Dürüstlük en iyi politikadır.

-Zygmunt Bauman/Akışkan Modernite

Ekonomi, insanlık için her zaman vazgeçilmezliğini korumayı sağlayabilmiştir. Hatta çoğu zaman ekonomik devrimler, siyasi devrimlerden daha etkili olmayı da başarmıştır. Daha da detaylandırırsak, tarih boyunca refahın sağlanamadığı konumlarda -ekonomik açıdan- ; genellikle büyük ayaklanmalar ile devrimler baş göstermiştir.

Zygmunt Bauman
Zygmunt Bauman

Tarihsel süreç içinde, ekonomik açıdan kilit olan üç devrimin yaşandığını söylemek mümkündür. Bunlardan ilki ve en temeli, insanı tüketici konumdan; üretici konuma taşıyan Neolitik Devrim’dir. Bu devrimden itibaren ikinci devrime kadar, insanlık sosyal alanda bir takım değişiklikler yaşamış ve aynı zamanda ikinci devrime uzanan bir dizi gelişme de gerçekleşmiştir. Ekonomi için ikinci büyük devrim, Endüstri Devrimi’dir. Yakın bir dönemde, özellikle yeni jenerasyonun şahit olduğu bir devrim daha yaşandı. Üçüncü ve belki de en etkilisi olabilecek bu devrim, Bilgi Devrimi’dir.

Sürecin işleyişine baktığımızda çağdaş filozofların da, bu devrimlerin getirisini incelemekten başka çaresi kalmıyor gibi gözükmekte. Modernlik, Postmodernlik, Şiddet vb. birçok konuda düşünceler sunulmuş ve hala tartışılmaya devam ediliyor. 

Zygmunt Bauman, özellikle modernliğe karşı ciddi ve yoğun eleştiride bulunmuştur. Bauman’ın günümüz için kavramsal yorumu, Postmodern Dünya’dır. Aslında Bauman’ı anlamak için, II.Dünya Savaşı’ndaki dünyayı yorumlamak yeterlidir. Bauman, Holocaust üzerine düşüncelerinde birkaç değişiklik göstererek önceki düşüncelerini de işin içine katarak, stabil bir tanım yapma gereği hissetmiştir. Bauman için Holocaust, sadece Yahudi toplumu için değil; modern akılcı toplumun, yüksek medeniyet içinde çıkardığı bir sorundur. Pek de yanlış sayılmaz. Aynı dönemde bir çok farklı coğrafyada, totaliter temelli rejimlerin hükmeden rolünde olduğunu görmekteyiz. Ya büyük bir salgın gibi dünyanın bir çok yerine yayıldı ya da gerçekten uygarlığın zirveye çıktığı, kültürel açıdan sınırları zorladığı bir dönemin ürünü olarak ortaya çıkmıştı. Hatta Avrupadaki Avrupa-merkezci olmayan düşünürleri devreye sokarsak, daha radikal sonuçlar ile karşılaşabiliriz. Örneğin Roger Garaudy’un İsrail, Mitler ve Terör isimli eserini dikkatli bir biçimde incelersek, bazı radikal sonuçlarla karşılaşırız. Tarihin mistifikasyonunun, aynı anda birbirine rakip iki topluluk içinde nasıl filizlendiği gerçeği de bu sonuçlar ile şaşırtıcı olmaz. Ancak manipülasyon sonucu değişen dünyadaki önyargılarımızı yıkmak kolay değildir. Aşılanmış önyargıların hepsi belirli bir amaca hizmet etmektedir. Bundandır ki, duyduklarımızı gördüğümüzde şaşkınlık duygusuyla hisslerimizi gizleyemeyiz.

Modernlik üzerine bir tartışma gerçekleştirilecekse, öncelikle bunun yaşam süresi üzerinde durmak gerekmektedir. Modernlik halinin ne kadar sürede ve nasıl işlediğini anlamlandırmak mutlak bir başlangıç noktasıdır. Bu açıdan, Wanger’in görüşünün iki temel hipotezinden yola çıkarak, bu okumaların tamamını dünyanın gidişat yönünü belirlemek için yapılan okumalar olarak ele almak gerekir. 

Bauman’ın anlayışında modernlik, XVII. Yüzyılda başlayan bir dizi gelişmeleri tanımlar. Bu gelişmeleri örneklersek, Aydınlanma ve Endüstri Devrimi ilk sırada gelir. Onun anlayışında, Modernlik ve Modernizm arasında entellektüel bir zemin farkı vardır. Modernlik anlayışının, dünyayı değiştirebilmek ümidiyle birlikte doğduğunu ileri sürer.

Modernlik simgeleri barındıran bir dünya.

Baumana göre Modernlik, beslediği iki yön ile doğmuştur: Toplum ve Kimlik. Bu iki yön için belirlenmiş ve biçilmiş kaftanlar vardır. Bir nevi sınavı geçmesine vesile olan standartlar. Bu standartlar insanları, tıpkı bir hamster ayarına büyük bir çarkın içinde koşturduğu için; sürekli ve durmayan bir sirkülasyonun içine ittirir. Tam da bu noktada, hepimiz varoluşsal kriz olarak adlandırdığı mutlu olmama durumu da bundan kaynaklanmaktadır.

Modernlik tam bu noktada sistem isteğini devreye sokar. Kontrol mekanizmaları vb. bir çok bürokratikleştirme çabası ile soyutu bastırmaya çalışır. Örneğin Bauman’ın görüşünde, modernlik dışı faaliyetin yapay yola büyük suç olarak gözükme eylemi vardır. Foucault’nun Hapishanenin Doğuşu, Deliliğin Tarihi ve Cinselliğin Tarihi gibi kitaplarında da, Bauman’ın farklı olanın suçlanması anlayışı açıkça görülür. Biraz daha farklı bakarsak Foucault’un bizzat kendisinin farklı olması, büyük bir suçtur aslında. Ancak Bauman’ın olayı postmodern açıdan değerlendirmesine bakarsak, farklılığın postmodern dünya için vazgeçilmez bir meziyet olduğunu görürüz. Postmodernlikte farklı olmak, iyi olmaktır. 

Bauman’cı anlayışta, Modernliğin en sorunlu taraflarından biri de beraberinde ırkçılık anlayışını getirmesidir. Biraz daha detaylandırırsak, ırkçılık için arz-talep dengesinin kurulmasına vesile olmuştur. Irkçılık anlayışının arkaplanında yatan sebep de, sistem çabasıdır. Bir düzen kurma isteği, farklı olan herşeyin temizlenmesi anlamına gelir. Tam bu noktada da Bauman, bu işi bahçıvanlığa benzetir. Sistemin karşısında duran herşeyi de yabani bir ota. Çünkü farklı olan herşey, aynı zamanda zehirlidir de. Bauman için Postmodern döneme geçilmesi, modernlik döneminden çıktığımız anlamına gelmiyor. Çünkü modernlik her gün daha iyi olabilir umudu ile, hayatını idame ettirmeye devam edecektir.

Bugün yaşadığımız dünyada ve Zweig’ın deyimiyle dünün dünyasında, işler sarpa sarmış vaziyettedir. Ülkelerin birbirine savaş açma durumunu engelleyen şey, nükleer dengeler olmaya devam etmektedir. Bir açıdan içimizi rahatlatabilir ancak üretimi olan herşeyin, tüketiminin de olması gibi bir anlayış da yok değil. Arendt’in şiddet konularına değinirken vurguladığı fortuna kavramını da unutmamak gerekir. Her açıdan tehlikeli bir çağda oyun teorisi bile yetmeyebilir ve yetmeyecektir de.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here