Türkiye, 2010 ve sonrasında yavaş yavaş yeni bir müzik oluşumunun etkisi altına girmeye başladı. 2000’ler sonrasında Amerika’daki Grunge ve İngiltere’deki Britpop döneminin sonlanması sonucu dünya Arctic Monkeys, The Killers, The Strokes, Bloc Party, Coldplay, Muse, Yeah Yeah Yeahs vb. grupların yaptığı modern alternatif müziğin etkisine girerken bu yeni akımın bize etkisi tarihimiz boyunca her fikir, kültür ve sanat akımının bize geç gelmesi gibi gecikti ve yaklaşık on yıl sonrasına sarktı.

Türkiye’nin yeni alternatif müziğinde grup isimleri ve şarkı sözlerinde eskiden beri olan hayali sınırlar kalktı, grup isimleri ve şarkı sözleri Türkçe için geçmişe göre “absürt” duyulsa da daha modern olmaya başladı. Yüzyüzeyken Konuşuruz, Büyük Ev Ablukada, Son Feci Bisiklet gibi gruplar “Underground” (Yeraltı)  olmaktan çıkıp popülerleşmeye başladı, ne kadar -şimdilik- “Mainstream” (Ana akım) seviyesine ulaşamamış olsalar da belli bir yaş grubu içinde hatırı sayılır bir popülerliğe ulaştılar. Tahmini olarak 14-22 yaş arası sayılabilecek bu kitle, gençliğin yeri geldiğinde heyecanlı ve enerjik, yeri geldiğinde melankolik ve karamsar müzik ihtiyacını artık sıradan sayılabilecek, her albümlerinde benzer tür eserler ortaya çıkaran Duman, Gripin, Seksendört benzeri gruplardan elde edemez oldu. Süreç içinde bu kitle için Gripin’in iyi bir stüdyoda kaydedilip miks edilmiş bir şarkısı, Kaan Boşnak’ın webcam ile kaydedip Dailymoiton’a yüklediği bir şarkıdan daha değersiz hale gelmeye başladı ve Türk usulü Alternatif Rock artık kendi varlığını iyice göstermeye başladı.

Önceki paragraftaki “Türk Usulü” ibaresi biraz kafa karışıklığına yol açabilir. Bir müzik türü nasıl Türk usulü icra edilebilir? Bu sorunun cevabı oldukça basit. Örnek olarak Yüzyüzeyken Konuşuruz’un “Bakkal Osman Abi” şarkısını inceleyeceğiz. Bu akımdaki şarkıların söz ve müziğini ayrı incelemek gerekiyor. İlk olarak “Bakkal Osman Abi”nin sözlerine bakarsak;

En son gördüğüm kişi Bakkal Osman Abi.
Ki o da kızgın bana sigara borçlarımdan.
Babamın hatırı olmasa geçemem kapısından.

Bu sözleri İngilizce ya da başka bir dile çevirirsek o dili konuşan insanlar için tamamen anlamsız bir kelimeler bütünü olarak ortaya çıkacağı aşikâr. Bu tek şarkılık örnekten şu çıkarımı yapmak mümkün;

“Yeni Türk alternatif müziğinde söz yazarını içinde yetiştiği ortam ve o ortamın kültürü yoğun derecede etkiliyor.”

Bu şekilde bir çıkarımı diğer ülkelerdeki alternatif müzik sanatçıları için yapmak mümkün değil. Onlar daha çok her insanın anlayabileceği duyguları ve olayları kullanarak söz yazıyorlar. Buna da bir örnek verecek olursak Muse’un Unintended’ı gayet uygun olacaktır;

I’ll be there as soon as I can
(Elimden geldiğince erken orada olacağım)
But I’m busy mending broken
(Ama bozuk parçalarını tamir etmekle meşgulüm)
Pieces of the life I had before
(Önceki hayatımın)

Açıkça görüldüğü üzere; Batı Alternatif Müziği’ne göre şarkı sözlerinde daha çok kendi kültürümüzden aldığımız ögeleri kullanıyoruz. Futbol takımları, çay ve rakı kültürü, bakkallar, cenaze evleri ve daha niceleri. Bunun ana sebebi bu grupların ve sanatçıların çoğunun müziği sadece kendi ülkesindeki dinleyiciye sunma amacıyla yazması. Ne kadar The Away Days ya da Heavy Sky gibi gruplar bu gidişi değiştirmeye dair bir şeyler yapmaya çalışıyorsa da ne yazık ki istedikleri kadar büyük kitlelere ulaşmakta sorun yaşıyorlar.

Sözlerdeki yerelliğin yanı sıra müzikte de yerellikten söz edebiliriz. Türk Sanat ve Halk müziğindeki motifleri modern Batı Alternatif Müziği’nin yanına yerleştirerek bir eser oluşturmak son dönem alternatif grupları arasında sık görülen bir şey. Örnek olarak Yok Öyle Kararlı Şeyler’in “Kalabalıklar” parçasını gösterebiliriz. Burada kullanılan gamları ve geri vokal tarzını Batı Alternatif Müziği’nde görmek çok zor.

