Jan Troell‘un yönetmenliğini üstlendiği ve Maria Heiskanen, Mikael Persbrandt, Jesper Christensen’ın başrolleri paylaştığı bir İsveç yapımı olan film, aynı zamanda 2009 yılının İsveç Oscar adayıdır. 1900 yılların başlarında açılışını yapan film, Larsson ailesinin yaşamını beyaz perdeye taşır. Yoksul bir aile olan Larsson’lar, kimi zaman mutludurlar kimi zaman da yoksulluk ve toplum normlarının dayattıklarıyla sınanmaktadırlar. Maria Larsson (Maria Heiskanen) ve Sigfrid Larsson (Mikael Persbrandt) birbirini severek evlenen bir çiftken, zaman ve hayat şartları onların güzel bir aşkla başlayan beraberliklerini zedelemiş ve tüketmiştir.

Maria Larsson, eşinin alkol sorunundan dolayı acılar çeken bir kadındır. İlk adımı atıp babasının evine döndüğünde, babası ona kocasına geri dönmesini söyler. Çünkü tanrı katında onlar sonsuza kadar birbirlerin aittirler ve verdikleri sözü ömürlerinin sonuna kadar tutmakla mükelleftirler. Bunun üzerine Maria, evine geri dönmek zorunda kalır. Bundan sonraki süreçte Maria, aynı acıları tekrar tekrar yaşamayı sürdürdükçe asla o radikal kararı alıp toplumun ona dayattıklarına savaş açamayacaktır. Alkol sorunu olan ve onu sürekli aldatan bir eşle, ömrü son bulana kadar yaşayacaktır. Bütün bu süreç boyunca bir kadının hayata tutunma çabasını ve onun, yüreğiyle dayatmalar arasında kaldığını izleriz.

Maria’yı hayata bağlayan ve onu içten içe mutlu eden tek şey fotoğraf makinesidir. Bu fotoğraf makinesiyle birçok fotoğraf çeken Maria, paraya ihtiyacı olduğu için fotoğraf makinesini satmaya gittiği fotoğrafçı Sebastian Pedersen‘la (Jesper Christensen) dile dökülmese dahi duygusal bir bağ kurar. Bu süreçte onların arasındaki ilişki, birbirlerine bakışlarında ve heyecanlarında yaşanır. Sebastian fotoğraf makinesini satın almak yerine ona film takar ve Maria’ya geri verir. Seneler geçerken ara sıra uğradığı bu adama asla duygularını açamayacak olan Maria, onun gidişini de sessizce izlemek zorunda kalacaktır.

Film bütün bunları sunuşu itibariyle, toplumun dayatmalarının doğru olandan yahut olması gerekenden yana olmadığını gözler önüne serer. Maria onu aldatan, onu döven bir adamla hayatını sürdürmek zorundadır. Oysa artık kalbi bir başkası için heyecanla çarpmaktadır ve o kişi de Maria’ya saygı duymaktadır. Maria’yı bağlayan unsurlar ise dini ve toplumsal normlardır. Film boyunca seyirci olarak bütün bu dayatmalara itaatin doğru olup olmadığını sorgularsınız. Ancak filmin sonunda, Maria’nın hikayesinin sonu sizlere bunun yanıtını kalben verdirir. Film 1900’lerin başında başlar ve 1. Dünya Savaşı ile beraber ondan sonraki süreci de anlatır. Uzunca yıllar bu kadının hayatına tanıklık ederken dönemin İsveç’ini de izleriz. Yoksulluğun, kapitalizmin, gücün ve güçsüzün, zenginin ve fakirin, dünyadaki adaletsizliğin gayet gerçekçi biçimde bir ailenin yaşayışından sunan yönetmen, melodramdan uzak kalarak bunun bir film değil de gerçek bir hayat olduğunu gözler önüne sermeyi başarır. Yine karakterlerin işleyişi yönünde örnek vermek gerekirse Maria ve eşinin ilişkisi salt kötü bir zeminde anlatılmamış, aksine kimi zaman bu çiftin mutluluğu da gözler önüne sermiştir. Sigfrid’ın eşine karşı çoğu davranışı yanlıştır ancak Sigfrid’ın da insani yönlerine dokunmayı ihmal etmeyen yönetmen, yaşanan onca acıya rağmen ailenin yaşamına devam edebildiğini de anlatmıştır.

Filmin çıkış noktalarından biri olan fotoğraf makinesinin varlığından ötürü olacak, kimi kamera açılarında eski bir kameranın çekimine tanıklık ederiz. Hatta kimi açılarda, yine ışığın az kullanımıyla beraber doğan grainlere şahit oluruz. Bütün bunlar filmin temasına uygun olduğu gibi biz seyircilerin gözlerinde de hoş bir tat bırakmayı başarır. Yönetmen kimi kompozisyonlara kısa da olsa belgesel tadı verebilmeyi başarmış ve çevreyi eski bir kamerayla kayda alıyor havası yakalamıştır.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here