Dilara Buket Tatar tarafından kaleme alınan adeta “Barbie”nin manifestosu niteliğindeki makaleyi sizin için özetledik.

Barbie bebek, Ruth ve Elliot Handler’ın, kızları Barbara’dan ilham almalarıyla tasarlanmıştır. Ruth, kızı Barbara’yı; kâğıt bebekleriyle oynarken izlemiş ve kızının, oyun esnasında kendisini bir yetişkin gibi hayal ettiğini görmüştür. Ruth’a göre; kızı bu şekilde geleceği güvenli bir yoldan deneyimlemekte ve bu, kızının gelişiminde önemli bir rol oynamaktadır. Ruth ve eşi Elliot bundan ilham alarak, birkaç yıl sonra, daha önce üretilmiş bebeklere kıyasla daha gerçekçi, üç boyutlu ve “yetişkin bir kadın” olan Barbie’yi tasarlamış, Mattel Şirketi tarafından 9 Mart 1959’da New York Oyuncak Fuarı’nda tanıtılmıştır. Barbie, Avrupai görüntüsüyle bir “üstünlük” temsili olarak görülebilir.
Üretilen ilk Barbie, yüksek kavisli kaşları, büzülmüş kırmızı dudakları, kıvırcık perçemli atkuyruğu saçları, soluk, bembeyaz derisi, uzun bacakları ve dar omuzlarıyla 1950’lerin Marilyn Monroe, Rita Hayworth ve Elizabeth Taylor gibi yıldızlarını yansıtmaktadır.

İlk Barbie

Barbie, “etnik merkezcilik”in özel bir görünümü olan “Avrupa merkezcilik” tanımına birebir uyan bir örnektir:

II. Dünya Savaşı’ndan sonra, oyuncakların toplu üretiminde patlama yaşanmıştır. 1950’lerden itibaren oyuncak firmaları, tüketim endüstrisinin önde gelenlerinden olmuştur. Oyuncak firmaları, yılda beş ila altı bin yeni ürünü piyasa sunmaya başlamıştır. Antropoloji Profesörü Schwarz’a göre; maddi kültürün bir temsili ve kültürel birikimin taşıyıcısı olan oyuncaklar, bu dönemde piyasada ciddi bir yer işgal etmeye başlayan oyuncak firmaları sayesinde, “üstünlük”ün temsilcileri haline gelmiştir. Zira üretilen bebekler; o dönemin “üstün” toplumu olarak görülen Avrupalıların fiziki özelliklerine sahip, yani sarışın ve mavi gözlü bebeklerdir.

Bugün Barbie’lerin ten renkleri, ırkları, etnik kökenleri, milliyetleri bir gökkuşağı gibi çeşitlidir. Fakat Ducille’e göre; onların çoğu, beyaz Barbie’nin boyanmış ve kıyafeti değiştirilmiş birer prototipi olmaktan öteye gidememiştir. Ona göre; Jamaika, Nijerya, Kenya, Malezya, Çin, Meksika, İspanya, Brezilya gibi ülkelerin özelliklerine uygun Barbie’lerin üretilmesi ve Barbie’nin “dünyanın bebeği” yapılmak istenmesi, çok kültürlülüğün sağlandığı anlamına gelmemektedir. Aksine, üretilen bu Barbie’ler çok kültürlülüğün, kapitalizmin onların elinde olduğunun sembolü ve belirtisidir. Etnik farklılığın kendine has özellikleri yansıtılmadığı için kültürel çeşitlilik, sadece görünüşte kalmaktadır. Bu da, etnik merkezciliğin aşılanmadığının bir kanıtıdır.

Kültürel rölativizme geçişte Mattel’in durumunu göz atalım:

Barbie’nin farklı ülkelere göre uyarlanmasına bakıldığında; İtalyan, Kanadalı, İngiliz, İsveçli, Hintli, Alman, İrlandalı vb. bebekler çıkarılmıştır. Böylelikle Mattel, farklı ülkelerdeki kız çocuklarının sadakatini kazanabilmiştir. Fakat Mattel’in bu stratejisi, Japonya’daki kızların kalbini kazanmaya yetmemiştir. Örneğin Japon kültüründe kadınlar, dişlerini göstermemek için gülerken ağızlarını elleriyle kapatmaktadır. Oysa Barbie, bembeyaz dişleriyle gülümsemektedir. Dolayısıyla Mattel, Japonya’da piyasaya sürdüğü Barbie’nin görünüşünü değiştirmediği ve ağzını kapatmadığı sürece başarı sağlayamayacaktır. Benzer şekilde Mattel’in bu stratejisi, Hindistan’daki kızları da etkilememiştir. Barbie, sahip olduğu düşünülen cinsellik vurgusu ve Batılı kadın formunun tasviri olarak addedilmesi nedeniyle, Hint kültürel normlarını karşılayamamıştır.

