Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
10

Ben, Isadora Duncan. Dansın devrimci kraliçesi. Yeryüzü ve gökyüzünün gayrimeşru çocuğu. Doğanın ta kendisi. Güneş, benim bedenim. Ufuklar, bakışım. Deniz köpüğü, tenim. Rüzgarlar, saçlarımdır. Ben, denizlerin ve karaların yüce bakiresi. Bütün erkekler bana âşık. Bütün kadınlar benim hayranım. Boyun eğmem. Özgürüm. Kusursuzum ve bir asiyim. Ben, hata yapmam. Yalnızca meydan okurum. Sefalet de benim kölem, ihtişam da. Yunan Tanrıları’nın asil elleri omuzlarımda. Dünyanın bütün kara parçalarında ayak izlerim var. Özgürlük ağıdını ben yazdım. Kadın olmanın yüceliğini haykırdım. Şiir, benim. Heykel, benim. Doğanın güzellikleri benim. Ve çıplağım. Tıpkı sonsuzluk gibi. Ben Isadora Duncan’ım. Yani, Terpsikhore. Ya siz? Siz kimsiniz? Kendi hikayenizin kahramanı mı? Yoksa başkalarının hikayelerini okuyanlardan mı?”

Yaşadığı çağa damga vurmuş, sonrasına ışık tutmuş; unutulmaz kadınlar arasına girmiş bir tanrıçayı tanıştıracağım sizlerle. 1877-1927 yılları arasında yaşamış olmasına rağmen o dönem koşullarına başkaldırıp çıplak dans edebilmiş, evlenmeden çocuk sahibi olmayı tercih edebilmiş bu devrimci kadın Isadora Duncan. Hayatının perde arkası ise oldukça trajik. Gelin şimdi onu yakından tanıyalım.

Isadora 27 Mayıs 1877’de İrlanda’dan ABD’ye göç etmiş bir ailenin kızı olarak San Francisco’da dünyaya geldi. Anne ve babası boşandığında annesi çocuklarıyla birlikte yeniden Avrupa’ya döndü. Annesi müzik öğretmeni olan Isadora yaşamının ilk gençlik zamanlarını yokluk içinde ancak müzikle geçirdi. Daha 16 yaşındayken “Siz hiç parmak uçlarında yürüyen insan gördünüz mü?” diyerek klasik balenin o katı kurallarını ve yeteneğine rağmen bale eğitimi almayı reddedip çıplak denilebilecek o doğal bedeniyle ve çıplak ayaklarıyla özgürce dans ederek modern dansın temellerini atan kadın oldu. Ailenin 4 çocuğundan biri olan Isadora’nın en sevdiği kardeşi Raymond, Yunan efsaneleriyle çok ilgili biriydi hatta onları ezbere okurdu. Raymond’ın böyle olması Isadora’nın Yunan mitolojisine ilgi duymasını sağladı. Öyle ki sahneye tuniklerle ve çıplak ayakla çıkardı.

1904 yılında kız kardeşi Elizabeth’le birlikte Berlin-Grünewald’da yatılı bir dans okulu kurdu. Burada çocukları ücretsiz olarak yetiştirmeye, ruh ve beden eğitimini aynı anda vermeye çalıştı. Sonra okulunu Berlin’e taşıdı ve burada aktör, yönetmen ve sahne ressamı Edward Gordon Craig’a aşık oldu, ondan Deidre ismindeki kızını dünyaya getirdi.

Isadora evlilik kurumuna tamamiyle karşı bir kadındı. Craig’den sonra yollarının kesiştiği Paris Singer’ın kendisine evlenme teklifi etmesi üzerine onu “Benim yaşamım özgürlüktür.” diyerek reddetmiştir. Paris Singer’la birlikteliği sırasında ise hayat ona ilk büyük darbesini yaşattı. 1911’de Paris’le birlikteliklerinden Patrick adındaki çocuğu dünyaya geldi. 1913 yılında ise acı bir araba kazasında çocuklarının ikisini de kaybetti. Isadora, bu olaydan sonra içmeye başladı, kilo aldı. Üçüncü çocuğu da doğumdan çok kısa bir süre sonra öldü.

1922 yılında Moskova’da 26 yaşındaki Rus şairi Sergey Yesenin (1895-1925) ile evlendi. Birlikte Moskova’da ve Leningrad’da sahneye çıktılar, ancak Isadora’nın eski görkemli günleri sona ermişti. Yine de birlikte ABD’ye gittiler, sahneye çıktılar. Isadora gittiği her yerde uzun kırmızı ipek şalını takıyor, SSCB’ye övgüler düzüyordu. Bir defasında sahnede dansını bitirdikten sonra atkısını eline alıp sallamaya ve bağırmaya başladı: “İşte kızıl! Ben de öyleyim! Yaşamın ve kuvvetin rengi budur! Siz de bir zamanlar vahşiydiniz! Sizi evcilleştirmelerine izin vermeyin!” Bir gazetecinin “Bolşevik mi oldunuz?” sorusunu ise “Bolşevik olup olmadığımı bilemem. Bildiğim tek şey şu ki. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği, insanlığın iki bin yıldır tanık olduğu en büyük mucizedir. Platon’un, Nietzche’nin, Walt Whitman’ın kehanetleri artık gerçekleşmek üzere.” şeklinde yanıtladı.

Yaptığı “komünizm propagandası” dışında danslarında şeffaf giysiler giymesi, anti- komünist ve tutucu Amerikalıları harekete geçirdi. Duncan ile Yesenin Rusya’ya geri döndüler. Ancak mutlu günler bu kez de uzun sürmedi. Yesenin, 1925 yılında intihar ettiğinde, Isadora Paris’teydi, ölüm haberini soğukkanlılıkla karşıladı. Artık parasızdı, hayatını borçlarla sürdürüyordu.

Isadora, hayatının ikinci evresi denilebilen, çocuklarının kaybını takiben başladığı ve alkolle taçlanmış yaşamının evresinde kendinden yaşça küçük gençlere ilgi duymuş, adeta içindeki yaşam tutkusunu ya da yaşam kavgasını onlarla gençleştirmiş, ölümsüzleştirmeye çabalamıştı. İşte şimdi de, bir restoranda karşısına çıkan, Bugatti marka araba satan bir delikanlının kendisini çıkardığı bir gezide, boynuna her zaman taktığı, kendisi için özel olarak getirilmiş şalın arabanın tekerine takılması sonucunda, tek bir hamlede, boynunun kırılmasıyla 50 yaşında vefat etti.

Dansına, özgürlüğüne olan tutkusu onu kendinin farkında olan her kadının idolü, kendini henüz keşfetmemiş olan kadınlarınsa keşif anahtarı haline getirdi. Bu yüzden Isadora’nın yaşamını herkes farklı şekillerde gelecek kuşaklara da aktarmak istedi. Maurice Lewer’in “Dansın Tanrıçası” adlı kitabı, Karel Reisz’in “The Loves Of Isadora” filmi bunlardan yalnızca bir kaçı. Aşağıya Isadora’yı dans ederken görebileceğiniz bir video da bırakıyorum.

Kaynak: 1 2 3

 

 

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
10

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here