“İnsan krepon kağıdından kanatlar takınca kelebek olduğuna inanır. Koyun postunda koyun, kurt postunda kurt […] Ülkü de giydirilebilir üstünüze ve Etlik tepeleri dağ gözükür gözünüze.”

Dar Zamanlar üçlemesinin ilk kitabı olan Ölmeye Yatmak bizi Aysel ve onun hayatını şekillendiren olaylarla tanıştırır, romanın aktüel zamanı yazılma yıllarına denk gelmektedir fakat geriye dönüş tekniği kullanılan romanın büyük bir kısmında zaman 1930’ların sonundan başlayıp 60’lara doğru devam eder. İkinci kitap olan Bir Düğün Gecesi 1970-72’yi zaman olarak ele alır. Bu kitap, üçlemenin son kitabı olan Hayır… için bir hazırlık kitabıdır ve son kitapta karşılaşacağımız karakterlerle bizi tanıştırır. Son kitap olan Hayır… ise üçlemedeki ana karakter değişiminin yanında Aysel’in yaşlılığını bizlere gösterir.

Üçlemenin en önemli özelliği geçtiği yıllardaki siyasi olayların bireyler üzerindeki etkisini derinlemesine hissettirmesidir. Bu etki; bireyleri kendilerini sorgulamaya iter, ardından yalnızlaşma ve yabancılaşmayla toplumdan kopmuş bir türlü topluma ayak uyduramayan kişiler oluşturur. Adeta siyasi olayların sosyal yansımalarını okuruz bu üçlemede.

Adalet Ağaoğlu’nun 1973’te kaleme aldığı kitap modern roman özelliklerini içinde bulunduran edebiyatımızdaki başarılı örneklerdendir. Kitabın iskeletini incelediğimizde klasik roman yapısının bozulması, bilinç akışı tekniğinin kullanılması ve aktüel zamanın dışında ilerleyen bir zaman yapısının bulunması romanı teknik olarak modern bir eser haline getirir.

Konu olarak da Türkiye’nin modernleşme /modernleşememe sürecini ele alan Ölmeye Yatmak, modern insanın oluşumunu, geçmişinde bastırdığı olayların aniden gün yüzüne çıkışını, toplumdan ayrışmasını ve baskılar sonucu uyumsuzluğunu adım adım gözlerimizin önüne serer.

Profesör Aysel’in bir otel odasına yerleşmesiyle başlar romanımız. Ağaoğlu’nun sayfanın başında verdiği saat bize Aysel’in buraya sabah 7.22’de geldiğini gösterir. Onun otel odasındaki ruh durumlarının anlatıldığı ve rüyalarının verildiği bölümler aktüel zamanda geçmektedir ve her bölümde saatin biraz daha ilerlediğini görürüz. Diğer bölümler ise Aysel’in ilkokul müsameresinden başlayıp ilerlemeye başlar. Bu bölümlerde Aysel’in yanı sıra ilkokulu beraber okuduğu okul arkadaşlarını da tanırız.

Aysel, kocasını öğrencisi ile aldatmış ve ondan hamile kaldığını düşünüp intihar için otel odasına gelmiş bir kadındır. Ölmeye yattığı otel odasında çocukluğundan itibaren maruz kaldığı çevre baskılarını sorgular. Bu sorgulamaların sonunda bir bireyin uyanışına şahitlik ederiz. Roman boyunca ara ara düşüncelerini ve rüyalarını okuduğumuz Aysel’i o hâle getirenin aslında ülkenin siyasi ve sosyal durumu olduğunu anlarız. Bu sorunların altından kalkabilecek kadar güçlü olmayan Aysel hep kalıplara uymaya çalışmış, kendi kişiliğini baskılarla birlikte geliştirmiştir. Bunun sonucu olarak zayıf bir insan olarak karşımıza çıkar otel odasına girişinde.

Geriye dönüş tekniğinin kullanıldığı ilk bölüme geldiğimizde Atatürk’ün öldüğü yıla denk gelmiş olan bir ilkokul yıl sonu müsameresi hazırlığını görürüz. Burada Aysel’in köy arkadaşlarını tanırız. Kaymakam oğlu Aydın, yoksul Ali, savcının kızı Sevil, köyün varlıklı ailesinin çocuğu Ertürk ve daha birçoğu… Bunların yanında öğretmen Dündar’la da tanışırız.