Özellikle Ankara ve İstanbul’da Noxus, IF, Hayal Kahvesi gibi mekanlarda sık sık görebildiğiniz bu gruplar ve müzisyenlerin konserlerinde en çok lise ve üniversite öğrencileri ile karşılaşıyorsunuz. Bunun sonucu olarak küçük sahneler ve heyecanlı bir seyirci grubunun birleşimi ile gittiğiniz konserlerde sanatçı ve seyirci arasındaki etkileşimin üst düzey olduğunu görebilirsiniz. Bu, Avrupa veya Amerika’da görebileceğiniz bir durum değil. Oradaki yeni sanatçıların bile hepsi en az üç, dört bin insana çalıyor. Fakat Türkiye’de Modern Alternatif’in yeni yükselen bir müzik akımı olması ve konserlerin genellikle çok büyük sayılmayacak mekanlarda, genç bir kitle karşısında yapılması sonucu etkileşim çok yüksek. Konserlerde, sanatçı ve seyirci arasında konuşma, hatta şakalaşma oldukça olağan bir durum.

Fiziksel albüm satışından ziyade bu grupların çoğu, konserlerle ve sanal ortamlardan sattıkları albümlerle para kazanıyorlar. Eskiden bir sanatçının albümünü fiziksel olarak piyasaya sürmemesi halinde sanatçı çok büyük bir tepki ile karşılaşabilirdi. Şu an ise bu bahsettiğimiz sanatçıların ve grupların çoğu albümlerini fiziksel olarak satışa sunarak mali bir yük altına girmek yerine Spotify, iTunes ve Deezer gibi online servisleri kullanıyor.

Modern Türk Alternatif Sahnesi’nden bahsederken birçok olumlu durumdan bahsetmek mümkün. Yeni dönem sanatçılarını son dönem Türk müziğinde bir şeyleri değiştirmek istemeleri gerçekten uzun süredir ihtiyaç olan bir hareketti. Bunun yanı sıra maddi yararı için sıradan pop parçaları yazmamaları ve gençlik için yeni bir soluk olmaları yararlı etkilerinden birkaçı. Ama bunun yanında yapamadıkları bazı şeyler var. Öncelikle belli bir yaş grubuna bağlı kalmaları şimdilik normal olsa da ileride bu yaş grubunun üst limitinin biraz daha yükselmesi gerekiyor. Eğer şu an kırk beş yaşındaki bir insan Florence + The Machine dinliyorsa bunun sebebi Amerika ve Avrupa’da alternatif müziğin genç yaş grubu ile sınırlı kalmamasıdır. Yapılan bir diğer hata ise bu sanatçıların bir kısmında görülen farklı olma isteği. Biraz klişe olacak belki ama “marjinal” olma isteği de diyebiliriz. Yazımıza konu olan müzik türünün ülkemizdeki takipçilerinin sınırlı sayıda olduğu dikkate alınırsa bu müzik türünü icra eden sanatçıların bir kısmının diğer ülkelerde on binlerce seyirci karşısında çalan sanatçılardan daha yüksek egoya sahip olmaları ve sevenlerini hatta başka müzisyenleri aşağılamalarının da yükselmekte olan alternatif müziğin önünde engel olduğunu vurgulamak gerekir. Bu durum belki daha önce üzerinde durduğumuz yüksek etkileşimin sonucu olarak soyutlanma isteği olarak yorumlanabilir. Ama ne olursa olsun bir sanatçı iki kişiye de iki yüz bin kişiye de çalıyorsa sahneyi bir seyirciye öfkelendiği ya da o gün keyifsiz olduğu için bırakmamalı. Hatırlarsınız Dave Grohl, İsveç’te bir konserde sahneden düşüp bacağını kırmış ama gerekli tedaviyi yaptırıp özür dileyerek konsere devam etmişti. Yeni sanatçılarımızın bu tarz örnekleri görüp kendileri ile karşılaştırmaları gerek.

Şu an tek tük gözlemleyebildiğimiz şeylerden bir diğeri de son dört, beş yılda bu yeni akımı dinleyerek sanatçı olan gençler. Bu kategori için en uygun örnek Ankara’dan çıkan 163 isimli grup. Adını Çayyolu-Kızılay hattı otobüsünden alan grup her ne kadar parçalarında güzel elementlere yer verebilse de müziklerinde ve özellikle sözlerinde çok rahat fark edilen bir hamlık, deneyimsizlik söz konusu. Buradan yapabileceğimiz ana çıkarım ise bu tarz grupları şu an değil de belki beş altı yıl sonra daha başarılı ve deneyimli bir şekilde karşımızda göreceğimiz.

Bazı mecralarda Modern Türk Alternatif Sahnesi’ndeki sanatçılar için “Üçüncü Yeniler” benzetmesi yapıldığını görmek mümkün. Fakat bu benzetme acemice yapılmış ve gereksiz bir benzetme. Öncelikle bu sanatçılar bir edebi akımın parçası değil. Ve yaptıkları, baştan sona yepyeni bir şey ortaya koymak yerine, Batı’daki alternatif müziği kendi kültürlerindeki elementler ile harmanlamak. Evet, bir grup sanatçının eskisinden farklı bir şeyler ortaya koyduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ama eğer bu akımın bir adı olacaksa o kesinlikle “Üçüncü Yeniler” olmamalı.

Sonuç olarak yeni alternatif sanatçılarımızın ne kadar Türk müziği için olumlu yönleri olsa da yanlış yaptıkları şeyler de yok değil. O yüzden bir nevi bu akımdaki bazı sanatçılar “Yanlış Batılılaşıyor”. Yine de müzikte ülke olarak yeni bir soluğa ihtiyacımız vardı ve bu akımdaki sanatçılar bir ölçüde bu ihtiyacı karşılayabiliyor.