25 yıldır beraber olup kadrosunda hiçbir değişiklik olmayan Muse, müzik tarzı olarak bu yolun zıttını seçti. Müzikal açıdan hemen hemen her albüm değişiklik sergileyen Muse, ilk dört albümünden sonra deneysellik arayışına girmesiyle beraber grubu takip eden müzikseverleri de ikiye böldü. İsterseniz öncelikle Muse grubunun temel müzik tarzını ve bu tarzın yıllar içerisinde uğradığı değişimi beraber inceleyelim.

1994 yılında İngiltere’nin güneybatısında bulunan Teignmouth kasabasında birleşen Muse grubu, Matthew Bellamy (solist, gitarist, piyanist, klavye), Chris Wolstenholme (bas gitarist, geri vokalist) ve Dominic Howard (baterist, perküsyon, synthesizer) isimlerinden oluşan 3 kişilik bir rock grubu olarak müzik dünyasına giriş yaptı. 2006 yılından itibaren Morgan Nicholls (klavye, perküsyon) ismi, turneler boyunca gruba eşlik etmeye başladı.

1999 yılında “Showbiz” adlı ilk stüdyo albümünü bizlere sunan MUSE, bu albümü takiben 2001’de “Origin of Symmetry”, 2003’te “Absolution”, 2006’da “Black Holes and Revelations”, 2009’da “The Resistance”, 2012’de “The 2nd Law”, 2015’te “Drones” ve son olarak 2018’de “Simulation Theory” adlı albümleri ile müzik piyasasında kendine geniş bir yer buldu.

MUSE Albümleri

Grubun solisti/piyanisti olan Matthew Bellamy, şarkılarını seslendirirken falsetto, vibrato ve melizmatik tarzlarını kullanmaktadır. Bellamy, bu söyleyiş tarzına sahip olmasında Jeff Buckley’in etkisi olduğunu da kabul etmektedir. Piyano içerikli parçalarda ise Sergey Rahmaninov, Frédéric Chopin, Pyotr Çaykovski, Franz Liszt, Camille Saint-Saëns ve Ludwig van Beethoven gibi çok büyük isimlerden etkilendiği söylenebilir. Muse ilk yıllarında Radiohead benzetmeleri ile sıklıkla karşı karşıya kaldı ve grubun solisti Bellamy bu konu hakkında 1999 yılında şu açıklamada bulundu: “Radiohead’den etkilendiğimiz asla doğru değil fakat Radiohead’le aynı şeylerden etkilendiğimiz doğru.” Muse’un ilk yılları hakkında müzik severler tarafından yapılan başka bir görüş ise, Amerikan grunge grupları (Nirvana, Pearl Jam) ve İngiliz alternatif rock gruplarının bir karışımı olduğudur.

İlk albümleri olan Showbiz’de gördüğümüz punk ve progressive rock esintileri ve grubun o zamanki tarzı, o yıllarda New Musical Express dergisinde gayet güzel bir biçimde anlatılmış: “Muse’a bakın, bu kadar genç insanların nasıl olup da böyle iç acıtan şarkılar yapabildiklerini merak edeceksiniz…” ve yazı şu ifadeyle devam ediyordu: “Muse öyle bir müzik yapıyor ki hem rock müzik tutkunlarına hem de duygusal romantiklere hitap ediyor… Balo salonunda dans ettiren punk şiirler… Gözlerindeki ateşle ve damarlarındaki cesaretle… Bu grup çok büyük olacak…”

Matt Bellamy, Dominic Howard ve Chris Wolstenholme’un ilk yılları

İlk albümlerindeki hareketli parçaları yeteri kadar hareketli bulmayan Muse, daha agresif ve sert olan “Origin of Symmetry” ve “Absolution” albümlerini piyasaya sürdü. “Origin of Symmetry” albümünde verilmek istenen ana düşünce, dünyanın bir kaos içerisinde olduğu fakat bu kaosun içinde bile bir simetri olduğuydu. Irak savaşından etkilenerek yazıldığı öne sürülen “Absolution” albümü ile grubun artık iyicene piştiğini “Sing for absolution”, “Time is running out”, “Falling away with you”, “Blackout” ve “The small print” isimli mükemmel şarkılar ile görebiliyoruz.

2006’da yayımlanan “Black Holes and Revelations” ve 2009’da yayımlanan “The Resistance” albümleri ile beraber grubun artık deneysel çalışmalara yönelerek yaptıkları müziklerde space rock, elektronika ve senfonik rock gibi farklı tarzlar denediklerini görebiliyoruz. Bu albümlerdeki bazı şarkılar her ne kadar eski tarzlarından farklı ezgiler taşımaya başlamış olsa da önceki albümlerinden yaratmış oldukları Muse tarzını hala bulabiliyoruz. Grubun yaptığı bu deneysel çalışmalarının Michael Jackson, David Bowie, Depeche Mode ve Prince gibi sanatçılardan etkilendiğini söyleyebiliriz.

