Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
271

Eskiye bağımlılığımız bir şey bildiğimizden değil; eskisi bundan kötü olamaz ya diyoruz-tam da bilmiyoruz yeniyi…

Tanıdık bir sokaktan geçerken veya bir sohbet ortamında gözünüzün daldığı yeri hiç incelediniz mi? Zamanında oradan başka elbiselerle, başka insanlarla, bambaşka bir zihinle geçmiştiniz. Tam o anda küçük bir sızı hissettiniz mi? Genellikle zihnimiz bize sinsice eskinin daha iyi olduğunu, o zamanlar şimdiki kadar mutsuz olmadığımızı söyler. Önceden o sokaktan güle oynaya geçerdiniz, arkada çalan eski bir şarkıydı, güzeldi. Boğazınızda şuanın buruk tadı yoktu. Bugün yapmanız gereken işler, girmek zorunda olduğunuz samimiyetsiz diyaloglar, hiçbiri yoktu. Eskiyi düşünmek dudağınızın kenarında bir tebessüm oluşturdu. Peki ya gözünüz artık daldığı yerden başka bir şey görmezse?

Nostalji tam olarak nedir?

“Eve duyulan özlem”

Nostalji sözlük anlamı olarak geçmiş bir çağa, geçmişteki yaşama duyulan aşırı sevgi ve özlem anlamına gelir. Nedenleri, oluşumu ve sonuçları bir bütün olarak incelendiğinde de çok daha derin bir konu olduğunu görürüz. Fakat nostalji dediğimiz şey, aklımızda canlanan eski sokaklar, siyah beyaz filmler, sokakta oynanan yıllar ve sobalı evlerden ibaret değil. Eskiye bağımlılık olarak da nitelendirebileceğimiz kavram, 17. yüzyıldan itibaren tıpta psikolojik bir vaka olarak geçiyor. Bir bilim adamı olan Johannes Hoffer tarafından adı koyulan nostalji, bir rahatsızlık olarak kabul ediliyor. Hoffer nostaljiyi “Özünde şeytani sebepler bulunan nörolojik bir hastalık” olarak tanımlar.

Her ne kadar dile getirildiğinde şirin ve tatlı anılar yumağı gibi hissettirse de uzun vadede bu bağımlılığın kişiye olan yansımaları bilimin bu konuya ağırlık vermesine sebep oldu. Bu araştırma sürecinde kimileri ise nostaljinin bütün insanlığı kaplayan ve olması gereken zararsız bir duygu olduğunu savundu. Bu kişilerden biri olan Psikoloji Profesörü Constantine Sedikides, araştırmaları sonucunda nostaljinin acı verici olmasının yanında, aynı zamanda can sıkıntısına, yalnızlığa ve kaygıya karşı çok güçlü bir antidot olduğu sonucuna vardı.

“Keder ve mutluluk gibi, nostalji de evrensel bir duygudur. Bu hissi tüm ırklardan, tüm kültürlerden ve tüm yaştan insanlar paylaşır. Her ne kadar aynı geçmişi paylaşıyor olmasak da, hepimiz geçmişe karşı nostalji hissederiz.” -Lauren Martin

Fazla nostaljinin zararları nelerdir?

Kişi sık sık geçmişe özlem duyarsa ve kendini geçmişin sorunsuzluğuna inandırırsa, bugünü verimli yaşamada sıkıntılar çeker. Dozunda olmayan nostaljide ”bir daha eskisi gibi olmayacak” algısı kişinin bugüne ve yarına olan inancını zedeler. Yazar Alan Hirsch’e göre bir nostalji anına girdiğinizde beyniniz o anın bütün kötü etkenlerini temizleyecek, size hayalinizde oluşturduğunuz geçmişi gösterecektir. Yani aslında çektiğiniz özlem o anın güzelliğine değil, sizin dilediğiniz güzelliğe dayalı.

İçinizde durmak bilmeyen bir geçmişe özlem varsa ve bu anlarda önüne geçemediğiniz bir melankoli haline giriyorsanız, nostalji hastalığına yakalanmış olma ihtimaliniz yüksek. Eski fotoğraflara bakmak, eski filmleri izlemek, çocukluğunuza dönmek, zamanın sizi nasıl yoğurduğunu ve bugüne getirdiğini düşünmek, hesaplaşmalar ve bu melankoli sonucu bütün araştırmaları bir araya getirdiğimizde iki yol olduğunu görüyoruz. Ya olmasını istediğimiz geçmişe takılı kalıp tamamlanamamış bir şeyin verdiği rahatsızlıkla yaşarız, ya da bunu bir fırsata çevirip geleceğimizi geçmişe göre daha sağlam inşa ederiz. Yani bir nevi doz meselesi…

Karşılaştırmalı edebiyat uzmanı olan araştırmacı Svetlana Boym’ın “Nostaljinin Geleceği” eserinde, nostalji tedavi edilemez olan yüzyılın hastalığı olarak geçiyor. Boym’a göre nostaljinin iki türü var: “Yeniden kurucu nostalji” ve “düşünsel nostalji”. Yeniden kurucu nostalji, duygusal zaaflardan uzak değerlendirici ve belirleyici türdür. Mantık ağırlıklıdır ve geçmişin bugün için olduğu üzerinedir. Düşünsel nostalji ise daha çok ”nostalji için nostalji” algısında ilerler.

Svetlana Boym’ın bir diğer analizi ise modernlik ve nostaljinin iç içe kavramlar olduğu üzerine. Dışarıdan basit bir gözle bakıldığında modernliğin ve ilerlemenin nostaljiyi yavaş yavaş yok edeceği düşünülebilir. Zira her geçen gün oluşan yeni gelişmelerin, buluşların ve olayların heyecanına kapılıyoruz. Her işlem, her hareket, her iletişim artık çok daha kolay halde. Bir dokunuşla kilometrelerce uzaktaki kişinin sesini duyabiliyoruz, eski şartlarda aylarca sürecek bir yolculuk bir iki güne tekabül edebiliyor. Fakat psikolojik yönden baktığımızda bunların birtakım hissiyatları körelttiğini fark etmek zor değil. Bu farkındalığın yarattığı düşünceler ise nostalji hastalığını tetikliyor.

“Yirminci yüzyılın sonunda nostalji üzerine düşünmek, eleştirel modernliği ve onun zamansal çiftdeğerliliği ile kültürel çelişkilerini yeniden tanımlamamızı sağlayabilir”

Bizce bahsettiğimiz dozu ayarlayıp, fırsatları kaçırmamak lazım. Her şey zamanında güzel…

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
271

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here