Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

Thomas Bernhard’ın Kireç Ocağı adlı eserinde, takıntılı bir karakter olan Konrad’ın işitme konusundaki incelemesine ve incelemeyi hayata geçirmeye çalışırken yaşadığı tuhaf olaylara tanık oluyoruz. Konrad adlı karakter, 20 yıldır incelemesini hayata geçirmeye çabalamaktadır ve bunu gerçekleştirmek için en sonunda karısıyla beraber kireç ocağına gelirler. Okuyucular da hikayelerini kireç ocağından başlayarak öğrenmeye başlar. Kireç Ocağı; hayallerini gerçekleştiremeyenlerin, gerçekleştirmek için çaba harcamayanların, hayalleri için cesareti olmayanların, gerçekleştiremedikleri hayallerinden dolayı vicdan azabı duyanların zihnidir bir bakıma. Basık, boğucu, gergin ve takıntılı bir zihin.

Kireç Ocağı’na girdikçe Konrad’ın iç dünyası açık bir şekilde önümüze serilir. Konrad’ın kafasının en derin yerlerini kemiren ve içinde vicdan azabı yaratan durum, kafasında tasarladığı, hayatının tek amacı haline gelen incelemeyi kağıda dökememektir. Bu aslında insanlar tarafından deneyimlenen bir durumdur; hepimiz hayaller kurarız, istediğimiz şeyleri düşünürüz ve bunları hayata geçirmek, somut bir hale dönüştürmek isteriz. Zor olan ise düşüncelerimizi veya hayallerimizi toparlamak, gerçekleştirmek ve bunun için çaba harcamaktır. Çoğumuz bahanelere kaçar, çabalamamasının nedenlerini düşünerek kendi içini rahatlatmaya çalışır. Çabalamamanın korkunç vicdan azabı üzerimize çöker. Bizi rahat bırakmaz, beynimizin içinde durmadan bize yük olur. Bu yük zaman geçtikçe hayatımız üzerindeki kontrolünü kaybetmemize neden olur. Konrad’ın değişik psikolojisinin ve rahat olmayışının altında yatan sebep budur. Çoğu zaman incelemesini yazmamasının vicdan azabını basit bahanelere sığınarak gidermeye çalışmıştır; banka denetçisinin gelmesi yüzünden bütün gününü çalışmayarak geçirmiştir ya da kireç ocağına giderken yolda karşılaştığı biri onun gününü mahvetmiştir, bu yüzden inceleme yazısına başlayamamıştır. Thomas Bernhard’ın hayatındaki öfkenin de bir sebebi budur.

Hayallerimizi gerçekleştirmek için çabalamamızın önündeki en büyük engellerden biri de içimizde bunu yapacak cesaretimiz olmamasıdır. Yollarında çıkabilecek engelleri aşmak için içlerindeki kuvveti bulamayanlar bahaneler üretir ve bunun sonunda pişmanlık hayatları üzerinde egemenlik kurar. Konrad çalışmasını yazabilmek için 20 yıldır beklemektedir ve hala somut bir adım atmamıştır incelemesi için. Korku içini kemirmiştir. Biz onun kendi kendine olan çatışmalarını izleriz; odanın içinde bir o yana bir bu yana, çalışmayı hayata geçirmek veya geçirmemek düşünceleri arasında, yürürken karşımıza çıkar çoğu zaman. Bahaneler, kendi cesaretinin olmayışını tolere etmek için oradadır. Güçsüz insanların sığınağıdır; Konrad da buraya sığınmıştır, çoğu insanın yaptığı gibi. Konrad’ın veya herhangi bir insanın durumu kitaptaki şu satırlarda daha iyi anlatılır: “Bu bir yandan kendi deyimiyle moral bozucu derecede uzayan, öte yandan dehşet verici derede kısa on yıllarda, inceleme bağlamında kendine karşı da veya tam da kendine karşı insafsızlığı eksik olmamış ama onda en önemli şey eksikmiş: gerçekleştirme, hayata geçirme karşısındaki korkusuzluk, kafasını pat diye, göz açıp kapayıncaya dek, en insafsız şekilde ters çevirip  içindeki incelemeyi kağıda dökme karşısındaki korkusuzluk.”

Kitapta vurgulanan ve bize ders olması gereken önemli konulardan biri de hayallerimizi, düşüncelerimizi gerçekleştirmek için çoğumuzun beklediği “uygun zaman” diye bir şeyin olmadığı ve geçirdiğimiz her anın, her saniyenin bunun için olduğunu vurgulamaktır. Korkunun oyunlarından biri budur insanlar üzerinde: Korku bahane yaratır, bahane insanın gerçekleştirmek istediklerini erteletir, onları sahte bir ideal an düşüncesine inandırır. İnsanlar yapmaları gereken şeyleri erteler, hayallerinin gerçeğe dönüştürmek için sözde ideal anı bekler. İdeal an hiçbir zaman gelmeyebilir ancak ve insanların yaşları ilerledikçe bundan dolayı vicdan azabı çekebilir. Konrad bu düşüncenin farkına 20 yıldır yazamadığı inceleme sayesinde farkına varmıştır: “…ideal an olmadığı, çünkü asla ve hiçbir şeyde en ideal şöyle dursun, ideal dakika ya da saniye ya da zaman diye bir şey olmadığını söylemiş.”

Kaynak: Kireç Ocağı, Thomas Bernhard, Yapı Kredi Yayınları, 2016

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here