Sekülerleşmeden dindarlığa Barbie’nin yolculuğu:

İlk olarak Barbie, haç, türban gibi dini hiçbir simge taşımamaktadır. Üretildiği dönemin modasına uygun giydirilen Barbie, kıyafetlerinde vücudunu gizlenmemekte, aksine öne çıkarmaktadır. Seküler görülebilmesinin bir diğer nedeni, Barbie’nin dünyasının merkezinde sadece kendisinin yer almasıdır. Barbie’nin ebeveynleri, kocası ya da çocukları yoktur ve hiç evlenmemiş bir kadındır.
Valerie Moghadam’a göre dini ve milli gelenek; anneliği, kutsal sayma ve kadının rolü ve statüsünü ifade eden bir kültürel kimlik ifadesi olarak kategorize etme eğilimindedir. Seküler modern kadın prototipinin bir örneği olan Barbie, sadece dinden değil; evlilik, annelik gibi dini ve milli gelenekçe “kutsal” addedilen diğer değerlerden kopuşu da ifade etmektedir.

Örneğin İran hükumeti; Barbie’nin ahlaki değerden yoksun olduğu, vücudun sergilenmesini teşvik ettiği ve yabancı değerleri İranlı kızlara dayattığı gerekçeleriyle Barbie’yi kınamıştır. Barbie’ye alternatif bebekler üretmeye başlamıştır: Yahudi Gali Kızları, Hristiyan Bakire Meryem, İranlı Sara ve Dara isimli Müslüman bebekler, Suriyeli Fulla. Tüm bunlar oyuncak üreticilerine göre erdemli, inançlı ve mütevazı kadına örnekler sunmak için üretilmiştir.

Alternatiflerden birisi de, Batı’da yaşayan Müslümanlar için Noorart tarafından üretilen Razanne’dir. Razanne, “zevk düşkünü (hedonistik)” olduğu iddia edilen Barbie’ye alternatif olarak üretilmiştir. Razanne’nin evde ve dışarıda giymek için kıyafetleri bulunmaktadır. Evde kısa etekler gibi günün modasına uygun kıyafetler giymektedir. Fakat dışarı çıkarken üzerine uzun bir palto almakta ve başörtüsü takmaktadır. Barbie’nin aksesuarları mesleğine göre değişirken; dini değerlerini yaşatan Razanne’nin seccadesi vardır. Barbie’nin aksine Razanne, cinsel organını kapatan beyaz bir iç çamaşırı giymiştir. Bu yönleriyle Amina Jaqin’e göre; Razanne, cinsellik vurgusunda bulunmamakta, kültürel ve dini değerlerini sürdüren, Batı’da yaşayan Müslüman kadınları simgelemektedir.

Barbie’nin seküler duruşuna yönelik eleştiri niteliğinde görülebilecek bir girişim, Emiliano Paolini ve Marianela Perelli isimli iki Arjantinli sanatçı tarafından yapılmıştır. Sanatçılar, “Barbie: The Plastic Religion (Plastik Din)” isimli  koleksiyonlarında Hristiyanlık, Yahudilik, Budizm ve Arjantin yerel dininin figürleri olan 33 Barbie ve Ken’e yer vermiştir. Sanatçılar amaçlarının, dünyadaki iki büyük ikon olan Barbie ve dini harmanlamak olduğunu ifade etmiştir.

