Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
112

Kendine sunulan seçeneklerden en güzellerini seçmek midir hayat? Yoksa yaşam yolculuğumuzu bize sunulanlarla kısıtlamayı reddedip kendi yolumuzu çizmek mi? Bu soruları kendi içinde fazlasıyla cevaplayan bir film “Into The Wild”. Kendimizi içinde bulduğumuz sosyal düzenin sonucu, sınırları birkaç nesil önce takım elbiseli atalarımız tarafından çizilmiş bu tek düze yaşantının insanlar için daha güvenli ve uygun olduğu yanılgısı, her birimizin birey oluşunu tehdit eden en büyük kitlesel silah aslında. İnsanın varoluşundan beri içinde bulunan sahip olma isteği, üzerinde güvenle durulacak sağlam bir basamak arayışı, kısacası bir tarafa ait olmaya duyulan açlık yerini vatanseverlik ve din gibi olgularla doldurduğundan beri insanlar çaresizce dogmalara boyun eğmeye ve benzer olmaya sürüklendi. Oysa insanın sahip ve ait olduğu tek gerçek hayatıydı ve insanın asıl arayışı hayatını inişleri ve çıkışlarıyla bir serüvene dönüştürmek, dolu dolu yaşamak olmalıydı. Kendi iç sesiyle, kendi ruhuyla, kendi doğrularıyla ve kendi yargılarıyla.

İnsanın üstlenebileceği en büyük ve en kutsal görev, bilindiği kadarıyla bir kere gelebildiği hayatı anlamlı kılmak ve onu dolu dolu yaşamaktır. Hayatın anlamı her hayat için değişkendir; kimimiz için sevdiği insanlarla birlikte olmak, kimimiz için diğer insanlara bir yol açmak, kimimiz için müzik yapmak, edebiyatla uğraşmak ya da bir hastalığa çare bulmak. Fakat bu hayatların tek bir ortak noktası var ki Into the Wild filminde kusursuzca ele alınmıştır. “Yalnızca hayallerinin peşinden koşan insanlar için hayat farklı anlama sahiptir.“(Into the Wild) İnsan sadece ve sadece hayallerinde tamamen özgür olabilir ve hayallerinin peşinde koştuğu vakit hayatına anlam katacaktır. Bu, hiç bitmeyecek bir serüvendir ve insan kendini, hayallerinin yollarına vurmalıdır.

Özgürlük, her ne kadar hayata kuşbakışı bakan bir kavram olsa da, her değerli şey gibi, fedakarlıkta bulunmadan ulaşılamayacak kadar yüksek bir mertebedir. En güçlümüz bile, özgür olabilmek için büyük fedakarlıklar yapmak zorundadır. Bu fedakarlıklardan en büyüğü, toplumdan uzaklaşmak ve iç sesimizi dinleyebileceğimiz tek yer olan yalnızlığımıza çekilmektir. Çünkü insan en çok tek başına olduğunda özgürdür. Tıpkı filmde ana karakterimiz Christopher McCandless, namıdiğer “Supertramp”in, kendi rotasını çizerken ailesini, arkadaşlarını, en büyük dostu kardeşini ve yolda tanışarak güzel anılar paylaştığı bütün insanları geride bıraktığı gibi. Özgür olma yolunda yapmamız gereken fedakarlıklardan bir diğeri ise hayatın bize hazırladığı beşeri tuzaklardan kendimizi korumak ve dolayısıyla kendi özümüzü korumaktır. Etrafımız bizi açgözlülüğümüze yenik düşüren materyalist güzelliklerle doludur, toplum tarafından bu güzelliklere kapılmamız teşvik edilir çünkü ana-akım düşünce bu yöndedir ve bunun aksine hareket edenlere deli gözüyle bakılır. Oysa insanın serüveni bundan çok daha fazlası olabilir. Filmde de belirtildiği gibi “Maceracı ruhlu bir insan için hiçbir şey güvenli bir gelecekten daha tehlikeli değildir, insan ruhunun en temel özü maceraya duyduğu tutkudur.“(Into the Wild) İnsan hayatının merkezine materyalist tutkuları yerleştirmemelidir, tıpkı “Supertramp”in ona güvenli bir gelecek sunabilecek olan üniversite diplomasını, Harvard’da master yapabilme imkanını, ailesinin ona almak istediği yeni arabayı reddederek kendi serüvenine yolculuk etmesi gibi.

Hayatın anlamını, toplumun zaman zaman büründüğü sahte rolü, mutluluğun uçsuz bucaksız kaynağını derin bir kavrayışla sorgulayan bu film, bu kavramları sadece sorgulamakla kalmayıp aynı zamanda cevaplamaya da çalışıyor. “İnsan yaşamının mantık ile yönetildiğini kabul edersek, hayatın olasılığı kaybolur.“ diyecek kadar hayalperest, “Eğer yaşama sevincinin esasen insan ilişkilerinden kaynaklandığını düşünüyorsan yanılıyorsun. Tanrı bunu tüm çevremize yaydı. O, tecrübe edeceğimiz her şeyin içinde var.” diyecek kadar bağımsız fakat en önemlisi “Mutluluk sadece paylaşıldığında gerçektir.” diyecek kadar birleştiriciliğe sahip bu film, her fikirden her insana katabileceği bu derin felsefesiyle muhteşem bir eser.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
112

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here