Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
11

“Fabrika, okul, kışla ve hastanelerin, hapishanelere benzemesi bir tesadüf mü?” sorusunu soran Fransız düşünür Michel Foucault’nun bu benzetmesi, oldukça tartışılan bir konu. 1975 yılında yayımlanan Surveiller et punir : Naissance de la prison isimli eserinde Foucault, şuradan da ilgili metnin İngilizcesini inceleyebileceğiniz üzere, bu konuyu ayrıntılı bir şekilde ele aldı.

Türkçe’ye kısaca Hapishanenin Doğuşu olarak geçen bu eserdeki söz konusu benzetme, disiplin ve gözetleme hususları ön plana çıkarılarak temellendiriliyordu. Bu şekilde, iktidarın da geleneksel yolların tam tersi bir yolda -yani halkın onları değerlendirmesinden uzak bir şekilde- kontrolü ele aldığı “sinsi” bir sistem ortaya çıkıyordu. Bununla beraber, günümüzde ise bu benzetmeyi sadece okul ve hapishane özelinde değerlendirdiğimizde ise aynı soru hala karşımıza çıkıyor: Bu bir tesadüf mü?

YouTube’da 20 milyona yakın takipçisi olan Buzzfeed’in hakkında özene bezene şu videoyu hazırlamasından tutun, Ekşi’de bile ufak da olsa Hapishane ve okul arasındaki benzerlikler başlığında ele alınmış bir konu bu. Günümüzde hala böyle bir karşılaştırmanın yapılmasının temelinde ise maalesef fark etmediğimiz ya da görmezden geldiğimiz acı gerçekler yatıyor: Çoğu öğrenci, okula gitmeyi sevmiyor ya da sevemiyor.

Böyle bir genellemeyi yaparken de şunu belirtelim: Bu, sadece ülkemiz özelinde yapılan bir tespit değil; daha genel anlamdaki modern okul kurumu üzerinde bir görüş. Hatta bu tartışmanın ülkemizde yapılması, öncelikli bir konu bile olamıyor; çünkü o eleştirdiğimiz okullara bile maalesef şartları dolayısıyla gidemeyen -kız ağırlıklı- birçok çocuğumuz var. Bu nedenle, kendi özelimizde ilk önce bu üzücü gerçeği aşmamız gerek. Ayrıca şunu da ekleyelim: Öğretmenlerimiz, bu sistem eleştirisinin kesinlikle odağı değil; esas odak, kurumun kendisi.

Genel anlamdaki “okul” eleştirisine ise dönecek olursak, bu kurum eğer aşırı bir disiplin ve gözetlemeye sahip ise öğrenci de haliyle kendisine fazlaca baskı uyguladığından buradan ister istemez soğuyor. Foucault’nun şuradan çevirisine göz atabileceğiniz Jacques Chancel röportajında da belirttiği üzere okul sistemi, bilgiyi öğrencilere zorla dayatma üzerine kurulu. Hatta Fransız düşünür, bilgiyi amiyane tabirle “erotize etmek” gerekliliğine inanıyor. Kendisi de aynı zamanda bir eğitimci olan Foucault, “Düşünün ki insanlar, bilgi için yoğun bir istek duysaydı -sevişmeye duyduklarının benzeri bir istek- okulların kapısına dayanacak insanların sayısını düşünebiliyor musunuz?” cümleleriyle görüşünü belirtiyor.

Özetle, insanların bilgiyi ürkütücü bir olgu olarak görmemelerini ve ona ulaşmanın aslında büyük bir haz ya da mutluluk olduğunu anlamasını istiyor. Okulların da aslında buna yönelik olması gerektiğini belirtiyor.

Günümüze döndüğümüzde ise, Hürriyet’te köşe yazarı olan Özgür Bolat’ın şuradaki TEDx Talks konuşmasının ilk 1 dakikası aslında Foucault’nun hislerine tercüman oluyor. “Okullar aslında birer hapishane midir?” sorusuna da bu nedenle, net bir şekilde cevap vermemize gerek yok; herkes gerçek cevabı içten içe biliyor. Hem ülkemizdeki çoğu eğitim kurumlarımızın hem de dünya üzerindeki birçok okulun, zorla ya da göstermelik bir şekilde değil de öğrencileri bilgiye ulaşmaktan mutluluk duyması amacıyla eğitmesi gerekli. Peki bu bir ütopya senaryosu mu? Dünya üzerindeki eğitim kurumların yapısı ileride belki farklılaşabilir; özellikle teknoloji de muazzam bir hızda geliştiği için bu mümkün, hatta olası gözüküyor.

Ancak şimdilik ülkemiz özelinde böyle bir evrimden söz etmek mümkün değil; yazımızın özünde ele aldığımız “Fabrika, okul, kışla ve hastanelerin, hapishanelere benzemesi bir tesadüf mü?” sözü, 2016 yılında şuradan göz atabileceğiniz şekilde utanç verici bir duruma sebep oldu: İHKİB Kağıthane Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yaşananların, ülkemizin yakın geleceğinin üzücü bir fragmanı olmaması dileğiyle!

Kaynak: 123.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
11

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here