Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
31

Pagan Angel, 1990 yılında Liverpool’dan üç erkek kardeş ve iki okul arkadaşlarının hayatının kesişmesiyle oluşuyor. Peki kim bu 5 genç? Daniel Cavanagh, Vincent Cavanagh, James Cavanagh ve okul arkadaşları Darren White, John Douglas. Aynı senenin yazında grup ismini “Anathema” olarak değiştirmeye karar verdi ve Anathema ruhunun bizlere geçişi böylece başlamış oldu. James Cavanagh’ın gruptan ayrılmasıyla Duncan Peterson ve Darren White kadroya dahil oldu. İlk başlarda Paradise Lost konserlerinde alt grup olarak çıkmaya başlayan Anathema zamanla “gece hüznü” için direkt adres oldu. Türkiye’yi sürekli ziyaret etmelerinden de biliriz ki Anathema içimizden, kendimizden bir grup.

Vincent Cavanagh

Grubun genel olarak yarattığı depresif, melankolik görünüş aslında yanılgıdan ibaret. Konserlerinde samimiyetlerine, şakalarına tanıklık ediyorsunuz ve bu güzel kontrastın hayranı olmamak elinizde değil. Anathema’nın zihnimizde oluşturduğu algı, melankolik nağmeler ve elbette ki vurucu sözlerle harmanlanmış isyanın sözcüsü riffler. Grubun albümlerine gelirsek eğer; ilk albümleri Serenades Şubat 1993’te piyasaya sürüldü ve Metal Hammer’da ayın albümü seçildi.

İlk albüm: Serenade

’95 yılının bahar aylarında grupta ayrılık rüzgarları esmeye başladı. Solist Darren White’ın yerini Vincent Cavanagh aldı. Aynı senenin ekim ayında efsanevi albüm The Silent Enigma görücüye çıktı ve yeni bir başarının müjdecisi oldu. Anathema, Paradise Lost’la beraber uzun bir Avrupa turnesine çıktı ve bu esnada kendi gelişimini zirveye çıkararak bir diğer efsanevi albüm Eternity‘yi 1996’da piyasaya sürdü.

Eternity çoğumuz için Anathema denince akla gelen ilk albümlerden. İçinde Angelica gibi bir şaheser bulundurması bu cümleyi haklı kılıyor tabii ki. Belki de insan ruhunun bir girdap içinde çıkışı arıyor olmasına ağıt, kimileri için aşık olduğu kadının timsali Angelica. Şarkının ilham kaynağı ise tamamen kurgusal. Grup üyelerinin betimlediği “Angelica” adlı bir kadına ithaf edilmiş. Şarkının başında ve sonlarına yakın duyduğunuz keman solosunda en az bir kez gözyaşlarınız süzülmüştür. Akabinde gelen gitar solosu ve sondaki “and i still wonder” sessizliğiyle Anathema bir başyapıta imza atmış diyebiliriz.

1999 senesinde Music For Nations şirketiyle el sıkışan grubumuz Judgement albümünü piyasaya sürdü. Anathema severler için eskimeyen, seneler geçtikçe güzelleşen bir albüm Judgement. Bir devrin kapanışı, yeni bir devrin başlangıcı niteliğinde. Anathema’yla ilk kez tanışan her bünyenin sarsıldığı One Last Goodbye, ardından derin bir acıya gömen, gitar sololarıyla resmen tokatlayan Deep ve akabinde de insana hayatını flashback şeklinde görmesini sağlayan, can alıcı Anyone, Anywhere. Judgement, işte bu üçlünün bulunduğu devleşen bir albüm. Anyone, Anywhere’de piyanonun öldürücü etkisine şahit oluyorsunuz. Bu albüm için bilinen tabirle “en damar” albüm diyebiliriz.

*Bir Detay: Cavanagh kardeşler bu albümü 1998’de kaybettikleri anneleri Helen Cavanagh’a adamışlardı.

Ardından, 2001 yılında, A Fine Day To Exit albümünü piyasaya çıkardı Anathema. Albümdeki en güzel parçalardan biri ise Release. Bu şarkı için melankolik bir parça demek pek mümkün değil, şarkının hızlı temposu melankoliden uzaklaştırıp agresif bir havaya büründürüyor. Pan’s Labyrinth filminden bir kesitle Release’in uyumuna tanıklık edebilirsiniz.

Bir diğer şaheser ise A Natural Disaster. Anathema’nın oldukça sevilen parçalarından oluşan bir albüm. 2003 yılında dinleyenlerle buluşan albüm bizlere büyük bir armağan olmuş. Her dinlediğinizde tüylerinizi diken diken eden ve albümle aynı adı taşıyan A Natural Disaster, belli belirsiz, boşluklu dönemlerimize ortak olan Flying, kozmik bir yolculuğa çıkartan Are You There… Flying için Anathema’nın en sarsıcı parçalarından biri desek yalan olmaz. Vincent’ın sesini her duyduğunuzda gerçekten ruhunuzun bambaşka evrenlere geçişine tanıklık ediyorsunuz.

“Back down to earth”ü Vincent’ın muhteşem sesiyle yaşamak için 8. parçaya alalım sizi.


2010’da We’re Here Because We’re Here albümü karşımıza çıkıyor. Klibiyle ön plana çıkan parçaysa Dreaming Light. Bir ütopya ve distopya savaşına tanıklık ediyorsunuz. Belki de geçmişinize, küçüklüğünüze karşı açtığınız savaşınız.

Progressive Rock’a geçişin albümünde sıra: Weather Systems

Albüm kapağıyla göze çarpan, farklılık uyandıran ve bizleri merak içinde bırakan albüm ise Weather Systems. 2012 yılında bizlerle buluşan 9 parçalık albümün iki parçası birbirinin devamı niteliğinde. Bahsettiğimiz parçalar ise Untouchable Part I ve Untouchable Part II. Bu albümle Anathema’nın özlenen tadını alabiliyorsunuz. Dokunaklı, kuzeyin serinliğini taşıyan bir albüm.


Çok yakın bir tarihte bizle buluşan bir albüme geçiyoruz şimdi: The Optimist.Çoğu Anathema hayranı için bekleneni vermeyen bir albüm olsa da 3 parçasıyla durumu toparladı albümümüz. Albümün ilk şarkısı Springfield, dinleyiciyle buluştuğundan beri albümün en çok dinlenen şarkısı oldu. Endless Ways ve The Optimist de favorilerimiz arasında. Bu albümle beraber doom metalden Anathema’nın iyice uzaklaştığını fark ediyoruz. Weather Systems’la beraber progressive rock’a iyice yanaşan Anathema, son albümüyle de kararından dönmediğini bize bildirmiş sanki. Elektronik tınıların fazlaca kullanıldığı The Optimist, Anathema’nın albümleri arasındaki değişimin en radikal örneği.

 

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
31

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here