Osmanlı Devleti’nin 9. padişahı Yavuz Sultan Selim (1512-1520), daha Trabzon’da sancak beyliği yaptığı dönemden itibaren Doğu’da hızla büyüyen Şah İsmail tehdidinin farkındaydı. Babası II. Bayezid’in bu duruma kayıtsız kalması ise fazlasıyla endişelendiriyordu onu. Bu sırada boş durmayan Şah İsmail, Şii mezhebini yaymak adına 5 bin kişiden oluşan bir askeri birliği çoktan toplamıştı bile.

Babasının sessizliğine ve devletin kötü gidişatına daha fazla dayanamayan Yavuz, 24 Nisan 1512 tarihinde arkasına yeniçerilerin desteğini alıp II. Bayezid’i tahttan indirdi. Artık hedeflerini gerçekleştirmek için önünde hiçbir engel bulunmuyordu. Safevi sorununu çözmek, babası zamanında hırpalanmış olan devletin itibarını tekrar kazanmak öncelikli amacıydı. İlk iş olarak savaş hazırlıklarına girişti ve Şah’a bir mektup gönderdi:

Yavuz Sultan Selim

“Ben ki, Osmanlıların hükümdarı, gazilerin serdarı, kahramanların efendisi, bütün iman düşmanlarını yıkan, yüzyılımızın firavunlarına, zalimlerine dehşet saçan, kibirli ve zalim kralların önünde baş eğdiği Sultan Murat Han oğlu, Fatih Sultan Mehmet oğlu, Sultan Bayezid oğlu, Sultan Selim Han’ım.

…Sana gelince emir İsmail, sen ki kötü yoldasın. İslam inançlarının saffetini bozmuş bulunuyorsun. İslam’a saygısızlıkta ileri gitmektesin. Sen Müslümanlara karşı tiranlık ve baskı kapılarını aştın. Müslümanların memleketlerine saldırdın; şefkat ve utanmayı bir tarafa bırakarak zulümden sakınmadın, günahsız Müslümanları incittin. İkiyüzlülük perdesi altında her tarafa karışıklık ve fesat tohumları ektin…

…Bu durum karşısında ben, Allah’ın emirlerini yerine getirmek, zulüm görenlere yardım etmek için merasimlerde kullandığım ipekli padişahlık elbiselerimi çıkardım. Zırhımı giyip, kılıcımı kuşandım. Atıma binerek Safer ayının başında Anadolu yakasına geçtim, sana doğru gelmekteyim. Alınan asil karara göre, seninle savaşa girmiş bulunuyoruz…

…Şu halde biz; hemen ülkene dönmeni, gayrimeşru olarak üzerlerinde iddialarda bulunup bize bağlı ülkelerden zorla kopardığın, evvelce atalarımızın ayaklarını bastığı Osmanlı topraklarını bırakmanı sana öğütleriz…

…Eğer hala kudretli olduğun görüşünde ve delice yiğitlik iddialarında ısrar edersen, zulümlerinle simsiyah yaptığın yerleri nura kavuşturmak ve senin elinden almak üzere, az bir zaman sonra ovalarının çadırlarımızla kaplandığını ve askerlerimizin topraklarını istila ettiğini göreceksin. İşte o zaman bir kahramanlık mucizesi olacak ve Allah’ın ordularımız hakkındaki iradesi gerçekleşecektir. Bundan sonrası selamet yolunda ilerleyenlere selam olsun.” 

Mektubun gönderilmesinin üzerinden aylar geçmiş, Yavuz bütün hazırlıklarını tamamlayarak 140 bin kişilik ordusuyla Azerbaycan topraklarına girmişti. Ama hala daha Şah İsmail’den ses çıkmıyordu. Bu nedenle sultan sert ve kışkırtıcı bir mektup daha yazdı:

          “İsmail Bahadır!