Dündar öğretmen 1930’larda görevini yapan bir cumhuriyet öğretmenidir. Cumhuriyetin bütün ilke ve inkılaplarını bilen ve her gün Ulus gazetesi okuyan Dündar ne var ki bu inkılapları yalnızca ezberlemiş Batı’yı örnek alma hususunu hep yanlış yollardan anlamıştır. Bu tavırlarının kaynağı ise devletin o yıllardaki yeni rejimi halka benimsetme çabasıdır.

Anadolu insanı ne yazık ki cumhuriyeti büyük bir özlemle istememiştir, modernleşmeyi talep etmemiştir. Geleneklerine sıkı sıkıya bağlı bu halk için modern inkılaplar fuzuli olmakla birlikte yer yer ahlak dışı dahi olabilmiştir. İşte bu nedenlerden dolayı modernleşme bir istek olmamış, bir zorunluluk hatta baskı halini almıştır. Devlet memuru olan Dündar öğretmen ise farkında olmasa da bu inkılapları benimsememiştir yalnızca ezberlemiş ve öğrencilerine aktarma zorunluluğu hissetmiştir.

Romanda çocuklar dışındaki karakterlere baktığımızda modernleşmeyi kimsenin benimsemediğini devletle işi olan yüksek zümrenin yalnızca işine geldiği gibi göstermelik bir elitliğe sahip olduğunu, yerel kasaba dışıyla işi olmayan bireylerin ise tutucu bir şekilde geleneklerine bağlı olduğunu ve yenileşmeyi reddettiğini görürüz.

İşte böyle bir ortamda doğan ve büyüyen çocukların hikayesini anlatır Ölmeye Yatmak.

Bu çocuklardan ilk olarak Aydın’ı tanıyalım; bir kaymakam çocuğu olan Aydın’ın diğer çocuklarla birlikte köy okulunda okuması tamamen babasının mesleği nedeniyle olmuştur. Arkadaş çevresini seçici bir şekilde oluşturur. İsmet İnönü’nün oğlu Erdal’ı yakın arkadaşlarından biri haline getirir. Savcının kızı Sevil ise ilçede kendine en uygun bulduğu kızdır, üstelik Sevil’in yengesi Alman ve kendisi de keman çalmaktadır. Bunların yanında diğer çocukları sürekli eleştirir ve kendini hep üstün görür. Aydın, taşra için fazla şehirli kalır. İlkokuldan mezun olduktan sonra babası onu Galatasaray Lisesi’ne verir ve burada okumaya başlar. Köydeki çevreden gördüğü itibarı burada göremez çünkü Galatasaray’a “köyden” gelmiş bir çocuk etiketiyle gitmiştir. Şehir için de biraz taşralı kalmıştır. Aydın’ı yazdığı günlükler sayesinde tanırız. O da cumhuriyet ülküsüyle büyümüştür fakat bunu benimseyememiş, şımarık bir çocuk olarak sıkıştığı zamanlarda bir çıkış yolu olarak görmüştür. İlkokul çağlarında kasabadaki köylü kızları beğenmeyen bir erkek çocuğu olsa da zamanla Aysel’i köyden uzaklaşmış şekilde gördükçe ondan etkilenmeye başlamış ve bu etkilenme hırçın bir elde etme çabasına dönüşür, Aysel’in onu her reddedişinde onu yetiştikleri cumhuriyet değerlerinden uzaklaşmış olduğu için eleştirir ve hayatı boyunca Aysel’i arzular.

