Moda ve sinema birlikteliğinden ortaya çıkan sunum, sinemanın tarihsel başlangıcından bu yana görsel estetiğin moda üzerinden etkileyiciliği kullanılarak oyunculara yüklenilen biçimsel bir ikonlaştırmadır. Moda, tarihsel açıdan 20. yy ortalarında film ikonlarının günlük hayatı etkilemesinden dolayı sistemli bir şekilde hareket etmeyi tercih etmiştir. Sinema da her daim görsel bir estetik sunma arzusu sebebi ile ikonlar üzerinden modayı da içerisinde barındırmayı makul bulmuştur.

Bir kovboy filminde başrol karakterin kıyafetleri ve aksesuarları, sanat yönetmeni tarafından zamanın modası ile ilintili bir şekilde düzenlenir. Şapka, çizme, gömlek, kot pantolon ve bunun gibi kıyafetlerle birlikte kullanılacak olan kolye, yüzük gibi aksesuarlarda karakterin izleyiciye yansıtacağı role karşı bir bütünlük sergilemek durumundadır. Aynı şekilde bir seri katil filminde başrol karakter olan katilin Havai gömleği giymesi ne kadar anlamsızca dursa da sanat yönetmeninin vereceği karar, senaryonun anlam bütünlüğünde o katilin nasıl bir karakter olduğunu ortaya koyacak gelişimine ve dönüşümüne bağlıdır. Belki bu yüzden seri katili oynayan bir ikon, modanın sinema ile olan çıkar ilişkisini gözler önüne sermesi adına Havai gömleği giyebilir.

Peki neden sinema bu ilişkide modadan daha önemli bir yere sahip? Sinema, tarihsel geçmişe bakıldığında diğer altı sanat dalı ile her daim birliktelik kuran ve zenginliğini buna borçlu olan aynı zamanda da anlattığı hikaye ile birlikte o sanat dallarına ait eserleri, içerisinde her ne anlam barındırıyorsa o anlamı tekrardan bulmasına yani yeni bir anlam yaratıp onu üstlenmesine sebep olabilen bir güçtür.

Dünyada ve Türkiye’de farklı zamanlarda ortaya çıkan ve kitlesel açıdan etkisinin ulaşılabilirliği değişkenlik gösteren ikon oyuncu olgusu diye bir şey vardır. Bu oyuncu modeli tercihleri aynı zamanda modayı da bir şekilde peşinden sürüklemiş, hatta ve hatta danışıklı dövüş içerisinde diyebileceğimiz bir dayanışmaya yol açmıştır.

Catherine Deneuve‘ a La Sirène du Mississipi (François Truffaut,1969), La Chamade (Alain Cavalier,1968), Liza (Marco Ferreri,1972) filmlerinde Fransız Yves Saint Laurent marka sponsoru olmuştur.

İtalyan GucciSalvatore Ferragamo ve Persol; Monica Vitti, Marcello Mastroianni, Sophia Loren, Steve McQueen gibi ikonların oynadıkları filmlere marka sponsoru olmuştur.

Moda ve sinemanın görsel estetik açıdan bir bütünlük arz etmesi kadar, ikisinin de ticari kaygılar güderek bu bütünlüğü sürdürmeleri olağandır. Çünkü ikon oyuncular ikon markaların reklamını yapar. Bu sayede hem oyuncu hem de marka birbirini üst seviyeye taşır. Modanın görsel dünyada kitlelere rahatlıkla ulaşabildiği sinema ile birlikte bir bütünlük içerisinde olması, üretilmiş olan eserlere de farklı bir imaj gösterisi sunar ve bu bağlantının kopma ihtimalinin gerçek dışı olmasına kesin gözüyle bakılabilir.