Modern Tarihçiliğin Mutfağı serimizin daha önceki iki kısmında modern tarihçiliğin en önemli isimlerinden üçü olan Leopold von Ranke, Marc Bloch ve Fernand Braudel’i incelemiş ve her bir tarihçiden başyapıt niteliğindeki birer eseri tavsiye etmiştik. Ayrıca modern tarih yazımı ile post modern tarih yazımı arasındaki farklara, Annales ekolünün kurulmasına ve tarihçilik üzerindeki büyük etkilerine değinmiştik. Serimizin üçüncü ve son kısmında ise Eric Hobsbawm özelinde, modern tarih yazımının bir alt kolu ya da bir yorumu diyebileceğimiz Marksist tarih yazımını, sosyal tarihçiliği ve bu yaklaşımların tarihçilik adına sağladığı kazanımları ele alacağız. Ardından da Türk tarihçiliğinin zirvesi, Halil İnalcık’ın hayatına ve Osmanlı tarih yazımına getirdiği yeni yaklaşımlara değineceğiz.

Eric Hobsbawm’ın hayat hikayesine geçmeden önce ve genel anlamda Marksizme girmeden Marx ve tarih ilişkisine biraz değinelim. Her ne kadar Marx’ın teorilerinde ve eserlerinde çok fazla tarih materyali mevcut ise de kapitalizmin tarihini yazan kişinin Marx olduğunu iki nedenden ötürü söyleyemeyiz. Birincisi Marx’ın eserlerini yazdığı dönem zaten tartışmaların oldukça taze olduğu ve devrimlerin sıcak etkilerinin hala hissedildiği bir zamandı. Das Kapital yayınlandığında 1848 Devrimlerinin üzerinden 20 yıl bile geçmemişti. İkincisi ise Marx’ın tarihe reverse yani ters yönlü bir şekilde bakmasıydı. Kapitalizmin ortaya çıkışını halihazırdaki durumdan geriye doğru yola çıkarak açıklıyordu ve böylece sadece tarih yazmıyor aynı zamanda tarihe de bir nevi rehberlik ediyordu. Marksist tarihçilik ise 1960’lı yıllara gelindiğinde New Social History adıyla sığ Sovyet tarihçiliğinin ötesinde sağlam akademik temellerle karşımıza çıkacaktı. New Social History’e geçmeden önce dördüncü tarihçimiz Eric Hobsbawm’ın hayat hikayesine, çalışmalarına ve tarih yazımına kazandırdıklarına değinelim.

4. Eric Hobsbawm (1917-2012)

1917 yılında Britanyalı bir ailenin çocuğu olarak doğan Hobsbawm ilk ve orta eğitimini Viyana’da ve Berlin’de tamamladı. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’da Yahudi karşıtlığının yükselmesinden ötürü üniversite öğrenimine İngiltere’de başladı. King’s College‘da 1951 yılında doktorasını tamamladı. King’s College, Londra ve Stanford başta olmak üzere birçok üniversitede dersler veren Hobsbawm aynı zamanda Britanya Komünist Partisi’nde de aktif bir şekilde rol aldı. Hobsbawm’ı dünyanın en tanınmış tarihçilerinden biri olmasını sağlayan ise E. P. Thompson’la beraber yayınladıkları History Workshop Journal ile New Social History‘ye öncülük etmesi ve yazdığı eserler sayesinde kendi deyimiyle uzun 19. Yüzyılını derinlemesine incelemiş olmasıdır. Hobsbawm’a göre bir toplumu anlamak için önce üretim tarzına bakmak gerekir. Bu yüzden Marksist bir tarihçi olarak iki büyük devrime, Fransız Devrimine ve İngiliz Endüstri Devrimi’ne odaklandı. Fakat politik bir tarih yazımına odaklanmak yerine büyük sosyal değişimleri anlamaya yöneldi. Kendisinin de öncülerinden biri olduğu New Social History‘nin odaklandığı iki önemli nokta vardır: Birincisi büyük yapısal değişimleri incelemek, ikincisi ise sıradan insanların bu değişimleri nasıl deneyimlediğini anlamaktır. Annales ekolünden de oldukça istifade eden bu yaklaşım klasik tarih yazımının aksine, toplumun önemsenmeyen, zayıf ve resmi belgelerde kendilerine yer bulamayan kesimlerini de tarih yazımına dahil etmeye çalışır. Bu yüzden daha geniş kaynaklarla çalışır ve devlet arşivleri de dahil her türlü kaynağa eleştirel bir şekilde yaklaşır. Yeni yöntemler olarak quantative data analysis yani nicel veri incelemeleri ve sözlü tarih çalışmaları öne çıkar. Bu sayede işçiler başta olmak üzere kayıt altına alınmayan insanların büyük toplumsal ve yapısal değişimleri nasıl deneyimledikleri anlaşılmaya çalışılır. 