Diğer çocuklardan biri olan Ali ise yoksul köylü bir çocuktur. Annesinin onun hakkındaki düşünceleri ilkokulu bitirdikten sonra tarlada kendisine yardım etmesidir. Fakat idealist bir öğretmen olan Dündar öğretmen buna razı olmaz ve köyün ağasından yardım alarak Ali’yi şehirde bir liseye yazdırır. Ali hem çalışıp hem de okuyacaktır. Ne yazık ki ikisini aynı anda yapamaz, okul malzemelerini alacak yeterli parası yoktur ve sınıfta kalmıştır. Bu sırada Ali bütün bunlar için kendini suçlar ve vatanına ihanet etmiş gibi hisseder. Bir şekilde Ankara radyosunda işe girer ve vicdanı biraz olsun rahatlar fakat ilerleyen yıllarda bir elektrikçi olması Dündar öğretmenin ideallerine çok uzak kalır. Ali yaşı ilerledikçe ona ezberletilen sloganvari ülküleri sorgulamaya başlar bu önemli bir adımdır onun hayatı için.
Ertürk ise köyün varlıklı ağasının oğludur. Babasının parası olmasına rağmen onu, modern bir liseye değil de klasik eğitim verilen askeri liseye vermesi tamamen babasının köylü zihniyete sahip olmasından kaynaklanmaktadır Aydın’a göre. Ertürk, Bursa Askeri Lisesi’ne gitmeye başlar fakat yaptığı yanlış bir seçim bütün hayatını etkiler. Çarşı iznine çıktığı bir gün sinemaya gitmekle kitap almak arasında seçim yapmak zorunda kalır ve daha uzun vadede zaman geçirebileceğini düşündüğü için kitap alır. Aldığı kitap Andre Gide’in “Dar Kapı” romanıdır. Elinde bu kitapla, yanlış bir şey yaptığını bilmeden nöbetçi subaya yakalanan Ertürk, “milliyetçi bir öğrenci olarak yetiştirilmeye çalışıldığı bir okulda, Dar Kapı’yı okuyarak ahlakdışı hareket etmekle”, hatta “övündüğümüz Türk gençliğine kara bir leke sürmekle” suçlanır. Bilmeden işlediği bu suç karşısında okuldan atılma eşiğine gelmişse de atılmaz fakat bu olay Ertürk’ün hayatı yaşama şeklini derinden etkiler.

“Oku!” diye verdiklerinden gayri hiçbir şey okumamayı, “Düşün!” dedikleri dışında hiçbir şey düşünmemeyi” öğrenir.

Romanın ana karakteri diyebileceğimiz Aysel ise; gelenekçi ve eğitimsiz bir ailede büyümüştür. Babası zar zor onu liseye vermiştir fakat okumasından çok evlenmesini ister. Aysel ise bir cumhuriyet kadını olabilmek için okumak, sürekli okumak istemektedir. Babasının onu vermek istediği görücüyü akıllıca savuşturur ve abisinin olaylarının gölgesinde liseye ardından üniversiteye devam eder. Kardeşi Tezer’in doğumu iyicene üzerine olan ilgiyi azaltır. Aysel hep kalıplarla yaşayan bir kadın olur. Kendisine biçilen rolleri ustalıkla oynar. Atatürk’e layık çağdaş bir kız, eğitimli bilinçli hep önemli işlerle uğraşması gereken bir kadın, namuslu bir eş, iyi bir hayat görüşüne sahip olma gibi rolleri olmuştur. Üzerinde hep topluma karşı kadın olmanın ağırlığını taşımıştır. Otel odasına gelmesinin sebebi olan öğrencisi Engin’le yatması ise göründüğü kadar basit olmayan bir eylemdir. Aysel’in gençliğinden bugüne kadar kendine biçilen bütün kimliklere karşı gelen bir harekettir. Aysel, öğrencisiyle yattıktan sonra ne ideal bir profesör ne ideal bir eş ne namuslu bir aile kızı ne de kusursuz bir Atatürk çocuğu olabilir. Odada dakikalar ilerledikçe kendisini bu duruma getiren sebepleri sorgular. İlk olarak ülkülerine artık sadık olmamanın verdiği vicdan azabını yaşar. Şu sözle otel odasından çıkmaya karar verir romanın sonunda ve intihar girişimi başarısız olur.

“Yeterince saygıdeğer değilsem değilim. Her şeyde haklı ve doğru olmak için her şeyin haklı ve doğru olması gerek.”

 

Kaynakça:

  • Ölmeye Yatmak, Adalet Ağaoğlu, EVEREST YAY. 2018
  • 2
  • 3

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here