Önceki mektubumda er isen meydana gel, Allah’ın takdiri ne ise ortaya çıksın demiştim. Bundaki amacım; yapacağım işlerden seni birkaç ay evvelinden haberdar etmekti ki, hazırlıklarını tamamlayıp karşıma çıkasın. Gafil avlandım, hazırlanamadım demeyesin. Uzun zamandan beri benim hazırlıklarıma ve gürültülü hareketime, hatta Erzincan dağ ve tepelerine gelmeme rağmen, sende hala hiçbir hareket yok. Öyle gizleniyorsun ki, varlığınla yokluğun fark edilemiyor. Halbuki kılıç davası güdenlerin siper gibi belalara göğüs germesi, yiğitlik sevdasında olanların, ok ve mızrak yarasından korkmaması gerekir. Devlet gelinini, ancak sararmadan kılıç dudaklarını öpebilenle kucaklayabilir. Karanlıkta rahat arayanlara erlik adını vermek hatadır. Ölümden korkanların kılıç kuşanması ve ata binmesi münasip değildir. Eğer gizlenmekten maksadın askerimin çokluğundan ise, senin bu korkunu gidermek için 40 bin askerimi Kayseri-Sivas arasında bıraktım. Herhalde düşmana bundan daha büyük bir iyilik yapılamaz. Eğer özünde yiğitlikten bir iz varsa gelip karşıma çıkarsın. Mukadder olan ne ise Allah’ın izniyle o olur.”

Yavuz Sultan Selim

Osmanlı ordusu hızla ilerlemeye devam ediyor ama Şah İsmail hala ortalıkta görünmüyordu. Yavuz, üçüncü bir mektup göndererek: “Kendini gizlemekte devam edecek olursan, erkeklik sana haramdır. Öğütlerimi dinle: Zırh yerine çarşaf, miğfer yerine yaşmak kullanarak, serdarlık ve şahlık davasından vazgeç.” dedi Şah’a. Amacı; onu tahrik edip, bir an önce savaş alanına gelmesini sağlamaktı.

Sonunda Şah İsmail bu 3.mektuba cevaben bir mektup yazarak şu satırları kaleme aldı:

          “Sultan Selim’e.

          Mektupların ulaştı… Münasebetsiz sözlere hiç gerek yok. Bunların hepsi katiplerin uydurmaları olmalıdır, katiplerinin afyon ile kurumuş zihinlerinden çıkan sözlerdir. Bu itibarla onlara kullanmaları için mührümle mühürlenmiş altın bir hokkayı Şahkulu Ağa ile gönderiyorum. Bizim özrümüz bulunduğumuz mesafenin uzaklığıdır. İsfahan boylarında avlanmaktaydım. Hadiseyi duyduk ve ancak şimdi Tebriz uçlarına vardık. Bu cevabı dostça hemen yazdık. Size karşı da hazırlığa başladık. Kimseden korkumuz yoktur. Senin bu isteğini çokları tecrübe ettiler. Ali evlatları ile savaşanlar kendileri yok olup giderler. İş savaşla sonuçlanacaksa onu ertelemek doğru olmaz. Fakat sonunu da düşünmek gerek vesselam.”

Şah İsmail

Şah İsmail kimseden korkumuz yok demesine rağmen Osmanlı ile savaşa girmek konusunda tedirginlik yaşıyordu. Çünkü ordusu 15 yıldır savaştan savaşa koştuğu için oldukça yorgun ve erimiş durumdaydı. Bunun yarı sıra Osmanlı ordusu hem sayıca üstün hem de ateşli silahlar bakımından Safevi askerlerinden daha donanımlıydı. Şah’ın elinde ise iki büyük koz vardı; Kızılbaşların ona olan bağlılığı ve bu güne kadar hiçbir savaşta yenilgi yüzü görmemesinden kaynaklanan parlak geçmişi… Hemen en güvendiği beylerine haber göndererek orduya katılmalarını istedi.

Şah İsmail

1 ay gibi kısa bir sürede neticelendi savaş. Çaldıran Ovası’nda gerçekleşen kanlı çarpışmalar sonucunda hilal taktiğini ve ordusunun ateşli silahlardaki üstünlüğünü çok iyi kullanan Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail’i adeta hezimete uğratarak büyük bir zafer kazandı. Sultanın eline düşmemek için savaş alanından kaçan Şah ise ömrünün sonuna kadar bu yenilgiyi unutamayacak ve bir daha asla eski itibarını geri kazanamayacaktı.

Çaldıran Savaşı’nın Minyatürü

Kaynak: 1,2,3

 

 

 

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here