Modern tarihçiliğin ve tarih yazımının tarihine ışık tutmak, yani tarihçiliğin mutfağına girmek için oluşturduğumuz ve tarihçilik üzerinde büyük etkileri olan tarihçileri incelediğimiz listemizin ikinci kısmındayız. İlk kısmın girişinde modern tarih yazıcılığı ile kendisinden önce gelen geleneksel tarih yazıcılığı ve yine kendisine bir nevi tepki olarak doğan post modern tarihçilik arasındaki farklardan bahsetmiştik. Küçük bir hatırlatma yapmak için kısaca şunları söyleyebiliriz: Tarihçiliğin ve tarih yazımının kökleri her ne kadar antik çağlara uzanıyor olsa da olayları aktarmanın ötesine geçen, ilahi ya da herhangi bir metafizik bakış açısından arındırılmış, olayları ve olguları neden sonuç ilişkisi içerisinde tarihi kaynakları kullanarak açıklayan modern tarih yazımının başlangıcı 19. Yüzyıla uzanmaktadır. Bunun yüzden listemizin ilk kısmında Leopold von Ranke’yi ve Marc Bloch’u incelemiştik ve her ikisinin birer eserini tavsiye etmiştik.

Modern tarih yazımı ile post modern tarihçilik arasındaki farka da kısaca tekrar değinelim: İki farklı tarih yazımı arasındaki en temel farklılık, tarihin kendisine özgü metodolojisi olan bir disiplin olarak geçmişin bilgisine ulaşıp bunu tarafsız bir şekilde aktarıp aktaramayacağı tartışmasından ortaya çıkar. Modern tarih yazımına göre bir sosyal bilim dalı olan tarih, belgeler ve diğer tüm kaynaklarla beraber geçmişin bilgisine ve gerçekliğine yüzde yüz olmasa da ulaşabilir ve bu bilgiyi akademik bir yolla aktarabilir. Öte yandan post modern tarih yazımı diğer birçok alanda olduğu gibi tarih söz konusu olduğunda da doğrulardan ve gerçeklerden söz edilemeyeceği, yaşanmış ve bitmiş olan geçmişin bilgisine asla doğru ve tarafsız bir şekilde ulaşılamayacağını savunur. Daha önce de belirttiğimiz gibi listemiz sadece modern bir paradigmayla araştırma yapan ve eserlerini üreten tarihçileri kapsıyor. Şimdi, Fernand Braudel ile yani Akdeniz tarihçiliğinin en büyük ismiyle kaldığımız yerden devam edelim.

3. Fernand Braudel (1902 – 1985)

Fransa’nın Mesuse şehrinde doğan Braudel 1923’te Sorbonne Üniversitesi tarih bölümünden mezun oldu. 1946 yılında Marc Bloch ve Lucien Febvre’in kurucusu olduğu Annales d’Histoire Economique et Sociale dergisinin yayın ekibine katıldı ve böylece kendisi de Annales tarihçiliğinin bir parçası oldu. II. Dünya Savaşı’nda Almanlar tarafından esir tutulduğu kampta kaleme aldığı II. Felipe Döneminde Akdeniz ve Akdeniz Dünyası adlı doktora tezini 1947’de savunduğunda tarih yazımında yeni bir çığır açtı ve ikinci nesil Annales okulunun doğmasına öncülük etti. Listemizin birinci kısmında da bahsettiğimiz gibi Annales okuluna göre tarih, kısa süreli olayların veya öne çıkan kahramanların hayatlarının aktarılmasının ötesinde uzun süreli olguları ve yapıları incelemelidir. Çünkü ilk yaklaşımın hikaye anlatıcılığından veya Osmanlı tarih yazımındaki vakanüvistlikten pek bir farkı yoktur. Dolayısıyla tarih, bir bütün olarak olayları ve olguları ele almalı, fakat öte yandan olayların da nedeni olan olgulara ve büyük yapılara daha fazla eğilmelidir. Annales okuluyla beraber tarih, diğer sosyal bilimleri de içine alan bir çatı işlevi görmeye başladı.

Fernand Braudel’in bizzat kendisinin getirdiği en büyük metodolojik yenilik ise tarihin üç ayrı katmanda incelenmesidir. Birinci katman en yavaş değişenlerin fakat uzun vadede de en büyük etkiye sahip olanların bulunduğu yerdir. Braudel, bu katmanda iklimin, coğrafyanın, dağların, vadilerin veya nehirlerin tarihin seyri üzerindeki kaçınılmaz etkisini inceler. İkinci katman ekonomik ve sosyal yapıların belirleyici olduğu aralık iken son katman ise tarihteki olayların gerçekleştiği ve aktörlerin eylemlerde bulunduğu yerdir. Geleneksel tarih yazımının odaklandığı en üst kat aslında sadece kısa süreli değişimlerden ibarettir ve tarihin seyrini asıl diğer iki alt katman belirlemektedir. Braudel’in üç ciltten oluşan II. Felipe Döneminde Akdeniz ve Akdeniz Dünyası’nın her bir cildi farklı bir katmanı ele alır. Bir başyapıt olarak kabul edilen Akdeniz çalışmasıyla Braudel, tarihçiliğe iki önemli bakış açısı daha kazandırmıştır. Bunlardan biri “temporalités” yani zamansallıklar kavramıdır. Avrupa merkezci bakış açısına da bir eleştiri olan bu kavrama göre farklı coğrafyalarda ve farklı dönemlerde tarihin yoğunluğu ve akışı farklılık gösterebilir. Dolayısıyla hiyerarşiler kurmak yerine, dünya tarihi tüm bu farklı zamansallıkların oluşturduğu bir bütün ve neden oldukları etkileşimlerin toplamı olarak ele alınmalıdır. Braudel’in bizlere kazandırdığı bir diğer önemli bakış açısı ise Akdeniz dünyasında farklı kültürlerin, dillerin ve dinlerin birbirleriyle birçok noktada kesiştiği ve etkileşim içinde olduğudur. Her ne kadar ideolojik açıdan dinler ve kültürler arasında bir medeniyetler çatışması görüntüsü varsa da sosyal, ekonomik ve kültürel gerçeklik aslında bunun tam tersini göstermektedir.

Fernand Braudel’den tavsiye edeceğimiz kitap ise hiç şüphesiz “La Méditerranée et le Monde méditerranéen à l’époque de Philippe II,” Türkçesiyle II. Felipe Döneminde Akdeniz ve Akdeniz Dünyası’dır. Yukarıda bahsettiğimiz tüm yeni bakış açılarını içeren üç ciltlik bu hacimli eserin ikinci cildi, Habsburgların İspanya koluyla Osmanlıların Akdeniz üzerindeki egemenlik mücadelesini içerir. Batı merkezci bir bakış açısını reddeden Braudel’in Akdeniz’i Osmanlı tarihi ile ilgilenenler için de eşsiz bir çalışma niteliğindedir.

Yazımızı çok uzatmamak adına listemizin geriye kalan iki tarihçisine, Eric Hobsbawm ve Halil İnalcık’a bir sonraki yazımızda yer vereceğiz.

 

Kaynakça 

Encyclopædia Britannica. “Fernand Braudel.” Erişim 20 Aralık 2019.

TDV İslam Ansiklopedisi. “Fernand Braudel.” Erişim 20 Aralık 2019.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here