Şüphesiz bir insanı tanımak zaman içerisinde onun yanında demlenmek ile olur. O’nu en iyi anlatan kişi de kuşkusuz her hal ve tavrına hakim olabilen, yazılacaksa da hayata onun penceresinden bakan bir göz tarafından kaleme alınır. Edebiyatımıza baktığımızda ise buna benzer sayılan iki eseri örnek olarak gösterebiliriz; Bir Fikir Adamının Romanı (Ziya Gökalp), Bir İslamcı Şairin Romanı (Mehmet Akif Ersoy) da Mehmet Emin Erişirgil tarafından kaleme alınan eserlerdir. Oğuz Atay‘ın hocası olan Mustafa İnan eserin önsözünde Cahit Arf‘ın da belirttiği gibi TÜBİTAK’ın bilim adamlarının hayatlarını bir bakıma roman kapsülünde projeleştirerek dönemin ve sonraki genç nesillerin bilime özendirilmesi hedeflenmiştir. Bu bilginin ardından eserin ısmarlama yazıldığı anlaşılır, yani yapıt Oğuz Atay’ın tüm eserlerinden bu yönüyle farklı bir yerdedir. Kurgusal anlamda daha eserin başında Oğuz Atay’a has bir anlatım göze çarpacaktır. Eserin başında Mustafa İnan’ı anlatan profesör ve öğrencinin karşılaşmasında rastlanır. Kurgu bu noktada devreye girer.

Bilim karşısında bütün zorlukların üstesinden gelen, insanına hizmet için sürekli çalışan, kafasındaki uyuşuk tüm felsefi mazeretleri bu uğurda yenen Mustafa İnan, bu milletin en bedbaht zamanında onların olması gerektiğinden daha olgun, bilmeye meraklı, kafası para endeksli çalışmayan bin yılda bir yeşeren o büyük umudun kendisiydi. O düşünce tembelliğine hayatın her alanında karşı çıkmış daima çözüm üreten yüce gönüllü bir adam olmuştur. Çevresi tarafından her daim sevilen ve sayılan İnan; yalnızca derinlerden gelen formülleri ve teorileri değil, sevgisini ve arkadaşlığını da onlarla paylaşır hemen hemen herkesle arkadaşlık kurabilen yapısıyla da dikkat çekerdi.

O, yaşamın kıyısında başlayan bir hikâyeye sahipti. Daha bebekken yaşamaz gözüyle bakmıştı ona hayat. Damdan düşmesi belki de onu o yapan dönüm noktalarından biriydi. Bu yüzden kitapta adı geçen, hayatı travmalarla dolu bilim adamlarıyla karşılaştırılması bundandı. Büyük bir matematikçi olan Gauss da küçükken bir kanala düşmüş onu bir çiftçi kurtarmıştı. Onun da bir dönüm noktası vardı kimseye benzemeyen. Oğuz Atay’ın benzersiz kurgusuyla gelişen bu eserde orta yaşlı bir profesör aracılığıyla Mustafa İnan’ı onun gibi taşradan okumaya gelen bir çocuğa anlatmasıyla başlar. Mustafa’nın yaşamasının nasıl bir mucize olduğunu, Anadolu’nun salgın hastalık ve fakirlikle imtihan olduğu dönemde doğmasına karşın nasıl daima merakını koruduğunu, gün geçtikçe yeni yeni şeyler başarmasının onda ahlaken hiçbir şey kaybettirmediğini de anlatır. İki bölümden oluşan bu eser, birinci bölümde Mustafa İnan’ın doğumundan eğitim hayatı bitene kadar olan dönem, ikinci bölüm ise hocalığından ölümüne kadar olan süreç aktarılır.

Yalnızca kendi alanına değil aynı anda birçok alana hakim olmayı başaran bilim insanı, Fuzuli ve Nedim’in şiirlerini ezbere biliyor, Divan Edebiyatı’nın adeta içinde yaşadığını söyleyerek ondan aldığı hazzı böyle ifade ediyordu. Beraberinde tasavvufa da ilgi duyan İnan, manevi havasını da hep diri tutardı. Felsefe, dil, müzik gibi mühendislik dışında yönlendiği birçok alan onun çok yönlü bir insan olduğunu da okuyucuya gösterir niteliktedir.

