Bazı insanlar yaratılışları gereği dünyayla baştan mağlup bir savaş halindedir. Bu durumda kişi, iyi olan her şeye kördür. Fakat bunun kaynağı nankörlük veya bencillik değildir, sadece yalnızlığın ve hüznün eşsiz tadı insanın vücuduna daha doğarken bir kanser gibi işlemiştir. Yaratıcılığın ana kaynağı olan melankoli dünyasının 6 esaslı kitabına bir göz atalım.

1. Genç Werther’in Acıları, (1774) Johann Wolfgang von Goethe

Alman edebiyatçı Goethe’nin henüz 25 yaşındayken 6 haftada yazdığı ve 18. yüzyılda toplu intiharlara sebep veren kitabından bahsediyoruz. Mektup tarzında yazılan bu romanda bir hukuk stajyeri olan Werther, bayan Lotte’ye karşı geri dönülemez bir aşk beslemektedir. Ona duyduğu bu yoğun hisler Lotte’nin nişanlı olduğunu ve evlenmek üzere olduğunu öğrenince bir ızdırap haline dönüşür. Werther için artık tek çare intihardır. Rivayete göre bu roman Goethe’nin gerçek hayatını yansıtmaktadır. Ünlü yazar hayatı boyunca cesaret edemediği intiharı, Werther üzerinden gerçekleştirmiş ve saplantısını bu şekilde aşmıştır. Fakat Goethe’nin bu güdüden kurtuluş yolu, aynı zamanda döneminin gençlerini hızlı bir şekilde intihara sürüklemiştir.

2. Kinyas ve Kayra, (2000) Hakan Günday

Sarsıcı bir romanla devam ediyoruz. Yeraltı edebiyatının başarılı ismi Hakan Günday’ın ilk göz ağrısı olan Kinyas ve Kayra. Roman 3 bölümden oluşuyor. İlk bölüm çocukluk arkadaşı olan Kinyas ve Kayra’nın, inançsızlığın gücüyle soluğu Afrika’da almasıyla başlıyor. Hayata karşı verdikleri savaş ve düzeni bozma arzusuyla yaşayan Kinyas ve Kayra’yı okudukça, kendimizi cinayetin, şiddetin, kumarın, tecavüzün, yani kısaca yeraltı dünyasının içinde buluyoruz. Kitap daha sonra iki bölüme ayrılıyor; Kayra’nın Yolu ve Kinyas’ın Yolu. Nefret ve kinle dolu bu iki ruh, çok ince bir noktada birbirinden kopuyor ve çareyi bambaşka yerlerde buluyorlar.

3. Veronika Ölmek İstiyor, (1988) Paulo Coelho

Yazar Paulo Coelho, gençken ailesi tarafından tam üç kez akıl hastanesine gönderildi. Okul hayatı boyunca da sessiz ve mutsuzdu. Doktorlarına deli olmadığını, yalnızca yazar olmak istediğini söylemesine rağmen kimse ona inanmadı. Coelho uzun süre akıl hastanesinde kaldı ve elektroşok tedavisi gördü. Bu zor günlerde çıktığı zaman yaşadıklarını yazacağına dair kendine söz verdi ve böylece Veronika Ölmek İstiyor doğdu.

Veronika hareketli bir hayata sahip, gezip tozan genç ve güzel bir kadındır fakat mutlu değildir. İçinde sürekli aynı noktada bir sıkıntı, bir eksiklik vardır. Bir gün başarısız bir intihar girişiminde bulunur, uyandığında ise akıl hastanesindedir. Üstelik bir hafta ömrü kaldığını öğrenir. Veronika bir hafta içinde başka dünyaların içine girdikçe ölmek isteyip istemediğini sorgulamaya başlar.

4. Çocukluğun Soğuk Geceleri, (1980) Tezer Özlü

Hayatı boyunca manik depresif rahatsızlığıyla boğuşan ve bir süre de Coelho gibi elektroşok tedavisi gören Özlü’nün bu eseri birbiriyle bağlantılı dört bölümden oluşuyor. Yazar ilk bölümde kahramanın yaşadığı eve ve ailesine olan yabancılığı, yalnızlığı ve onu bunalıma iten karmaşasını ele alıyor. İkinci bölümde genç kızlığının ve okul hayatının onu ittiği keşmekeşe ve tartışılabilir kararlarına şahit oluyoruz. Üçüncü bölümde ise verdiği yanlış kararlardan dönmeye çalışırken sadece tekrar aynı yere dönmesi kahramanımızı soğuk bir kliniğe iter. Son olarak inziva… Çocukluğunun soğuk gecelerini tekrar yaşayan özgür ruh, bir kez daha ölümü hatırlar.

5. Kuzgun, (1845) Edgar Allan Poe

Elbette şiir severler için de bir önerimiz var. Karşımızda çoğunlukla gizemli ve gotik tarzda yazan bir efsane var: Edgar Allan Poe! Edebiyatın kaçık ismi olarak anılan Poe’nun en bilinen eseri olan Kuzgun, öyküleyici şiir olarak geçer. Şiirlerde geçen kuzgun imgesi, yası ve hüznü temsil ediyor. Sürekli ölümü kağıda cesurca akseden yazara göre dünyadaki en hüzünlü şey, güzel bir kadının ölümüdür. Güzellik, ölüm ve ağıt, geride kalan sevgilinin gözyaşlarıyla evrenselleşir ve bir kara delik haline gelir.

6. Kendine Ait Bir Oda, (1929) Virginia Woolf

Son önerimiz de melankolisini toplumdan alan kadınlarımız için. İngiliz yazarın feminizmi hüzünle harmanladığı kitabı, kadın ve edebiyat üzerinde duruyor. Kadınların sesini çıkarmadan önce iki kez düşündüğü bir dönemde Virginia Woolf, okura ”Kadın sanatçıların sayısı neden erkek sanatçılardan daha az?” diye soruyor. Kadınların üretmesi, yazı yazması ve erkek egemen bir toplumda yapması gerekenler üzerine olan bu kitabı şiddetle öneriyoruz.

“Erkekler kadınların kendilerinden üstün olduğunu bilir ve bu yüzden en zayıf ya da en cahil olanları seçerler. Eğer böyle düşünmeselerdi, kadınların kendileri kadar bilgi sahibi olmasından asla korkmazlardı.”

“Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın.”

İyi okumalar.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here