Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

Mimar Sinan 15 Nisan 1489’da Kayseri’de dünyaya geldi. Osmanlı’da görülen devşirme sistemi adı verilen ve Anadolu’dan asker devşirmeyi sağlayacak olan sistem ile 22 yaşındayken doğduğu topraklardan İstanbul’a getirildi. Gelmesinin ardından Sinan, Acemi Oğlanlar Ocağı’na yetişmeye başladı. Burada olduğu yıllarda dülgerlik (Geleneksel Türk evlerinin inşaatını yapan meslek) eğitimi aldı. Bu sırada usta mimarlarla bir arada çalışma imkanı sağladı ve işi bizzat işinin ehli insanlardan öğrenmeye başladı.

Kanuni Sultan Süleyman zamanında Acem seferindeyken subaşı olan Sinan, kısa sürede üç adet kasırga inşa ederek Van’ın kısa sürede geçilmesini sağladı. Bu olaydan sonra Sinan hasekiliğe yükseldi. 1538’de Boğdan Seferi’nde, 3 gündür Prut Nehri’ni aşamayan Osmanlı’ya dahiyane bir fikir sunarak 10 günde yaptığı köprü ile nehrin kolayca geçilmesini sağladı. Bu başarı onun Yüksek Dergahları Mimarları başkanı olmasını sağladı. Mimarbaşı Alahattin Ağa’nın azledilmesinin ardından 1539’da sarayın mimarbaşı olarak göreve başladı. 50 yılı aşkın bir süre sarayda baş mimar olarak görev yaptı ve Kanuni Sultan Süleyman, 2.Selim, III.Murat olmak üzere 3 padişah gördü.

Osmanlı Devleti’nde 92 cami, 52 mescit, 55 medrese, 7 darülkurra, 20 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa (hastane), 6 su yolu, 10 köprü, 20 kervansaray, 36 saray, 8 mahzen ve 48 hamam olmak üzere 365 esere imzasını attı. Mimar Sinan 9 Nisan 1588’de, 98 yaşında, İstanbul’da vefat etti.

Yaptığı eserler bugün hala şaşkınlıkla incelenmektedir. Dahiliği mimarlıkla birleştiren baş mimar Mimar Sinan’ın akıl almaz eserini ve gizemlerini birilikte inceleyelim.

Süleymaniye Camii

Mimar Sinan’ın kalfalık eseri olarak nitelendirdiği Süleymaniye Camii, 1551 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle yapılmaya başlanmış ve 1558’de resmen tamamlanmıştır.

Bazı tarihçiler, Kanuni Sultan Süleyman’ın idamına karar verdiği Vezir-i Azam’ı İbrahim Paşa’nın günlüğünün, caminin temeline gömülmesini emrettiğini söyler.

Süleymaniye Külliyesi

 

Caminin temeli atıldıktan sonra 6 sene kadar bekletilmesi Kanuni’yi sinirlendirse de Mimar Sinan’ın amacı temelin tam anlamıyla oturmasını sağlamaktır. Cami, İstanbul’un 4.tepesine inşa edilmiştir. 4 Minare ve 10 şerefeden oluşmaktadır. 4 minare Kanuni Sultan Süleyman’ın fetihten sonraki 4.padişah oluşunu (Bazı kaynaklara göre dört halifeyi), 10 şerefe Kanuni’nin 10.padişah oluşunu temsil etmektedir.

Yapılarında ayrıca drenaj adı verilen bir kanalizasyon sistemi kurulmuştur. Drenaj sistemiyle yapının temellerinin sulardan ve nemden korunarak dayanıklı kalmasını öngören Mimar Sinan, yapının içindeki rutubet ve nemi dışarı atarak soğuk ve sıcak hava dengelerini sağlayan hava kanalları kullanmıştır. Bunların dışında yazın suyun ve toprağın ısınmasından dolayı oluşan buharın, yapının temellerine ve içine girmemesi için tahliye kanalları kullanmıştır.

Camide 4 sütun bulunmaktadır. Bu sütunların biri Mısır/ İskenderiye’den biri Lübnan/Baalbek’ten diğerleri Kıztaşı’ndan ve Topkapı civarından getirtilmiştir. Taşlar kırmızı granittir ki diş minesi ve elmastan sonra yeryüzünün en dayanıklı taşı olma özelliğine sahiptir. Ayrıca ”Ben Mısır’ı, Fenikeyi, Roma’yı biliyorum. Kubbemi oradan gelen sütunların üzerine koydurttum. Çünkü benim medeniyetim onlardan daha üstündür.” anlamına gelir.

