Yaklaşık 5 bin yıllık bir tarihi geçmişe sahip olan Mısır, Yavuz Sultan Selim’in 1516 yılında Ridaniye, 1517 yılında da Mercidabık Savaşı’nı kazanmasıyla beraber Memluk Devletini’nin elinden alınarak Osmanlı hakimiyetine girdi. Bölge, “Kölemenler (Memlukler)” denilen askeri bir sınıf tarafından yönetiliyordu. Yavuz işgalden hemen sonra, Osmanlı hakimiyetini kabul eden Kölemenler’in Mısır’da kalmasına ve eski nüfuzlarını kısmen devam ettirmelerine izin verdi. Akabinde Mısır’a vali tayin ederek, bu yolla devlet otoritesini sağlamayı da ihmal etmedi tabi. Hem merkezin gözü her an Mısır’ın üzerinde olacak, hem de Kölemenler kafalarına göre hareket edemeyeceklerdi.

Yavuz Sultan Selim

Osmanlı’nın yükselme devrinde sorun çıkartmaya pek cesaret edemeyen Kölemenler, devlet çöküş sürecine girdiğinde, vasıfsız valilerin de etkisiyle beraber Mısır’da hakimiyeti ele geçirdiler. Özellikle 18. yüzyılın sonlarına doğru güç tamamen Kölemen Beyleri’nin oldu. Bölgenin merkeze bir hayli uzak olması da padişahın buradaki otoritesinin yok sayılma sebeplerinden biri olarak gösterilebilir.

Osmanlı sona doğru yaklaşırken Fransa, Avrupa’daki güç dengelerini yerinden oynatmaya ve özellikle de İngiltere’nin sömürge üstünlüğünü yıkmaya hazırlanıyordu. Napolyon Bonapart’a göre; Fransa’nın Akdeniz’e hakim olabilmesi için, bir an önce işgal edilmesi gereken yegane yer Mısır idi. Etrafındaki önemli devlet adamlarının da bu konudaki fikirlerini dinleyip uzun istişareler yaptı. Ayrıca bu işgalle beraber Fransa, doğuda önemli sömürgeler de elde edecekti. Meseleyi oldukça ciddiye alıp sefere çıkmadan önce Mısır halkı hakkında pek çok şey okuyan Napolyon, insanları farklı tarzdaki manevralarıyla kolayca tavlamayı hedefliyordu.

Napolyon Bonapart

Fransız donanması, 1 Temmuz 1798’de 40 bin askeriyle beraber ulaştı İskenderiye Limanı’na. Merkezden tayin edilen Ebubekir Paşa’nın yapabileceği çok da fazla bir şey yoktu. Halihazırda fiili egemenlik kendisinde olmadığı için, eli kolu bağlıydı. Bu sırada Mısır halkını etkilemeyi kendine görev edinen Napolyon, karaya çıkar çıkmaz, hazırlattığı Arapça bildiriyi askerleri vasıtasıyla halka dağıttı. Bildiride şunlar yazıyordu:

            Kafkas dağlarından ve Gürcistan’dan getirilmiş olan Memlukler, dünyanın bu en güzel yerini çoktan beridir zulüm altında tutuyorlar fakat her şeye kadir olan Allah artık bu hükümranlığın son bulmasını emretti.

            Ey Mısırlılar! Size, benim buraya dininizi yıkmak için geldiğim söylenecektir. Bu açık bir yalandır, inanmayınız. Zalimlere, benim buraya gasp edilmiş haklarınızı iade için geldiğimi, Allah’a Memlukler’den daha fazla inandığımı ve Hazreti Muhammed ile hayranlığımı celbeden Kur’an-ı Kerim’e hürmetkar olduğumu söyleyiniz. Nerede verimli arazi, kıymetli elbiseler, güzel esirler ve mükemmel evler varsa, hepsi Memlukler’e ait. Eğer Mısır onların çiftliği ise Allah’ın bunu onlara verdiğine dair tapu senetlerini göstersinler. Allah adildir ve merhametlidir. İdareye bundan böyle herkes ortak olacak ve mutlu bir şekilde yaşanacaktır.

            Ey şeyhler, imamlar ve diğer önde gelenler! Fransızlar’ın da hakiki birer Müslüman olduklarını ve Osmanlılar’ın şevketli padişahı ile her zaman dost bulunduklarını halkınıza anlatınız. Maksadımız, padişaha asi olan Memlukler’i ezmektir. Bize hemen destek verecek olanlar müsterih bulunsunlar fakat Memlukler’e katılmaya kalkanların vay haline! Onlar için selamet yoktur ve dünyadan izleri silinecektir”.

Napolyon sırf asli amacına ulaşabilmek için, halkı, kendisinin ve askerlerinin Müslüman olduğuna inandırmaya çalıştı. Hatta tarihçi Yusuf Akçura’nın “Osmanlı Devleti’nin Dağılma Devri” adlı eserinde yazdığına göre; her gün Kuran okuduğunu, çok sağlam bir Müslüman olduğunu ve bir de Mısır’a camii yaptıracağını iddia etmişti. Bütün bu çabayı, doğunun zenginliklerine ulaşmak ve daha fazla sömürge elde edip İngiltere’nin gücünü kırmak için sarfediyordu. Osmanlı sultanı ile dost olduğunu söyleyerek de adeta kendisini oraya Sultan III. Selim göndermişçesine bir intiba yaratmak istedi.

Kara propaganda aracı olan bu bildiriden sonra Kahire’yi işgal eden Napolyon’u, İngiltere ve Rusya durdurdu. Çünkü Fransa’nın bölgeye hakim olması durumunda iki devletin de çıkarları tehlikeye girecekti. Bu nedenle Osmanlı’yı desteklediler. İngilizler tarafından donanması yakılan Napolyon, son bir çırpınışla Osmanlı’yı barışa zorlamak için Suriye üzerine yürüyerek Akka kalesini kuşattı. Fakat burada da Cezar Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı askerleri tarafından mağlup edilince, 1801 yılında yapılan El-Ariş Antlaşmasıyla beraber, uğruna Müslüman olduğu(!) Mısır’dan çekilmek zorunda kaldı.

Kaynak: 1,2,3