Milli Mücadele döneminde kahramanlarca yazılan destanın son safhası, aynı bir ulusun bağımsızlığını elde etme yolunda çıktığı yolculuğun en kritik eşiklerinden biri 30 Ağustos. Mustafa Kemal Paşa komutasındaki ordunun, tarihimizin en nadide zaferlerinden birini kazandığı gün. Haliyle yine tarihimiz içerisinde pek çok sanatçının da ilgilendiği, anlatmak ve gelecek nesillere aktarmak istediği büyük bir olay. O sanatçılardan biri de, Türk şiirinin yetiştirdiği en önemli şairlerden biri: Nâzım Hikmet Ran.

Nâzım Hikmet

Nâzım’ın Kurtuluş Savaşı’nı adeta an an, aşama aşama aktardığı ve sanki bizlere o günleri gören bir çift göz bahşettiği eseri “Kuvayi Milliye Destanı” belki en önemli eserlerinden birisidir şairin. Milli Mücadele destanını kaleme alırken de, bu destanın en mühim aşamalarından biri olan 30 Ağustos tarihini de ihmal etmemiştir elbette.

 

“Alaca karanlıkta, bir çınar dibinde,

beygirinin yanında duran

sarkık, siyah bıyıklı süvari

kısa çizmeleriyle atladı atına.

Nureddin Eşfak

baktı saatine:

— Beş otuz…

Ve başladı topçu ateşiyle

ve fecirle birlikte büyük taarruz.”

Dizeleriyle bizlere zaferden dört gün öncesini, 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz’u aktarıyor Nâzım öncelikle. Zaten 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı tam olarak anlayabilmek için, öncelikle 26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz’u görmek ve bilmek son derece önemli. Onun tabiri caizse saat saat aktardığı Büyük Taarruz, gerçekten de tarihimiz açısında son derece hayati bir hareket, adeta bir ulusun yeniden şaha kalkışı ve halkın toplu bir şekilde bağımsızlık uğruna verdiği amansız mücadelenin en somut örneklerinden bir tanesi. Taarruzun neticesinde de Mustafa Kemal Paşa’nın başkumandanlığında, onlarca kumandan ve sayısız kahramanın çabaları bizleri 30 Ağustos’a taşıyor; yani zafere.

Başkumandan Mustafa Kemal Paşa, Büyük Taarruz öncesi

Nâzım Hikmet elbette destanında 30 Ağustos gününü de ihmal etmiyor.

“30 Ağustosa kadar.

Sonra.

Sonra, 30 Ağustosta düşman kuvâyi külliyesi imha ve

esir olundu.

Bu dizeler ile Başkumandanlık Meydan Muharebesi’nden itibaren düşmanın “kuvâyi külliyesi”nin, yani bütün kuvvetlerinin yenildiğini oldukça güzel bir dil ve kısa bir şekilde anlatıyor Nâzım. Artık zafer kazanılmıştı.

Milli Mücadeleye cephe gerisinden katkı sağlayan isimsiz kahramanlar

Nâzım, Kuvayi Milliye Destanı’nı yazdıktan yaklaşık yirmi yıl sonra, bu kez bir radyo programında bir kez daha bahsediyor 30 Ağustos’tan. 1961 yılının 30 Ağustosunda Budapeşte’de bulunan Bizim Radyo’da spiker ile yaptığı sohbette Zafer Bayramı ile ilgili fikirlerini beyan ediyor. Şaire göre 30 Ağustos yalnızca Türkler için değil, tüm insanlığın büyük bayramlarından biri; çünkü, kendi sözleriyle, “ilk defa biz Türkler insanlığa, sömürgeciliğe karşı ve emperyalizme karşı muzaffer olabilmenin yollarından birini gösterdik.” diyerek bu tarihin dünya çapındaki önemini güzel bir şekilde vurguluyor. Ve Türk milletinin, kendi milletinin, sömürgeciliğin her şeye rağmen yıkılmaya mahkum olduğunu gösteren milletlerden biri olduğunu da ekliyor sözlerine.

Mustafa Kemal Paşa cephede

Nâzım Hikmet’in de üstüne basarak belirttiği üzere, 30 Ağustos Türk halkının zorbalığa, sömürgeciliğe ve boyunduruğa karşı direnişinin son halkası ve baş tacıdır. Bu yönüyle de her daim bizleri hem sevince, hem de düşünmeye yönelten en büyük, en gurur duyulan bayramlarımızdan biridir. Nâzım Hikmet açıklamalarını destanından bir kısım okuyarak bitiriyor. Ve bu destanın en mühim ismi olan Atatürk’ün de, belki de tarihteki en güzel anlatımlarından birini şairin kendi sesinden dinliyoruz.

“Dağlarda tek

Tek, ateşler yanıyordu.

Ve yıldızlar öyle ışıltılı öyle ferahtılar ki

Şayak kalpaklı adam

Nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden

Güzel, rahat günlere inanıyordu ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,

Birden bire beş adım sağında onu gördü.

Paşalar onun arkasındaydılar.

O, saati sordu.

Paşalar ‘üç’ dediler.

Sarışın bir kurda benziyordu.

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Yürüdü uçurumun kenarına kadar,

Eğildi durdu.

Bıraksalar, ince uzun bacakları üstünde yaylanarak ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak

Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı.”

Mavi gözleri çakmak çakmak olan sarışın kurda, paşalara, Nureddin Eşfak’a, Deli Erzurumlu’ya ve Kurtuluş Savaşı’nın binlerce isimsiz kahramanına sayısız teşekkürlerle! Zafer Bayramı’mız kutlu olsun!

 

*Söz konusu radyo programının kaydı için tıklayınız.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here