Minarelerden biri Cevahir(Mücevher) minare olarak anılır. Kanuni bu camiyi yaptırırken iyi ve kötü birçok söylenti ortaya çıkar. Temelinin atılmasından sonra 6 yıl bekletilen caminin durumu Acem şahının kulağına gider. Bunun üzerine Acem şahı dalga geçmek amacıyla caminin devamının yaptırılması için sandıklar dolusu altın yollar. Bunu hakaret sayan Kanuni sinirlenerek gönderilen altınların parçalanması emreder. Vakıf malı olarak kullanılan altınlar kullanılmak zorundadır. Ve o sırada minarenin inşaatında olan Sinan’a camide kullanması için yollanır. Sinan parçalanmış altınları harca katarak minarenin inşaatını bitirir.

Süleymaniye Camii’nin planı

Süleymaniye Camii akustik olarak tasarlanmıştır. Farklı kaynaklara göre akustiği test etmek amacıyla 40 gün nargile dumanını kullanmıştır (Bazı kaynaklar tef kullandığını söylemektedir). Sesin dağılmadan yayılması için 256 tane boş turşu küpü ana kubbenin içine yerleştirmiştir. Böylece en arka saftakinin bile imamı işitmesi ve fısıltıyla dahi okunan duanın işitilmesi amaçlanmıştır. Orta kapının hemen üstüne bir oda inşa edilmiştir. Burası ”is odası” olarak geçer. Bu oda sayesinde mumlardan çıkan islerin cemaate ve çinilere zarar vermesi engellenmiştir. Ayrıca is odasında toplanan isler ile eşsiz mürekkep üretilir.

is odası

Afrika’dan 300 adet deve kuşu yumurtası getirilmiştir. Deve kuşu yumurtasının, haşerelerin gelmesini ve böceklerin kubbelere ağ yapmasını engellendiği söylenir. Ancak günümüzde bunun %50 olarak engellendiği sonuca varılmıştır. Camide ise %100 etkili olan deve kuşu yumurtalarının Mimar Sinan tarafından hazırlanan özel bir harçla kaplandığı ve bu sayede başarılı sonuç verdiği söylenmektedir.

Deve Kuşu yumurtalarında yapılan süslemeler

Hürrem Haseki Sultan 1559’da vefat ettikten sonra, Süleymaniye Camii haziresine defnedilmiştir. Yaklaşık bir yıl sonra ise Hürrem Sultan’ın da vasiyeti üzerine caminin arka avlusuna Hürrem Sultan için bir türbe inşa edilmiştir. Dıştan sekizgen içten on altıgen olarak tasarlanmıştır. Türbenin giriş kapısının üzerinde Kelime-i Tevhid yazan bir kitabe bulunmaktadır. Çevresinde ve genelinde mercan kırmızısı, firuze, lacivert ve siyah renk kullanarak çizilmiş olan motifler bulunmaktadır. Hürrem Haseki Sultan’ın yanı sıra Kanuni Sultan Süleyman’ın kardeşi Hatice Sultan’ın kızı Hanım Sultan ve II.Selim’in şehzadesi Mehmet buraya defnedilmiştir.

Hürrem Haseki Sultan’ın ölümünün ardından Kanuni, Mimar Sinan’ın da kendisi için bir türbe yapmasını emretmiştir. Mimar Sinan bir tablonun altına imzasını atarcasına havadan bakıldığında dikdörtgen olarak gözüken külliyenin en alt sağ köşesine kendi için mütevazı bir türbe yaptırır. Türbenin yanında bulunan Mimar Sinan’ın evi ile sıbyan mektebi günümüze ulaşamamıştır. 1588’de kendisi buraya defnedilir. Türbe içinde, Sinan’ın mezarı hariç, üç mezar daha bulunmaktadır. Birinin ikinci karısı Gülruh Hatun’a, birinin torunu ve aynı zamanda vakfının mütevellisi Derviş Çelebi’ye ait olduğunu ileri sürülmüştür. Türbe içerisindeki üçüncü mezar ise Mimar Ali Talat Bey’e aittir.

Kanuni Sultan Süleyman 7 Eylül 1566’da, son seferi olan Macaristan Seferi sırasında vefat etmiş, iç organları Zigetvar’a gömülmüş ve bedeni Kanuni Sultan Süleyman türbesine getirilmiştir. Türbenin girişinin üst penceresinde Hacerü’l-Esved taşı bulunmaktadır. Sultan II. Süleyman, Sultan II. Ahmet, Mihrimah Sultan, Saliha Dilaşûp Valide Sultan, Asiye Sultan ve Rabia Sultan’a ait sandukalar da burada bulunmaktadır.

Hacerü’l-esved taşı

 

 

KAYNAKÇA: 1,2,3,4,5,6

7,8,9

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here