Resimde, edebiyatta olduğu gibi iç mimarinin vazgeçilmez unsuru olan mobilyada da kültürden kültüre farklılıklar gözlenmiştir. Uzun zamandır mobilya yalnızca günlük hayatı kolaylaştıran bir unsur olmaktan çıkmış durumdadır. Mobilya, insanların kendilerini ifade etmelerine yardımcı olmaktadır. İnsanın karakterini, eğitimini, inançlarını, kültürünü, maddi durumunu ve birçok şeyi anlatabilecek güce sahiptir. Bununla birlikte, bir saygınlık göstergesi de diyebiliriz. Bir zamanlar kralların oturduğu tahtlar da bir mobilya olduğuna göre, zihnimizde canlandırdığımızda aklımıza gelenler ilk olarak malzemesi, işlemeleri ve büyüklüğü olabilir. Kral, görkemli bir taht kullanmayı tercih eder ki, statüsünü ortaya koyabilsin. Ayrıca resimde, edebiyatta olduğu gibi mobilyaya da tarihsel açıdan bakacak olursak farklı akımlardan etkilendiğini göreceğiz.

Mimarinin ve iç mimarinin en önemli tarzlarından bir tanesi Gotik’tir. 12. yüzyılın ilk yarısında beliren bu tarzın mobilya üzerindeki etkisi 13. yüzyıldan sonra oluşmaya başladı ve ağaç malzeme daha sık tercih edilir oldu. Bundaki en önemli sebep ise ahşap planyasının yine bu dönemlerde geliştirilmiş olmasıydı. Ancak bugün ahşap kullanılarak yapılan mobilyalara oranla çok daha hantal ve rahatsız ürünler ortaya çıkıyordu. 15. yüzyıl sonrasında ise bu hantallık yerini daha hafif ve zarif tasarımlara bırakmaya başladı. Bundaki en önemli sebep ise, birleştirme ve konstrüksiyon şekillerinin gelişmesi ve daha ince tahtaların elde edilebilir hale gelmesiydi. Genel olarak insanların aklında, bu döneme dair oluşan bol oymalı, mobilyaların kenarındaki çıkıntı canlanması çoğunlukla doğru bir yaklaşımdır. Mobilya yüzeylerinde daha çok oyma ve boyama şeklinde ortaya çıkarılan süslemeler kullanılıyordu. Çengel bezekler, çıkıntı yapan kulecikler de yine bu dönemin mobilyalarındaki karakteristik özelliklerden bazılarıydı. Bugünkü büfelerin ve kanepelerin öncüsü diyebileceğimiz mobilyalar bu dönemlerde kullanılıyordu.

Bahsedilen tarihler genellikle net çizgiler sunmasa da sınıflandırma yapabilmek adına önemlidir ve bu doğrultuda Rönesans Dönemi mobilya üzerindeki etkisini 15. yüzyıl itibari ile İtalya’da göstermeye başladı. Bu dönemin mobilyalarında da hantallık tamamen ortadan kalkmış değildi. Gotik mobilyalarda sıkça görülen işçilik ise Rönesans Dönemi’nde daha da özenle ortaya koyuluyordu. Kilise’nin insanlar üzerindeki etkisinin azalması ile mobilyaların sahiplerine kattığı saygınlık yine ön plana çıkar olmuştu. Klasik dönem mimarisinin ağırlığı hissediliyordu ve sanatsa olarak bakılırsa antik sanata dönüşler söz konusuydu. Süslemelerde ve ölçülerde, zarif ve dengeli dokunuşlar vardı. Kimi zaman süslemelerde metal plaklar da kullanılıyordu. Tabi ki kullanılmadan önce onlar da belli işlemlerden geçiyor ve süslemeye uygun bir görünüm kazandırılıyordu. Mobilya stilini göstermede en önemli unsur olan ayaklar, bu dönemde de sandığı anımsatan görünümünden tam olarak uzaklaşamadı. Genelde aralarında gergiler olan dört ayak tercih ediliyordu.  Rönesans’ın mobilya üzerindeki etkilerinin standart bir şekilde görüldüğünü söylemek çok doğru olmaz. İtalya’da marangozluk ikinci plana atılmış, dolap kapaklarına yağlı boyalarla resimler yapılmış ve oyma iyice gelişmiştir. İspanya’da ise Arap motifleri Rönesans Dönemi sanatı ile birleşmiştir. Bu farklılıkların ortaya çıkmasında ise o dönemde ortaya çıkan matbaaydı. Çeşitli yöntemleri, modelleri bastıkları ve farklı insanların da faydalandığı kitaplar elden ele dolaşıyordu. Ayrıca okyanusa açılan Avrupalılar değişik kültürlerden de etkilenerek yine bu çeşitliliğe katkıda bulunuyordu.

Kaynakça:

1

2

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here