bakınmışlar. Ve ekibin şefi şöyle demiş: “Dik ağaçların hepsini kesin!” Ve eğri ağaç orada kalmaya devam etmiş. Güçlenmiş ve daha da acayipleşmiş.”

“Wristcutters: A Love Story” genel olarak izleyiciyi ilginç konusuyla yakalayıp tatmin etse de adından da belli olduğu üzere bir aşk hikayesine uygun olarak biraz klişe kalabilecek şekilde bitiyor. Ancak, filmin bütününe bakıldığında bize verdiği o sıcacık his bunu görmezden gelmenizi sağlayabilir.

“Hayat bir yolculuktur, ölüm sonrası ise delicesine bir macera!”

 

Kaynak: 1

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
21

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here