Hobsbawm’a kişisel ününü kazandıran ve onu bir nevi devrimlerin ve kapitalizmin tarihçisi yapan ise The Age of… üçlemesidir. Sırasıyla The Age of Revolution: 1879-1848, The Age of Capital: 1848-1875 ve The Age of Empire: 1875-1914. Bu üçlemeye dördüncü olarak da The Age of Extremes: 1914-1991 eklenebilir. İlk üç eser uzun 19. Yüzyılın tarihini ele alırken son eser de 20. Yüzyıl tarihi olarak değerlendirebilir. Önereceğimiz eser ise editörlüğünü Hobsbawm ile Terence Rager’in yaptığı The Invention of Tradition, Türkçesiyle Geleneğin İcadı. Çeşitli makalelerden oluşan bu kitap, kökleri geçmişe uzandığı sanılan birçok geleneğin aslında oldukça yeni olduğunu ve hatta bir kısmının ulus devletlerin oluşumu sırasında bilinçli bir şekilde nasıl icat edildiğini örneklerle gözler önüne seriyor. Bu noktada tarihin geçmişten farklı bir olgu olduğunu ve kimi zaman da geçmişten bağımsız olarak veya geçmişe rağmen nasıl üretilebileceğini anlıyoruz.

5. Halil İnalcık (1916-2016)

Yaklaşık dört yıl önce, 100 yaşındayken kaybettiğimiz Halil İnalcık, Osmanlı tarihçiliğinin zirve ismi olmasının yanı sıra çalışmalarıyla ve metodolojisiyle Osmanlı tarih çalışmalarının uluslararası düzeyde ününü de arttırmıştır. Aslen Kırımlı olan İnancık, ilk eğitimini İstanbul’da aldıktan sonra Ankara’da Gazi Muallim Mektebi’ne devam etmiştir. Bu okulda bir coğrafya dersi sırasında Mustafa Kemal Atatürk tarafından sözlü olarak imtihan edilen İnalcık daha o zamanlar Atatürk’ün milliyetçiliğinden etkilenecek ve yıllar sonra amacım Osmanlı tarihini bir Türk gözüyle yazmaktı diyecektir, fakat İnalcık’ın bu sözü bizlere onun dar milliyetçi bir çerçeve ile subjektif bir tarih yazdığını düşündürmemeli. Tam tersine Osmanlı tarihi üzerindeki oryantalist bakışı, arşivlere dayalı sosyo-ekonomik temelli çalışmalarıyla ciddi anlamda zayıflatmıştır, çalışmaları dünya çapında ses getirmiş ve ona hak ettiği ünü kazandırmıştır. Bu noktada İnalcık’ın şimdiye kadar bahsettiğimiz tarihçilik ekolleri arasında en çok Annales okulundan ve bilhassa Fernand Braudel’den etkilendiğini söylemeliyiz. İnalcık’ın eserleri Osmanlı tarihine dair politik anlatılar olmaktan öte, Osmanlı dünyasını ve toplumunu anlamamızı sağlayan sosyo-ekonomik temelli çalışmalardır.