Barbie’ye yönelik yapılan eleştirilerden belki de en dikkat çekici olanı, feminist bakışa aittir:

Barbie mükemmel güzelliğini ve kadınsılığını, kadınlar tarafından ulaşılması imkânsız fiziğine borçludur. Bebeklerin beden yapılarını inceleyen Kevin I. Norton, Timothy S. Olds, Scott Olive ve Stephen Dank isimli araştırmacılar, yetişkin kadınların 100.000’inden sadece 1’inin Barbie’nin fiziğine ulaşmasının mümkün olduğunu belirtmektedir. Genç, sağlıklı, yetişkin bir kadının, Barbie’yle aynı vücut ölçülerine sahip olabilmesi için; boyunun 60,96 cm uzaması, boyun uzunluğunun 8,128 cm artması, belinin 15,24 cm daralması ve göğsünün 12,7 cm genişlemesi gerekmektedir. Tüm bu oranlar bir hayli gerçek dışıdır.

Barbie, iki ayağı üzerinde bile duramamakta ve ayakta durabilmek için dışarıdan bir desteğe ihtiyaç duymaktadır. İki ayağını yere basamamasına rağmen Barbie, 1992 yılında başkanlığa aday olmuştur. Mattel ise, başkan adayı Barbie’nin anatomisini değiştirmek yerine, ona pembe yüksek ökçeli ayakkabılar giydirmeyi tercih etmiştir. Mattel, Barbie’yi bir feminist olarak pazarlamaya çalışsa da, Barbie’nin meşhur silueti her zaman giydiği mesleki kıyafetlerin önüne geçmiştir. En iyi polis ödülünü almaya giden Barbie, göz alıcı bir gece kıyafeti içindedir; sporcu Barbie, vücuduna yapışan kıyafetleriyle yine kadınsıdır.

Barbie’nin sadece güzellik ve kadınsılığı ifade etmesi, imkânsız vücut oranlarına sahip olması, cinsel arzu uyandırması ve kadını bir metaya indirgemesi gibi eleştiriler akla “Gerçekten Barbie bu kadar kötü müdür?” sorusunu getirmektedir. Barbie’ye bu sıfatın yapıştırılmaması için Mattel, ciddi bir çaba sarf etmiştir ve Barbie’nin en çok eleştirilen özelliği olan vücut tipinde çeşitliliğe gitmiştir. Ama Barbie, asla kemerli burunlu, sivilceli, kepçe kulaklı, kıllı, dişlek gibi fiziksel olarak olumsuz nitelendirilebilecek özelliklere sahip olmamıştır. Barbie, hiçbir zaman çirkin değildir. Kadının yerini sağlamlaştırması, kadını yüceltmesi ve güçlendirmesi için “Barbie’nin çirkin olması” gerekli midir?

2015’te, Barbie’nin satışlarında %16’lık bir düşüş yaşanmıştır. Time Dergisi, bu durumu “Mattel’in Emekli Barbie’yi çıkarma zamanı gelmiş olabilir.” diyerek alaycı bir şekilde yorumlamışsa da, Barbie popülerliğini hala korumaktadır. Sadece çocukların değil, yetişkinlerin de ilgisini çekmektedir. Koleksiyoncularının sayısı gün geçtikçe artmakta, hayranları ve bağımlıları bulunmaktadır. Gerçekçi olmayan vücut ölçüleriyle yıllardır eleştirilen ikonik bebek, satışları dikkate alınarak önemli bir değişim geçirmiştir.
2016’da satışa çıkmış olan koleksiyonda 4 farklı vücut tipi, 7 farklı cilt tonu, 22 farklı göz rengi, 24 farklı saç stili ve sayısız kıyafet ve aksesuara sahip bebekler bulunmaktadır. Barbie, artık tek bir beden tipinde değildir. Daha gerçekçi oranlara sahip, “minyon (petite)”, “uzun (tall)” ve “kıvrımlı (curvy)” bebekler piyasaya çıkmıştır.

Yapılan bir diğer hamle ise 2015 yılında çıkan Barbie reklamı “Olasılıkları Hayal Et!” tir. Reklamı yorumlayan gazeteci yazar Jessica Valenti, hala alınması gereken çok yol olduğunu düşünmektedir. Çünkü Barbie, kızların her şey olabileceğini göstermektedir: Şişman olmak, beyaz olmamak, standartın dışında olmak harici her şey…

Sonuç olarak; ekonomide yaşanan değişimlere ayak uyduran Barbie, kapitalizme hizmet eden bir ürün olma özelliğini sürdürmektedir.

Makaleye erişim: Modernleşmeden Postmodernleşmeye Barbie

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here