Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
111

Büyük bir hezimetle kaybedilen I. Dünya Savaşı’nın ardından imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ile birlikte (30 Ekim 1918), Osmanlı Devleti fiilen sona erdi. Bu sırada yurdun dört bir yanının işgal edilmesinin yanı sıra halk acıdan inim inim inliyor, her türlü hakkına tecavüz edilişini çaresizce seyretmek zorunda bırakılıyordu. Ancak henüz her şey bitmiş değildi.

İşgallere tepki olarak önce Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri, ardından da Kuva-yi Milliye Teşkilatı kuruldu. Devamında ise 9. Ordu müfettişi Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. Onun liderliğinde sırasıyla; Havza Genelgesi, Amasya Genelgesi, Erzurum Kongresi ve Sivas Kongresi toplanarak işgallerin kesinlikle reddedileceği ve Türk milletinin kanının son damlasına kadar vatanı için savaşacağı ilan edildi.

Basiretsiz İstanbul hükümetini Misak-ı Milli’nin ilanına ikna etmeyi başaran Temsil Heyeti, her geçen gün daha da güçleniyordu. Nitekim devam eden süreçte 23 Nisan 1920 tarihine gelindiğinde Türkiye Büyük Millet Meclisi açılacak, böylece millet egemenliğine dayalı yeni bir Türk devletinin ilk adımları atılacaktı. İtilaf devletleri bu durumdan fazlasıyla rahatsızdı ancak Türkler’in durmaya hiç niyeti yoktu.

Kurulan düzenli ordu sayesinde I. İnönü ve II. İnönü savaşlarında güç gösterisi yapan TBMM, İstiklal Marşı’nı kabul edip Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nu yürürlüğe koydu. Bu şekilde yeni Türk devletinin hukuki temelleri oluşturulduktan sonra, Afganistan ve Rusya ile uluslararası antlaşmalar imzalandı. Ardından Sakarya Savaşı -savaş sırasında Fransa ile Ankara Antlaşması yapıldı- ve son olarak dillere destan olan Büyük Taarruz da gerçekleştirilerek yedi düvele tam anlamıyla had bildirildi. Bu kutsal mücadeleyi ve bağımsızlık inancını yıkabilecek güçte bir top veya tüfek henüz icat edilmemişti çünkü.

Halihazırda saltanat kaldırılmış durumdaydı. Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanıp TBMM tarafından onaylanmasıyla birlikte; sahada zafere ulaşan savaş, masa başında resmi devlet statüsünün kazanılması ile adeta taçlandırılmış oldu. Artık yapılması gereken yegâne şey, yeni Türk devletinin yönetim şeklini belirlemekti. Bu nedenle Mustafa Kemal Paşa, en başından beri kafasında yatan o müthiş projeyi açığa çıkarttı: Cumhuriyeti ilan etmek! 28 Ekim 1923’te, Çankaya’da topladığı arkadaşlarına şöyle seslendi:

“Efendiler! Yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz.”

29 Ekim 1923 tarihine gelindiğinde ise, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun 1. Maddesine “Türkiye Devleti’nin idare şekli Cumhuriyettir.” maddesinin eklenmesini teklif etti. En nihayetinde bu teklif “Yaşasın Cumhuriyet!” sesleriyle alkışlanarak kabul edildi ve meclisteki oylamaya katılan 158 üyenin 158’inin de oyunu alan Mustafa Kemal Paşa, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı seçildi. İşte tam da bu noktadan sonra sizi onun duygu ve düşünceleriyle baş başa bırakıyoruz. Gururlu ve keyifli okumalar dileriz…

“Saygıdeğer arkadaşlar, dünya çapında önemli ve olağanüstü olaylar karşısında, saygıdeğer milletimizin gerçek uyanıklığına ve şuurluluğuna değerli bir belge olan Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun bazı maddelerini açıklığa kavuşturmak için kurulmuş olan özel komisyon tarafından, yüksek heyetinize teklif edilen kanun tasarısının kabulü dolayısıyla, Türkiye Devleti’nin zaten bütün dünyaca bilinen, bilinmesi gereken mahiyeti, milletlerarası adıyla adlandırıldı. Bunun tabii bir gereği olmak üzere bugüne kadar doğrudan doğruya meclis başkanlığında bulundurduğunuz arkadaşınıza, yaptırdığınız bu görevi, cumhurbaşkanı unvanıyla yine aynı arkadaşınız, bu aciz arkadaşınıza tevcih ediyorsunuz. Bu münasebetle, şimdiye kadar hakkımda gösterdiğiniz sevgi, samimiyet ve güveni bir defa daha göstermekle, yüksek değerbilirliğinizi ispat etmiş oluyorsunuz. Bundan dolayı yüce heyetinize gönlümün bütün samimiyeti ile teşekkürlerimi arz ederim.

Efendiler, asırlardan beri Doğu’da haksızlığa ve zulme uğramış olan milletimiz, Türk milleti, gerçekte soydan sahip bulunduğu yüksek kabiliyetlerden yoksun zannediliyordu.

Son yıllarda milletimizin fiili olarak gösterdiği kabiliyet, istidat ve kavrayış kendi hakkında kötü düşünenlerin ne kadar gafil ve ne kadar gerçeği görmekten uzak, görünüşe aldanan insanlar olduğunu pek güzel ispat etti. Milletimiz kendisinde var olan vasıfları ve değeri, hükümetin yeni adıyla, medeniyet dünyasına çok daha kolaylıkla gösterebilecektir. Türkiye Cumhuriyeti, dünya devletleri arasında tuttuğu yere layık olduğunu eserleriyle ispat edecektir.

Arkadaşlar, bu yüksek rejimi yaratan Türk milletinin son dört yıl içinde kazandığı zafer, bundan sonra da birkaç misli olmak üzere kendini gösterecektir. Bendeniz, kazandığım bu güven ve itimada layık olmak için, pek önemli gördüğüm bir noktadaki ihtiyacı arz etmek mecburiyetindeyim. O ihtiyaç, yüce heyetinizin şahsıma karşı gösterdiği sevgi, güven ve desteğin devamıdır. Ancak bu sayede ve Tanrı’nın yardımıyla, bana verdiğiniz ve vereceğiniz görevleri en iyi şekilde yapabileceğimi ümit ediyorum.

Daima sayın arkadaşlarımın ellerine çok samimi ve sıkı bir şekilde yapışarak, kendimi onların şahıslarından bir an bile uzak görmeyerek çalışacağım. Daima milletin sevgi ve güvenine dayanarak hep birlikte ileri gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır.”

 

Ebediyen minnettarız…

 

Kaynak: Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk
Atatürk Araştırma Merkezi, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi I

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
111

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here