Türkiye İstatistik Kurumu ve İdefix’in araştırmalarına dayanarak Türkiye’nin okuma alışkanlığı verileri yayınlandı. Günde ortalama 1 dakika kitap okuyoruz. O 1 dakikayı da en çok Stefan Zweig’a ayırıyoruz. Zira en çok satanlar listesinde uzun süre zirveyi bırakmadı. Zweig’a sarmış durumdayız. İyi de neden?

Stefan Zweig, 28 Kasım 1881 tarihinde Avusturya’nın Viyana şehrinde dünyaya gelir. Varlıklı bir ailede büyüyen Zweig, küçük yaştan itibaren ciddi bir eğitim alır. İngilizce, Latince, Yunanca, Fransızca gibi dilleri konuşabilen Zweig, lise çağlarında şiir yazmaya başlar. İlk gençliğinde okumaya başladığı Alman şair Rilke onun yaşamında önemli bir yer tutar, bu yıllarda Rilke’nin etkisi ile kalemine yön verip şiire başlayan Zweig, üniversitede de felsefe eğitimi alır.

Gezmeyi Severdi

Lirik şiirler yazdı, trajedi ve dram türünde sahne eserleri denedi, özellikle biyografi alanında önemli eserler ortaya koydu. Ancak hikayeleri dünya çapında etki yarattı. Zweig çok seyahat eder, seyahatlerinde notlar alır ve öykülerine buradan detaylar eklerdi. 1907-1909 arası Seylan, Gwalior, Kalküta, Varanasi, Yangon ve K. Hindistan’ı, 1911’de New York, Kanada, Panama, Küba ve Porto Riko’yu gezdi.

Savaş Karşıtı

I. Dünya Savaşı başlarken Zweig savaş karşıtı açıklamalar yaptı. Toplum baskısına maruz kaldı ancak onları da karşısına aldı. O dönem Avusturya’da böyle açıklamalar yapmak suçtu. Yazara türlü iftiralar atıldı. İşsiz kalmak üzereyken dostları sayesinde savaş arşivi memuru oldu o zamanı da şu sözlerle anlattı: “Övünülecek bir iş değil ancak bu iş bana Rus bir köylünün bağırsaklarını süngüyle delmekten daha uygundu.”

Yabancı Ülkedeki Dostlarıma başlıklı bir açık mektup yayımlayarak savaşı kınadı. 1916’da Babil Kulesi ve 1918’de Zorlama adlı yazılarıyla savaş karşıtlığını cephede yaşanılan acıları yazdığı Yaremya (1917) oyunuyla ele aldı.

Kendisi gibi savaş karşıtı olan Alman şair Rainer Maria Rilke ve Fransız şair Romain Rolland ile uzun yıllar mektuplaştı. Ardından Zweig ve Rolland İsviçre’de yapacakları panel için dünyanın dört bir yanından düşünürleri çağırdılar ancak hükümet bunu engelledi. Yine bu girişimleri fark edildi ve toplumlara cesaret verdi.

Zorunlu Göç

Almanya’da Hitler iktidara gelince ülkesinden göç etmek zorunda kaldı. Önce İngiltere’ye oradan da Amerika’ya gitti. Bu sefer de II. Dünya Savaşı patlak verdi ve bu savaş en çok onun içini yaktı. Brezilya’daki Petropolis kentine yerleşti. Mesafeler ona huzur getirmedi. Naziler savaş karşıtı tüm yazarların kitaplarını yakmaya başladı. Listenin en başındaki isim ise Zweig’dı. 1941’de ”Brezilya – Geleceğin Ülkesi” isimli kitabı yayımlandı. Kitabın yayımlanmasından sonra Brezilya’ya yerleşmeye karar verdi.

İntiharı

Alman şair ve romantizmin öncüsü Kleist’ın eşini ve kendisini silahla vurarak intihar etmesinden çok etkilendi ve bir soda şişesindeki zehirden birkaç yudum aldıktan sonra “Yanıma gelmek istersen bunu istediğin zaman yapabilirsin” diyerek eşi Lotte’ye uzattı.

Eşi Lotte ona son olarak şu soruyu yöneltir: Beni seviyor musun?. Evet cevabını verir Zweig ve Lotte, şişenin tamamını içip, çiçekli elbisesiyle eşinin yanına uzanır. Evlerinde birbirlerine sarılmış vaziyette bulunurlar. İkinci eşiyle intihar etse de son mektubunu 20 yıl evli kaldığı ilk karısı Frederike’ye yazar.

Dünya ve Dostları İçin Son Birkaç Söz

Özgür iradem ve açık bir bilinçle bu yaşamdan ayrılırken, son bir sorumluluk yerine getirilmeyi bekliyor: Bana ve işimi yapmama huzurlu bir ortam sunan harika ülke Brezilya’ya içten teşekkürlerimi sunmak. Her yeni günle bu ülkeyi daha çok sevmeyi öğrendim, ruhsal anavatanım Avrupa kendi kendini yok ettikten ve ana dilimin dünyası yok olduktan sonra, dünyanın hiçbir yerinde hayatımı bu kadar severek yeniden kuramazdım. Ama 60. yaştan sonra tam anlamıyla yeniden başlamak çok özel bir güç gerektiriyor. Ve benim gücüm yıllar süren vatansız yolculuklardan sonra iyice tükendi. Bu nedenle hayatımı doğru zamanda ve doğru bir şekilde sonlandırmamın iyi olacağına inanıyorum. Ki hayatım boyunca tinsel uğraşım en büyük haz kaynağım ve kişisel özgürlüğüm en yüce değerim oldu. Bütün dostlarımı selamlarım! Hepsine uzun geceden sonra gelen tanın kızılllığını görmek nasip olsun! Ben, her zamanki sabırsızlığımla önden gidiyorum.”

Bonus

Yazarın dilimize, Amok Koşucusu olarak çevrilen ‘Amokläufer’ eseri maalesef yanlış çeviridir. Almanca’da amokläufer, cinnet getirmek demektir.

 

Kaynak 1, Kaynak 2

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here