Son on yıla baktığımızda gişe sinemasının çok büyük oranda fantastik filmlere teslim edildiğini görüyoruz. Marvel ve DC’nin başı çektiği yüksek bütçeli süper kahraman filmlerinden vampirlerin ve diğer korku figürlerinin ucuzlaştırılarak kullanıldığı gençlik filmlerine kadar bu etkiyi hissediyoruz.

Oysa 2008 yılında vizyona giren eşsiz bir film fantastik ögelerin modern bir sinema yapıtında nasıl kullanılması gerektiği hakkında tüm dünyaya bir ders vermişti. Bu filmin ismi Let the Right One In’di. Eser, biri vampir iki ergenin yalnızlığını ve dışlanmışlığını soğuk, puslu atmosferle eksiksiz perdeye yansıtmıştı. Yapımın müthiş senaryosunda aynı zamanda filmin uyarlandığı kitabın yazarı da olan John Ajvide Lindqvist’ın imzası bulunuyordu.

Bu sene yazarın bir başka kitabından yine kendisi tarafından uyarlanan bir film sinema çevrelerinde büyük bir heyecan dalgası yarattı. Geleneksel güzelliği esas alan beden algısının tamamen dışında kalan bir kadın ve erkeğin hikayesinin anlatıldığı film, prömiyerini yaptığı Cannes Film Festivalinin Belirli Bir Bakış bölümünden en iyi film ödülüyle ayrılmıştı. Geleneksel anlatımların dışına çıkan filmlere yer verilen bu bölümde yarışan film gerçekten de vizyonu ziyaret eden diğer fantastik filmlere pek benzemiyor. Bu yazıda fantastik, aşk ve gerilim türlerini birleştirerek kendi şahsına münhasır bir yapıma dönüşen Border’ı incelemeye çalışacağım (Dikkat spoiler içerir).

border 2018 ile ilgili görsel sonucu

Yönetmenliğini Ali Abbasi’nin üstlendiği filmin senaryosunda Lindqvist ve Abbasi’nin dışında Isabella Eklöf’ün de imzası bulunuyor. Filmin oyuncu kadrosunda ise Eva Melander, Eero Milonoff ,Jörgen Thorsson, Ann Petrén ve Sten Ljunggren gibi isimler yer alıyor.

Filmin konusu kısaca şöyle özetlenebilir; Tina, toplumdaki yaygın güzellik algısının yakınından bile geçmeyen orta yaşlı bir güvenlik görevlisidir. İnsanlar tarafından dışlanan bir kadın olan Tina’nın hayatından  memnun olmadığı her halinden bellidir. Üstelik iyice yaşlanan babası ve bütün gün evde oturup köpeğini yarışmaya hazırlayan ev arkadaşı/sevgilisi Roland da onun bakımına muhtaçtır. Hayatı rutin bir şekilde akmaya devam ederken Tina’nın karşısına bir gün ona oldukça benzeyen deforme yüzlü tuhaf bir adam çıkar. Zamanla aralarında bir arkadaşlık ilişkisi başlar. Hayatına yeni giren bu egzantrik adam Tina’nın hayatında köklü değişikliklere sebep olacaktır.

İtiraf etmem gerekirse Border’ı izlemeden önce onun bir edebi eserden uyarlandığından haberim yoktu. Ama seyir sürecimin sonunda filmin üzerimde bıraktığı hissi dile getirmeye çalışırken aklıma bazı film isimleri yerleşmişti. Bunlardan biri de Let the Right One In’di. Fantastik olduğu kadar gerçekçi ve buz gibi bir gerilim eşliğinde ilerleyen bu film, Border’la enfes bir ruh kardeşliği taşıyordu. Daha sonra filmin künyesini detaylı bir şekilde incelediğimde bu görünmez kardeşlik bağının sebebini daha iyi anladım. İki filmin de uyarlandığı kitapların yazarı aynı kişiydi. Dış dünyanın buz kestiği, modern ve soyutlanmış batı toplumlarındaki üşüyen ruhları anlatan iki yapımın kaynak noktası edebiyatçı John Ajvide Lindqvist’di.

border 2018 ile ilgili görsel sonucu

Yönetmen Abbasi, filmde Tina’nın geçirdiği bütün dönüşümleri hissetmemizi istemiş. Olağan dışı görünümünün dışında kahramanımız aslında modern toplumun yarattığı kalabalık içinde yalnızlaşmış ruhlardan sadece biri. Bu sıradan ve mutsuz hayatına hiç beklemediği anda onu anlayan seven birinin girmesi onu başta ürkütse de sonradan sınırlarını aşmasına yardımcı oluyor. Bu açıdan filmin ana karakterleri olan Tina ve Voge, Let the Right One In’in baş karakterleri Oskar ve Eli’yle eşlenebilir. Tek bir farkla çevresiyle uyum sorunu yaşayan mutsuz bir genç olan Oskar, birden hayatına giren vampir Eli sayesinde içindeki bastırılmış duygularını dışarı çıkarıyordu. Border da ise yine benzer bir durumda olan Tina karşılaştığı Voge sayesinde temel dürtüler olan şiddet ve cinselliği doyasıya yaşıyor.

Yani bir anlamda Eli ve Voge Freud’un cinsellik ve şiddetten müteşekkil yaşam enerjisini Oskar ve Tina’ya sunan fantastik karakterler olarak konumlandırılıyorlar. Bu beklenmedik konukları yaşamlarına temkinli bir şekilde alan karakterler onların hediye ettiği yaşam enerjisi sayesinde tıkanmışlıklarını açarak özgürleşiyorlar. Şiddetin ve cinselliğin sakınılmadan kullanıldığı bu filmler bu bakımdan Andersen ve Grimm kardeşler gibi masal anlatıcılarının gözünü budaktan sakınmayan şiddetli ve cesur eserleriyle benzeşir.

Masallarla kurulan bu benzerlik Border’da bir adım daha ileri götürülüyor. Ana karakterlerimiz ikisi de İskandinav mitolojisinin en popüler simalarından troller olarak karşımıza çıkıyorlar. Bu sayede Tina sadece kavuştuğu yaşam enerjisi sayesinde kendini keşfetmekle kalmıyor. Bunun yanı sıra kendisinden yıllarca gizlenmiş gerçek ailesini, ismini ve ait olduğu türü keşfediyor.

Ä°lgili resim

Bu noktadan sonra filmin ikinci yarısında hikayenin polisiyeye kayan yapısı yüzünden hikaye daha farklı bir yöne kayıyor ister istemez. Bu tercihin filme zarar vermediğini aksine toplumdaki ayrımcılık üzerine önemli sözler söylenmesi için bir araç işlevi gördüğünü söyleyebilirim.

İlk büyük çıkışını gerçekleştirdiği bu filminde yönetmen Ali Abbasi’nin farklı türleri ustaca birleştiren ve bu hikayenin layık olduğu tekinsiz atmosferi oluşturabilen üst düzey bir performans verdiği söylenebilir. Filmin başarısında en az onun kadar pay sahibi olan başrol oyuncuları Eva Melander ve Eero Milonoff’un adlarını da anmadan olmaz.

Fantastiği gündelik mevzuların ve insanlık hallerinin içinde başarıyla eriten gerilimli bir romans izlemek isterseniz Border sizin için biçilmiş kaftan.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here