Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
16

Oğuz Atay, Türk toplumu ve aydını arasındaki kopukluk ve hor görmeye varan yabancılaşmayı eserlerinde belki de en açık yüreklilikle anlatan, değeri yıllar sonra anlaşılmış usta yazar. Tutunamayanlar eserinin son yıllardaki popülaritesi alıp yürümüş olmasına rağmen hala birçok eseri keşfedilmek isteyen hazineler gibi okurlarını beklemeye devam ediyor. Bunlardan biri ise yazdığı tek tiyatro oyunu olan Oyunlarla Yaşayanlar. Zamanında Kenter ailesi tarafından beğenilmeyip Atay’ı hayal kırıklığına uğratan eser, gerek özenle çizilmiş karakterleri, gerek küçük detaylarla büyük hadiselere dikkat çeken yapısı ile değil bir yazıda, ayrı bir kitapta incelenebilecek özgünlüğe sahip. Oyunun kahramanı Coşkun Ermiş ise hakkında sayfalarca analiz yapılmasına değecek, zihninin içine girerek tiyatro sahnesinde canlandırması zorlayıcı olacak bir figür.

Oyun, işinin kendisini tatmin etmediğinin farkına vararak erken yaşta emekli olmuş Tarih öğretmeni Coşkun Bey’in hayatı ve düşünce dünyası etrafında dönüyor. “Tanzimat’tan bu yana sürekli değişen politik ve toplumsal değerler, hedefler ve ölçütler” arasında kafası allak bullak olmuş ve en sonunda bunalıma girmiş orta seviyedeki Türk aydınının vücut bulmuş hali ana karakter. İşini bıraktıktan sonra hayatın gerçeklerini, geçim derdini göz ardı ederek (bu konudaki bütün sorumluluk karısına kalıyor) içindeki tatminsizliği bastırmak için binbir türlü hobi deniyor, ve en sonunda tiyatro yazarlığında karar kılıyor. Fakat eserlerini gerçek hayatta da benimseyecek kadar ciddiye alması, her sahneyi ruhunun derinliklerinde yaşaması onu bir noktadan sonra gerçek hayattan kaçmaya ve dünyasını oyunları etrafında döndürmeye itiyor.

Batı’yı takip ve taklit ederek erişmeye çalıştığı entellektüelliğin, parçası olduğu halk ile arasındaki duvarı iyice kalınlaştırması ve peşinden gelen memnuniyetsizlik esir alıyor Coşkun’un hayatını. Hatalarla dolu olduğunu fark ettiği yaşamını ve içini kemiren suçluluk duygusunu kurguladığı ve “sahnelediği” oyunlarda da yansıtıyor.

Hayat şartlarının farklılığından ötürü gerçeklikleri örtüşemeyen iki kesimin, halk ve aydının, aslında birbirlerine muhtaç oldukları farkındalığı, anlamaya çalışmak yerine burun kıvırdığı (Atay bu karakterle eleştiri oklarını Türk yarı-aydınına çeviriyor) Türk insanını düşünmesine itiyor onu:

“ Ey sevgili Milletim! Neden böyle yapıyorsun? Neden az gelişiyorsun? Neden bizden geri kalıyorsun? Hiç düşünmüyor musun ki, sen neden az gelişiyorsun diye durmadan düşünmek yüzünden, biz de istediğimiz kadar ilerleyemiyoruz… Ey şu fakir milletim! Aslında seni anlatmıyoruz. Sefil ruhlarımızın korkak karanlığını anlatıyoruz. İşte onun için sana yanaşamıyoruz. Senin yanında bir sığıntı gibi yaşıyoruz. Hiç utanmıyor muyuz? Hiç utanmıyoruz. “ (s51)

Bu sözleriyle eserlerine halktan karakterler serpiştirerek onları anladığını, onlarla “diyalog kurduğunu” (s.58) zanneden aydınları da ti’ye alıyor Coşkun Bey. Ne hoştur ki, bu farkındalığa varmasıyla soyadı  “Ermiş” , sadece isimle anılan diğer aile fertlerine karşın, oyun metninde isminin yanında yer almaya başlıyor.

Dikkat çekici başka bir nokta ise Coşkun Bey’in yakınları dışındaki her karakterin (müzik öğretmeni, garson vs.) aynı aktör tarafından oynanması. Fakat bu durumun farkına yalnızca ermiş yazar-aydın Coşkun varabiliyor: “Sanki bu adam daha önce çok başka bir iş yapıyordu. Son günlerde herkesi birbirine karıştırıyorum zaten. Belki de karıştırmıyorum. Belki de insanlar aynı oyunları oynuyorlar, hayatlarını birbirine benzer oyunlarla geçiriyorlar.” (s.46)

Kahramanımız, gerçek ve renksiz, herkesin birbirine benzediği hayatını oyunlarla, milletine haykırdığı tiratlarla “yaşanmış” kılmaya çalışıyor. Tiyatro sanatına verilen değer de Atay’ın karakterlerinin söz ve davranışları çerçevesinde sıklıkla vurgulanıyor. Sürekli değişen bir ülke, iki arada bir derede kalmış bir halk ve kültür çatışması içinde bunalıma giren bir aydın, ancak oyunlarla baş edebiliyor dünyasıyla. Oyunlarla yaşıyor adeta… Zaten Atay’ın da kendi oyununu yazarken amaçlarından biri gerçek ve oyun arasındaki çizginin bulanıklaşması, bir noktadan sonra ayırt edilemez hale gelmeleri.

Coşkun Ermiş ve onun gibi birçok sıkıntı ve farkındalık çemberinde dönüp dolanan Türk orta-aydınını anlamak için, belki de en önemlisi, Atay’ın zamanında değeri bilinmemiş düşüncelerine ışık tutmak için Oyunlarla Yaşayanlar, zaman zaman kafa karışıklığı yaratsa da, okunmaya değer bir eser.

1

 

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
16

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here