Ömer Lütfü Akad‘ın başladığı ve büyük bir bölümünü çektiği filmi Memduh Ün tamamlamıştır. Filmin senaryosu Orhan Kemal‘in bir eserinden, Vedat Türkali tarafından uyarlanmıştır. Dönemin İstanbul’unda başlayan kentselleşme ile birlikte inşaat şirketlerinin yoksul halkı mağdur etmesi konusu üzerinden tetiklenen hikaye, bunun yanı sıra bir aşkı da anlatır. Ancak bu aşk, toplumsal normlar dışında ve ona aykırı bir çizgide sunulmuştur. Filmin baş rollerini Ayhan Işık ve Sezer Sezin paylaşmaktadır.

Ali (Ayhan Işık) inşaat şirketi tarafından mağdur edilen bir adamdır ve diğer mağdurlar gibi bu duruma sessiz kalamayarak şirketin başındaki adamı öldürür. Adamların elinden yaralı bir şekilde kaçan Ali, küçük oğluyla bir başına yaşayan Hacer (Sezer Sezin)’in kulübesine sığınır. Yalnızca bir gece geçirmek için gizlice girdiği bu evde, küçük çocuğun onu 3 sene evvel İzmir’e çalışmak için giden ve bir daha da haber alınamayan babası sanması üzerine Ali, uzunca bir süre bu evde saklanır. Bu süreçte Ali, Hacer ve küçük çocuk bir aile gibi gizli saklı yaşarlarken Ali ve Hacer arasında da bir aşk başlar.

Film, dönemin toplumsal meselelerine ayna tutarken bir yandan da anlattığı aşk hikayesiyle toplumun dayattığı kuralları sorgulatır. Hacer’in kocası seneler önce çalışmak için onları bırakıp gitmiş ve tek bir haber dahi yollamamıştır. Bu süreçte Hacer çamaşırcılık yaparak para kazansa da yine de borçlanarak yaşamını sürdürür. Borçlu olduğu Yakup’un gözü de bu kadındadır ve bu şartlar altında bir başına oğlunu büyütmeye çalışmaktadır. Bu düzlemde Ali ve Hacer’in aşkı her ne kadar yasa dışı, ahlak dışı gözükse de Hacer’i habersiz ve bir başına koyup giden adamı temize çıkarmaz. Hatta zamanla Ali ve Hacer’in birbirine bir aile olduğunu kabullendirir film. Öyle ki, bir sahnede Hacer Ali’ye “Benim kocam sensin.” der. Hacer, bunca yıl terk edilmiş ve tek başına mücadeleye bırakılmış bir kadın olarak eşini ve oğlunun babasını seçme hakkını kendinde bulan güçlü biridir.

Dönemine göre oldukça cesur bir hikaye anlatan film o dönem nasıl karşılandı bilinmez ancak şimdiki seyirci yorumlarında bile kadını suçlayanları görmek mümkün. Bu sebeple, konusu itibariyle hala cesur ve diri kalmayı başarmış bir film. Aşk dışında dönemin şehirleşmesini gözler önüne seren film, denetimsiz, mafyavari bir süreçte yürütülen inşaat sektörünü o vakitlerden beyaz perdeye taşıyarak bir eleştiri getirirken bir yandan da bu karanlık ve kuralsız işleyişi ortaya çıkarmıştır. Ali bir katildir ancak birilerinin görevlerini doğru yapmaması onu bu sürece itmiştir. Ali’nin hakkı yenmiş ve ezilmiştir. O da bunun bedelini, haksızlığı yapanlara ödetmiştir. Suçun doğma sebebinin kuralsızlık ve denetimsizlik olduğunu gözler önüne seren film, devlete de görevini hatırlatmaktadır.

Teknik açıdan bakacak olursak filmde oldukça yaratıcı açılar görmek mümkün. Bunların farklı olanlarında, özellikle derinliği yüksek görüntü kompozisyonların oluşturulmasından söz edebiliriz. Yine kurgu açısından baktığımızda özellikle beni etkileyenlerden biri, Ali ve Hacer ayrı odalarda yatarken iki karakterin kamera açılarının pan hareketiyle kayda alınması ve sanki yan yanaymışlar gibi sahneler arası geçişin kurgulanmış olmasıdır. Bu sahnede bir yandan filmin ilerleyen sahnelerine atıf yapılırken bir yandan da bu kadın ve erkek arasında bir ilişkinin yaşanılacağına göz kırpılmaktadır.

Her ne kadar Memduh Ün ile rejiyi paylaşmış olsa da büyük bir bölümünü Ömer Lütfü Akad’ın çektiğini göz önünde bulundurursak filmin bir Ömer Lütfü Akad filmi olduğunu söylemek mümkün olur. Bunların emarelerinden biri de kuşkusuz İstanbul’un resmedilmesidir. Ömer Lütfü Akad, sinemamızı sokakla, caddeyle kısacası gerçek İstanbul’la buluşturan yönetmendir. 1952 yılında Kanun Namına  filmiyle bu süreci başlatan usta yönetmen, bu filmde de Kanun Namına filmindekine benzer bir kovalama sahnesiyle İstanbul’un işlek caddelerinde bizlere küçük bir tur attırır.

Üç Tekerlekli Bisiklet, Ömer Lütfü Akad’ın bundan önceki yapımlarından olan ve kendi çizgisi dışına çıktığı Yangın Var, Dişi Kurt ve Sessiz Harp projeleriyle “dağıttı” denilen imajını düzelttiği bir film olmasıyla önemlidir diyebiliriz. Üç Tekerlekli Bisiklet için Giovanni Scognamillo Türk Sinema Tarihi adlı kitabında şöyle der: “Üç Tekerlekli Bisiklet ile Ö. Lütfü Akad yorgun bir usta olmadığını, sadece eskisi kadar kamera cambazlıklarından uzak, kendi biçim arayışını sürdüren, insanlara çevreye ve her tür soruna bağlı bir yönetmen olarak kaldığını kanıtlıyordu.”

1965 senesinde “İzmir Enternasyonal Fuarı 1. Film Şenliği’nde filme “En iyi film”, Sezer Sezin’e de “En iyi kadın oyuncu” ödülleri verilmiştir.

Filmin birçok sahnesinde altta çalan etkileyici fon müziği:

Kaynak:1

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here