Paul Cezanne, 1839 yılında Fransa’da doğmuştur. Güzel Sanatlar Akademisi’nin giriş sınavlarında başarısız olmasına rağmen tutkusunun peşinden koşmaya devam etmiş, sergilenmesi için gönderdiği bütün resimlerinin geri çevrilmesine de aldırmadan tüm vaktini resme adamaya devam etmiştir.

Modern sanatın gelişmesine yaptığı katkılar ve etkisi sayesinde -Cezanne, Empresyonizm ile Kübizm arasında bir köprü oluşturmuştur- aralarında Henri Matisse ve Van Gogh’un da bulunduğu çoğu ressama göre modern sanatın babası olarak anılmıştır.

Post-Empresyonist Fransız ressam Cezanne, 20. yüzyıl soyut sanatını büyük ölçüde etkileyerek inanılmaz çeşitlikteki resim stili ile tanınmıştır. Doğayı temsil eden kişisel ifadeyi ve soyut resimsel düzeni uygun bir sentezle geliştirmeye çalışan Fransız bir ressamdır kendisi.

Paul Cezanne’in, 1860’lardan kalma tabloları, sanatçının olgunlaşmış ve daha öne çıkan stiline pek az benzemektedir. Konu utanç ve melankolidir, fantezileri, düşleri, dini içerikleri ve korkularıyla genel bir meşguliyet içerir tabloları.

Cezanne’in erken dönem çalışmalarının çoğu, önceki nesillerin karamsarlı ve romantik ekspresyonizmini düşündüren, ağır, akışkan pigmentle uygulanan koyu tonlarda boyandı. Bu eserlerde kalın renk katları ve siyah gölgeler dikkati çeker. Siyah, kahverengi, gri ve Prusya mavisinin ağır bastığı koyu ve kasvetli renklere ek olarak alışılmadık bir beyaz renk kullandığı görülür.

1860’lı yıllarda, Cezanne’in stilinin büyüleyici bir özelliği, eserlerindeki enerji hissidir. Bu erken eserler, sanatçının sonraki ifadelerine kıyasla gösterişli ve belirsiz görülse de, yine de derin bir duygu derinliği ortaya koyuyor.

Cezanne 1872’de, Fransa’nın Pontoise kentine taşındı. Burada iki yıl, Akademi’de tanıştığı Pissarro ile çok yakından çalışarak geçti. Ayrıca bu dönemde Cezanne, doğadan doğrudan boyamak zorunda olduğuna ikna oldu. Donuk renkleri bırakarak parlak, açık tonlu renkleri kullanmaya başladı. Sanatının felsefesindeki bu değişikliğin bir sonucu olarak, romantik ve dini konular tuvallerinden kaybolmaya başladı. Ayrıca, paletindeki karanlık daha canlı renklere yer açmaya başladı. Kalın renk katmanları tekniğinden hafif fırça vuruşlarıyla noktalama yöntemine yönelmiş, pıhtılaşmış gibi görünen yüzeyler kullanmıştır.

Cezanne’in, Empresyonizm kurallarından ayrılan sanatı, yerini yalın ama daha çok işlenmiş bir yapıya önem veren bir tutuma doğru gelişti. Tarzını, düş gücünden ve gözlemlerinden elde ettiği ögelerle zenginleştirdi. Desen gücü ile renklerin anlatım duyarlılığını birleştirdi. Klasik perspektif kurallarına pek uymayan Cezanne’in tutumu, sonradan büyük ölçüde etkilediği Kübistlere öncü oldu.

Sanatçının son on yıllık dönemi, lirik dönem olarak bilinir. Bu dönemde, lirizme ve daha özgür fırça vuruşlarına belirgin bir şekilde yönelerek gösterişli ve cüretkar yapıtlar verdi. Aynı zamanda daha hızlı bir yöntem olan suluboya tekniğini de kullanıyordu. Cezanne, eserlerinde yüzey birliğini sağlamak için kısa, renklendirilmiş fırça vuruşlarını kullandı.

Eserlerinde, henüz başlamakta olan kübizme özgü kesin, akılcı yaklaşımın belirtileri seçilir. Aynı zamanda sanatçımızın eserlerinde renkleri ve biçimleri lirik bir anlayışla kullanan Fovist Akımı’nın özelliklerini gözlemleyebilmek mümkündür.

Cezanne, sonradan modern resmin doğmasına yol açacak olan fovlar, kübistler ve soyut sanatçılar gibi yeni kuşağı büyük ölçüde etkilemiş, hayatının son otuz yılındaki tabloları, modern sanatın gelişimi için yeni paradigmalar oluşturmuştur.