Nereden başlasak Woodstock’ı anlatmaya? Tolkien gibi biz de kutsal bir yerlerden yardım alalım.
Başlangıçta Elvis vardı.
Daha sonra 68 geldi: “Bize kattıkların için teşekkürler. Devralıyoruz.”

Bir akımın; siyasi de olsa, “Savaşma, seviş” diyecek kadar apolitik de olsa, patlamak için zamana ihtiyacı vardı.
1968’e kadar adı konamamış bir başkaldırı vardı. Daha sonra bugün müziğe, sanata, hatta siyasete kadar her şeyi bir şekilde etkilemiş 68 Kuşağı’nın sesi, adeta gevşemiş bir kapıyı ardına kadar açtı. Evet, o kapıyı bile kırmak istemediler.
Yaşanabilecek hüsran kimsenin umurunda değildi. Altında büyük savaş bunalımlarının yattığı bu “barış akımı” çığ gibi büyüdü ve müzikte, 60’ların romantik ve tatlı çocuklarını bir kenara ittirdi.
Sıkılmışlardı ve daha gerçek şeyleri görmek istiyorlardı; evrilegelen soyut düşünceyi, daha sonra bir yaşam biçimi halini alacak farkındalıklarla ve düşünce tarzlarıyla zenginleştirdiler. Müziğin bastırılmış sesleri Woodstock’la meşruiyet kazandı ve içinde yetiştikleri 60’ları harika bir finalle noktaladı.

John Roberts ve Joel Rosenman tarafından finanse edilen organizasyona o kadar kişinin katılmasını kimse beklemiyordu. “O kadar kişi” 400.000’den de fazlaysa, o yıllarda kim beklerdi?
Festival alanı için Max Yasgur isimli bir çiftçi, organizasyona 600 dönümlük arazisini kiraladı ve bu şölenin gizli kahramanı oldu.

Max Yasgur.

Yağmur ve fırtına zaman zaman tüm gücüyle bastırsa da, 15-17 Ağustos tarihleri arası olarak planlanan festival 18 Ağustos’a kadar sürdü.
18 Ağustos 1969’da, sahneden indikten birkaç saat sonra, Jimi Hendrix bir radyo istasyonuna verdiği mülakatta şöyle demişti: “Woodstock’ın barışçıllığını ve çok, çok, çok iyi müziğini sevdim. ‘İyi müzik’ten kastım hakiki müzik, çok uzun zamandır hasretle bu müziği bekleyen insanlar vardı. İnsanlar çamurda yattılar, yağmurda ıslandılar, şuna maruz kaldılar, buna maruz kaldılar, ama neticede galip geldiler. Bence başarılı bir festivaldi… İnsanlar sokak çetelerinden, militan gruplardan, Başkan’ın palavralarından usandılar. Başka türlü bir şey, başka bir yön, başka bir istikamet arıyorlar. Ve doğru kulvarda koştuklarını, doğru şarkıyı söylediklerini biliyorlar… Fakat, nereden çıktı bu insanlar?”

Jimi Hendrix Woodstock’ta. (18 Ağustos 1969)

Kimdi bu insanar?
Bu insanlar hippilerdi. Hepsi mi? O an bu, çok da farketmezdi; o dönem bir hippi, bugünün tanımıyla bir uyuşturucu müptelasından fazlasıydı demek, zorlamak olmaz.
Belki her güzel şey gibi altı boşaltılmıştı, belki de ulaşılması imkansız bir hayaldi.

Tanım olarak hippilik; “Dünyanın, üzerindeki tüm bitki, hayvan ve insanlara ait olduğunu kabul eden apolitik bir görüştür. Kendilerine asla sınır koymayan, var olan tüm yetkilileri reddeden, komün hayatını savunan özgürlükçü bir harekettir. 1960’lı yıllarda dönemin komünist ve faşist yapılanmalarına karşı çıkan, özgürlüğün bireyin kendi içinde olduğunu savunan ancak uygulamaları ile anarşist düşünce tarzından ayrılan, düşünce biçiminin gerçek yaşama dönüştüğü bir yaşam tarzıdır.”

Tanıma ek olarak hippiler, sanata bilinçaltı ögeleri kattılar ve bu noktada halüsinatif maddelerden de yararlandılar. Onlara “Sabah 8’de gel, akşam 5’te çık ve ay sonunda paranı al.” diyemiyordunuz. Onlar, istemediği şeyleri yaparak bir hayatı hiç eden, ve bunun karşısında ağzını bile açamayan milyonların sesi olmak istediler. Ve bütün bunları kelimelerden ziyade yaşayışlarıyla anlattılar.
Böyleyken hippilerin günümüz düzeninde tutunabilmeleri imkansız olacaktı.

Peki, hiç mi bir şeyi kalıcı olarak değiştiremediler? Asla.

Yalnızca müzik tarihi açısından ele aldığımızda bile bu ses, ufku aydınlatan ve hemen ardından “değerini bil” dercesine sönüp giden bir meşale oldu. Woodstock da onların, onlar gibi olanların, onlara çok uzaklardan destek verenlerin, onları benimseyenlerin tüm Dünya’ya “Biz varız!” dediği, 4 gün süren tek bir şarkı olarak kaldı.

The Beatles, Bob Dylan, Led Zeppelin, The Doors gibi birçok efsane çeşitli sebeplerden festivalde çalmadı. The Beatles’ın sebebi bir senaryoya göre Yoko Ono’ydu. Şaşırtmadı.
The Doors gitaristi Robby Krieger ise, sonradan pişman olduklarını dile getirmişti.
Bunun yanında Jefferson Airplane, Janis Joplin, Jimi Hendrix, Joan Baez, Grateful Dead ve The Who gibi birçok dev grup festivalde sahne aldı.
Çalınan son şarkı, Jimi Hendrix’ten “Hey Joe” oldu.

Şimdi festivali kısacık özetleyebilecek bir şarkı seçsek…
Jefferson Airplane’den “White Rabbit” olmalı belki de. White Rabbit, birden fazla filmde ve dizide de soundtrack olarak kullanıldı.

Unutmadan, kimyasala karşıyız.
Organik? Tabii… Ona da.

Kaynaklar: 1. 2.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here