Eserde ön planda olan asıl anlatıcı hemen hemen her bölümde Doğu-Batı uyuşmazlığını okuyucunun önüne getirmiş ve Mustafa İnan kişiliğinin temel bir özelliği olan Doğu-Batı arasındaki uyumu onun Doğu geleneğinin de Batının bilimiyle uzlaşmasını isteyen bir karakter olduğunu apaçık gösterir. Ne yazık ki gerek işgallerle gerek azınlık çeteleriyle gerekse yokluğun tüm çıplak yüzüyle sınanmış, nice sıkıntılar atlatmış bu 56 yıllık bilime ve insana adanmış nadide ömür yeterince ilgiye mazhar olamamıştır. Örnek alınacak bir yaşama sahip olan İnan, eserin ele alış biçimini de didaktik bir yapıya dönüştürmüştür. Roman, didaktik bir amaç taşımasına rağmen yer yer okuyucuya bir insanın dramını da sunarak o insanı ete kemiğe büründürerek bir roman havasına da sokar.

Doktorasını İsviçre’de yapan İnan, Zürih Üniversitesinden teklif almasına rağmen ‘’Bunun benim ülkem için ne yararı olacak?’’ diyerek reddetmesi önce kendi ait olduğu toplumun bilim seviyesini yükseltmek, kendi milleti için çalışmak, ölü olan her şeyi yeşertmek, çözüm üstüne çözüm üretmek istediği için yüksek idrakın ve ahlakın şüphesiz onda mevcut bulunduğundan böyle bir karar alması şaşırtıcı olmamıştır.

Aklın hikmetle olan ilişkisini de daima savunan Mustafa İnan, kendini bu âlemin bilgisine Einstein’dan ziyade Mevlana’nın erdiğini kanıksayarak böyle bir gerekçe sunar. İnsanları her daim doğru düşünmeye sevk eden karakter bilimin önce ne olduğuna, bilimin ne yapmak istediğinin iyice kavranmasını ister. Vazgeçilmez bir tutkusu olan bilimin ışığında hem öğrenci hem de hoca olmayı başarmış, duruşundan ödün vermemiş bir hayatı kaleme alan Oğuz Atay: ”İyi bir hayat hikâyesi yazmak, bir hayat yaşamak kadar zordur.’’ diyerek, Mustafa İnan’ın sancılı zamanlarını en derinden hissederek başarılı bir biçimde aktarır. Ve bizler Mustafa İnan’ı hiç tanımamış, görmemiş kişiler olarak onunla yıllarca aynı yerlerde bulunmuş aynı şehirde nefes almışçasına tanır, onun ruhuna bir nebze de olsun nüfuz etmeyi Oğuz Atay sayesinde başarırız. Son olarak yazımı Mustafa İnan’ın bilimin peşinden gidecek olan gençlere öğüt niteliğinde olan sözleriyle bitirmek isterim:

Bilim uzun ve çetin bir yoldur çocuklar. Bilimi yarı yolda bırakmayın, olur mu çocuklar? Oppenheimer gibi hissediyorsanız, bırakın yüksek binaları başkası yapsın, büyük barajlarda başkası çalışsın. Bazılarına çok uzaklardan bile görünen yüksek yapılar kurmak çekici gelecektir. Bırakınız bu işleri öyleleri yapsın. Bazıları da insanları çalıştırmak, büyük teşebbüsleri idare etmek ihtirası ile yanarak kuvvetli olmak isteyeceklerdir. Bırakınız parayla da onlar uğraşsın. Sizin kuvvetli olmak gibi bir derdiniz yoksa, siz de Leonardo Da Vinci gibi ‘Kuvvet nedir?’ diye merak ediyorsanız buyrun sizleri Mekanik kürsüsüne beklerim. Çünkü bazılarına göre ‘Kuvvet’ para ile organizasyonun çarpımına eşittir; bize göre de kuvvet ivme ve kütleyi ilgilendiren bir büyüklüktür. Bu iki formülü birbiriyle karıştırmayın olur mu çocuklar? Kürsü ile ticarethaneyi birbirine karıştırmayın olur mu çocuklar?”

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here