II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından yeni bir durum ortaya çıktı. Hızlı nüfus artışı. Bu fark edilmeyen bir durumdu. Çünkü nüfus artışı ülkeleri olumsuz etkileyen bir sorun değildi. Ancak John B. Calhoun adlı bir bilim adamı bu durumun ileride insanlığının sonu olacağına inanıyordu. Düşüncelerini bilim ile kanıtlayabilmek için 1947 yılında fareleri kullandığı bir deneye başladı.

İlk deneyinde Norveç sıçanı kolonisine sınırsız yiyecek ve içecek imkanının sağlandığı bir ortam oluşturdu. 58 günün ardından beklenenin altında üreme olduğu için deneyi sonlandırdı. Diğer deneylerinde de hızlı nüfus artışı beklerken nüfusun düştüğünü gözlemlediği için bu deneylerden olumsuz yanıt aldı. 1958 yılına kadar aynı deneyleri sürekli yaptı. Tüm bu tekrarlanan deneylerin ardından, Calhoun en ünlü deneyi olan Universe 25 (25. Evren) başladı.

Bu deneyde Calhoun, hiç olmadığı kadar kusursuz bir ütopya yarattı. 2,7 metrekare genişliğindeki bir alana, 4 adet ayrı büyük bölge ve bu bölgelerde içinde devamlı olarak su ve yemek bulunan, barınma ihtiyacını karşılayacak 256 tane apartman yaptı. Ayrıca diğer deneylerinde olduğu gibi sınırsız yiyecek ve içecek ile sürekli veteriner kontrolü de bulunuyordu.

İlk aşamada hastalık taşımadığına emin olunan 4 erkek ve 4 dişi fareyi düzeneğe koydu. Bu 8 fare 104 gün kadar buraya adapte olmaya çalıştı. Kendi yuvalarını ve eşlerini seçmeye başladılar.

104. günün sonunda ilk fare doğdu ve on ay gibi kısa sürede nüfus 600’e ulaştı. Belirli bir süreçten sonra hızla artmaya başlayan nüfus, fareleri rahatsız etmeye başladı. Ancak yine de bu kalabalıklaşma fareleri sosyalleşmeye itti.

Bazı alanların yemleri daha çabuk bittiği ve bazı evlerin boş olduğunu gözlemlendi ve bu durumu araştırıldığında şu sonuca varıldı. Toplumun içinde bir rol bulmaya çalışan fareler gruplar halinde yaşamaya başlamıştı.

Ancak kısa zaman sonra kalabalıklaşan gruplarda fareler kendilerine rol bulmakta zorlandılar ve davranışsal çöküntü yaşamaya başladılar. Bir süre sonra ise farelerde psikolojik bozukluklar ortaya çıkmaya başladı. Bazı fareler güçsüz fareler ile kavga etmeye ve onları öldürmeye başladı. Dişi fareler ise yavaş yavaş çiftleşmekten uzaklaştı ve kendi yavrularına saldırmaya başladılar.

560. günün sonunda ölüm evresi başladı. Bu günlerde, nüfus artış yüzdesi neredeyse 0’a düştü. Bebek ölüm oranı %90’ların da üzerine kadar çıktı. Doğan ilk kuşak diğerlerine nazaran oldukça sakin davranıyordu. Grup halinde yaşamaktan, sosyallikten ve çiftleşmekten uzakta yaşayan bu fareler ”güzeller” olarak adlandırıldı. Bütün gün yemek yiyip uyuyor ve kendilerini temizliyorlardı. Calhoun, bu durumu farelerin ilk ölümü olarak nitelendirdi. Yani ruhlarının ilk ölümü.

Güzeller kolonisi apartmanların en üstlerinde sosyallikten uzaktan ve bağımsız yaşarken kolinin gerisinde kalan diğerleri ise avluda yamyamlık, vahşet, tecavüz gibi davranışlar gösteriyorlardı. Zaten duraklamış olan nüfus hızla azalmaya başladı ve kısa süre içinde nüfus 400’e düştü.

Bunun üzerine Calhoun, güzeller dediği koloniden birkaç fareyi çıkarttı ve onları alıp sosyalleşebilmesi için doğal bir sisteme yerleştirdi. Ancak fareler burada da çiftleşmekten uzak durdular ve asla sosyalleşmediler.

Böylece deneyde hiç yeni doğum olmadığı için güzeller kolisini üyeleri yaşlılıktan ölünce deney sonlanmış oldu.

Bu deney nüfus planlaması propagandası amacıyla kullanıldı. Ancak Calhoun’un deneyde asıl bahsetmek istediği şey şehir yaşamını ve sosyal hayatı kontrol altına almazsak onun bizi kontrol altına alacağı gerçeğiydi. Tabii insanların, farelere göre hayal gücü daha yüksek ve insanlar daha akılcı varlıklar. Yani yer sıkıntısı yaşandığında birbirine saldırmaktan daha mantıklı hareketleri öncelikle sergileyebilirler. Ancak farelerin herhangi bir amaç, baskı veya gerilim olmadığından tüm odaklanma güçlerini, hedeflerini ve kimliklerini kaybetme davranışı insanlara benzetiliyor. Bu deneyde dikkat edilmesi gerekilen diğer nokta ise davranışsal çöküntü.

KAYNAKÇA: 1, 2, 3, 4, 5,

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here