İnalcık’ın tarihçilerin kutbu olmasını sağlayan en büyük etkenlerden biri de hiç kuşkusuz Ankara Üniversitesi Dil, Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde dönemin en önemli tarihçilerinden aldığı derslerdir. Şemsettin Günaltay’dan Osmanlı Türkçesi, Mehmed Fuad Köprülü’den de orta çağ Türk tarihi dersleri olan İnalcık, özellikle Fuad Köprülü’nün dikkatini çekecek ve onun desteğiyle akademik kariyeri şekillenecekti. Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezi yazılalı neredeyse 80 yıl olmasına rağmen bugün hala başvurulan bir eser olma niteliğinde. Bu eseriyle 1850 öncesi Vidin civarındaki Bulgar isyanlarının temel nedeninin toprak sistemi ve ağalık düzeni olduğunu savunan İnalcık, Osmanlı tarihçiliğine sosyo-ekonomik bir yaklaşımla yeni bir perspektif sunmuş oldu. 1943’te Viyana’dan ‘Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı başlıklı teziyle doçent olan Halil inalcık, 1952’te de Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği teziyle profesörlük unvanı aldı. 1972 yılına kadar Ankara Üniversitesi’nde tarih dersleri verip çalışmalarında özellikle şeriye sicillerini ve tahrir defterlerini kaynak olarak kullandı. Bu kaynaklar yukarıda bahsettiğimiz gibi Osmanlı toplumuna ve ekonomisine ışık tuttu. Onlarca sicili ve defteri tasnif eden İnalcık, Fatih dönemi üzerine yaptığı ve İstanbul’un fethiyle beraber fetih sonrası İstanbul’un nasıl yeniden inşa edildiğini ve sosyal düzenin nasıl sağlandığını incelediği çalışmalarıyla ününü uluslararası düzeyde iyice arttırdı. Ankara Üniversitesi’inden emekli olduktan sonra 1986’ya kadar Chicago Üniversitesi’nde Osmanlı tarihi dersleri verdi. 1993 yılında da Bilkent Üniversitesi Tarih bölümünü kurup 20 yılı aşkın süreyle çalışmalarına devam etti.

İnalcık’ın başyapıtları arasında olan Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi adlı çalışmaları ders kitabı olarak okutulmalarının yanı sıra temel kaynak olma başarısına da ulaşabildi. Ayrıca Halil İnalcık Osmanlı tarihine dair birçok doğru bilinen yanlışı ve mitleri de titiz çalışmalarıyla aydınlatmayı başardı. Bunlara örnek olarak Osmanlı Devleti’nin bir nevi resmi anlatısı haline gelmiş olan Kayı mitinin gerçekliğini sorgulaması ve Osmanlı Devleti’nin kuruluş tarihini 1302 olarak revize etmesi verilebilir. Her çalışması birbirinden değerli olan İnalcık’tan tavsiye edeceğimiz eser yukarıda da bahsi geçen Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezidir. İnalcık’ın 26 yaşında yazdığı bu eserde onun iyi derecede Osmanlı Türkçesi, Almanca, Fransızca, kaynak taraması yapacak ve yardım alarak arşiv belgelerini kullanacak kadar da Yunanca, Bulgarca ve Sırpça bildiği anlaşılıyor. Politik tarih yazımının hala çok baskın olduğu bir dönemde sosyal ve ekonomik temelli bir perspektifle yazılan bu tez, Türkiye için zamanın ötesinde olup Avrupa’daki tarih yazımı alanındaki gelişmelerin de, yani Annales ekolü gibi, asla gerisinde değildi.

Böylece Leopold von Ranke’yi, Marc Bloch’u, Fernand Braudel’i, Eric Hobsbawm’ı ve Halil İnalcık’ı incelediğimiz ve bu tarihçilerin eserlerinden birini tavsiye ettiğimiz modern tarihçilik serimizi noktalamış olduk.

Kaynakça 

Encyclopædia Britannica. “Eric Hobsbawm” Erişim 12 Ocak 2020.

TDV İslam Ansiklopedisi. “Halil İnalcık.” Erişim 12 Ocak 2020.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here