“The Resistance” albüm kapak resmi

Gelelim grubun 2012 yılında yayımladığı “The 2nd Law” isimli albüme. Aslında yazının başlığında belirtilen “Elektronik Müzik Grubu” ibaresi bu albümle beraber ön plana çıkmaya başlıyor. Bu albüm müzikal açıdan hepimizin eleştiremeyeceği mükemmel şarkılar (“Isolated System” ve “Unsustainable” gibi) içermiş olsa bile artık değişimin tamamen tamamlandığını bizlere gösteriyor. Eski hayranlarına bir değişim bu kadar ani olur dedirten albüm ile ilgili Matthew Bellamy şu açıklamayı yapıyor: “Bu albümde enstrümanlarımızdan uzaklaştık.” Kendilerinin de kabul ettiği bu değişim, Muse’un rock seven geniş takipçi kitlesini hayal kırıklığına uğratmıştır. Muse bu duruma karşın bir sonraki albümleri hakkında şu açıklamayı yaptı: “Bir sonraki albümde gitarlar ve bateri odaklı daha ham bir sese dönüş yapmayı planlıyoruz.”

2015’te yayınlanan “Drones” albümü ile beraber o eski tat aldığımız Muse havasına geri dönüş görüyoruz. Grup bu albüm hakkında verdiği bütün sözleri tutuyor ve kendisini eleştiren hayranlarını kendi tarafına tekrardan çekmeye başlıyor. Elektronik deneysel altyapıları minimuma indiren grup, “Origin of Symmetry” ve “Absolution” dönemlerindeki hard rock bazlı müziğe dönüyor. Muse’un bu albümü robotlaşmanın ve empati yoksunu sisteme karşı çıkmanın ele alındığı distopik bir konsept olarak müzikseverlere sunuyor. Dinleyicilerin bazılarının yorumları ise şu şekilde: “MUSE uzun bir zamandan sonra kulaklarımızın pasını silmeye tekrardan başladı.” Öncelikle, “Reapers”, “The Handler”, “Physco” ve “Dead Inside” isimli şarkılar ve albümdeki geri kalanlar ile bizlere grubun o eski tarzını yeniden tattırmayı başardılar.

“Drones” albüm kapak resmi

Son olarak 2018’de yayınladıkları “Simulation Theory” isimli albümü ile sevenleri ile yeniden buluşan Muse, bu sefer bilim kurgu gibi temalar ile karşımıza çıktı. Albüm kapak görseli, “Stranger Things” isimli dizinin tasarım ekibinden Kyle Lambert tarafından hazırlandı. Bir önceki “Drones” isimli albümü ile ilk albümlerdeki sert tonuna geri dönen grubun, bu albümünde ise snythpop ve elektronik tınılar ön planda. Bir önceki albümün aksine “Simulation Theory” isimli bu albümde, bilim kurgu temaları ve 80’lerin pop kültürüyle beraber synthesizer izlerini görüyoruz.

“Stranger Things” dizisi tasarımcısı Kyle Lambert’den albüm kapak resmi

Görünen o ki Muse, “The Resistance” albümü ile beraber girdiği bu şarkılarında elektronik tınılar bulundurma sevdasından vazgeçecek gibi durmuyor. “The 2nd Law” albümü ile beraber iyicene elektronik müzik sevdasını belli eden Muse, gelen tepkiler üzerine sonraki “Drones” albümünde dinleyicilerine resmen bakın biz buradayız, size istediğiniz gibi bir rock albümü dedi ve şarkılarında elektronik müzik tonlarını azalttı. “Drones” albümü ile bütün dinleyicilerini tatmin ettikten sonra, “Simulation Theory” albümü ile kendi elektronik müzik sevdasını yeniden yaşamaya başlayan Muse, gerçekten bu deneysellik işini biraz abartmış gibi görünüyor. “Drones” ile sevenlerinin ağzına bir parmak bal çalıp, sonraki “Simulation Theory” ile kendi düşündüklerini yapmaya tekrardan devam ettiler.

İlk yıllarına punk ve progressive rock grubu olarak başlayan Muse, artık bizlere büyük bir yoğunluk ile elektronik müzik esintileri yaşattığı için bu gruba elektronik müzik yapan bir grup diyebiliriz. Araya da iki-üç adet eski şarkılarının tarzından şarkılar ekleyip eski dinleyicilerini hem kırmamak hem kaybetmemek adına adımlar atan bir gruba dönüştü Muse.

“Simulation Theory” konsepti ile MUSE’un tarzı

Her ne olursa olsun yaptıkları müzikler ile bizleri kendine hayran bırakan Muse‘u, sevenleri olarak dinlemekten vazgeçmeyeceğiz fakat umarız ki arada bir kendilerini memnun etmek yerine arada bir de bizleri mutlu ederler. Sonuçta, her ne olursa olsun 3 kişilik bu grup, ilk albümünden bu yana geçen 20 yıl içinde yaptıkları işler ile hepimizin gönlünde taht kurmuştur.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here