Bu içerik yazarlarımızdan Emircan Demir tarafından seslendirilmiştir.

Fon: Hey, Djan, Hey Djan – Djivan Gasparyan

Bu içeriğimizde Anadolu kültürünün mimarlarından birine, Süryani kültürüne ilişkin bir çalışma yapacağız. Süryanilik denince herkesin aklına gelen belli başlı birkaç şey vardır: Şarabı, çöreği, nazarlığı ve özellikle Mardin’de bulunan büyük kiliseleri. Peki bu kültürün oluşumu nasıl oldu? Haydi öğrenelim.

” … Milattan 2347 yıl önce Hz. Nuh’un Tufan gemisi Kardo (Cudi) veya Ararat Dağı’nın zirvesinde karaya oturduktan sonra, gemide bulunan Hz. Nuh ile karısı, üç çocuğu (oğulları) ve üç gelininden ibaret bu sekiz nüfuslu aile gemiden çıkmış ve Temnet adında bir köycük kurmuştur. Nuh, tarımla meşgul olmaya başlarken bir bağ dikmiş ve bu bağın şarabından içerek sarhoş olmuş, ayılmasıyla ortanca oğlu Ham’ın oğlu Ken’an’ı (torununu) lanetlemiştir. Bu olaydan sonra Nuh, Dünya’yı üç oğluna Sam, Ham ve Yafes’e taksim ederek, Filistin, Şam-Suriye-Mezopotamya, Asur, Sümer, Babil, Pers ve Hicaz gibi ülkeleri büyük oğlu Sam’ın hissesine düştüğünden bu memleketlerde yaşayan insanlara Samiler denilmiştir. Çünkü Nuh’un oğlu Sam’dan gelmektedirler. Sami Ülkelerde yaşayan bu kavimleri üçe bölmek mümkündür. Şöyle ki:

  • Amuriler
  • Aramiler
  • Kenaniler

Aram adıyla mukaddes Tevrat kitabında üç memleket anılır.

  •  Aram Soba
  •  Aram Demişk
  •  Aram Nehreyn

Büyük İskender’in Halefleri Slokiler Aramiler’in adı geçen memleketlerini istila ettiklerinde Aram adını Suriye adına değiştirerek yerine göre ayrı ayrı isimler takmışlardır. Slokiler tabiatıyla bu memleketlerde yaşayan halka Süryani (Suriyeli) demişlerdir. Aramiler yıldızlara ve çeşitli putlara taparken mukaddes İncil’in müjdesi yayıldığında, inancı Suriyeli (Süryani) müjdecilerden kabul ettiklerinde, putperestlikte kalan Arami kardeşlerinden ayrılmak üzere “Ammi” adından vazgeçip bu ismi putperest kalanlara bırakarak, “Süryani” adı altında mezhep kabul etmişlerdir. Bu bakımdan da onlara Süryani denilmiştir.”

Süryaniler isimlerini alışlarını böyle anlatırlar. Geriye kalan hikayeleri ancak belgelerden tamamlamaktayız. Süryaniler; putperest bir Süryani olan, Urfa ve çevresinde hüküm süren Kara Abgar’ın önderliğinde M.S. 38’de putperestliği terk edip, Hristiyan dünyasının ilk inananları olarak bu dini kabul ederler. Aynı zamanda putperestliğe ait “Suriyeli Aramiler” adını da bırakıp, “Eski Süryaniler” anlamına gelen “Süryan-i Kadim” adını alırlar.

1. yüzyılda geniş bir alana yayılırlar. Bugün bildiğimiz Şanlıurfa, Süryan-i Kadim Cemaati’nin kültür merkezi haline gelir. Süryani Patrikliği, önceleri Antakya dini merkezine bağlıdır. 5. yüzyılda Bizans Kilisesi ile Doğu Kiliseleri arasında İsa’nın içindeki tanrısal ve beşeri prensiplerin birbirleriyle ilişkisi sorunu üzerine tartışma çıkar. Antakya Dini Merkezi, İsa’da iki kişiliğin bir arada bulunduğunu, Meryem’in doğurduğu İsa’nın uluhiyeti (tanrılık sıfatı) kendine zarf seçtiğini; İskenderiye Kilisesi ise İsa’daki tanrı-insan kişiliğini savunur. Bizans önce Antakya Kilisesi’nden yanadır. Ancak, bu görüşten tanrısal prensibin önemini kaybettiği Nasturilik ortaya çıkar. Bu arada “Monofizitlik” diye adlandırılan öteki görüş güçlenir. Suriye de buna katılır. Sonunda Bizans Nasturiliği ve Monofizitliği reddederek; İsa’nın tam teşekkül etmiş iki kişiliği prensibi olan Diofizitliği kabul eder. Akabinde bütün doğu kiliseleri baskı altına alınır. Monofizit Süryani Patrikliği, Antakya Dini Merkezi’nden ayrılmak zorunda bırakılır. Arap istilasına kadar gezici kalan Patriklik bir ara yeniden Antakya’ya dönse de, baskılara dayanamayarak Halep, Harran, Rakka, Urfa ve Kinnesrin Manastırı gibi mekanlarda geçici merkezler oluşturur. Patriklik Merkezi 969’da Malatya’da, 1058’de Diyarbakır’da, 1293’ten 1932’ye kadar Mardin Deyrüzzafaran Manastırı’nda göre yapar. Merkez, 1932’den sonra Şam’a taşınsa da bağlı olduğu teşkilat yine Deyruzzafaran Manastırı’dır.

Süryaniler, sadece Doğu’da Hristiyanlığın yayılmasında önemli rol oynamamışlar, aynı zamanda bilim ve kültürün gelişmesinde de hizmet vermişlerdir. Kimi Yunan yazarlarının önemli eserlerini önce Süryanice’ye, sonra da Arapça’ya çevirerek Hristiyan ve Arap dünyasına hayli katkıda bulunmuşlardır. Yunan kültürü ile tanışmaları Helenistik dönemde başlayan Süryaniler, bu dili ve eserlerini din okullarında okutmuşlardır. Fırat civarındaki Kinnesrin ile Mardin’in Nusaybin ilçesi yakınlarındaki Dâru’l-Ulûm Manastırları ünlü felsefe ve dil okullarındandır.

Kaynak: ALİOĞLU, Füsun, “Bir Şehir Mardin (Belgeler, Efsaneler)”

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here