Türkiye yakın tarihinin en renkli ve sağlam gruplarından MFÖ’nün müzik yolculuğu, konservatuarda oyunculuk bölümünde okuyan genç Mazhar Alanson’un kimine göre İstiklal Caddesi’nde, kimine göre Kadıköy’de bir çay bahçesinde genç Fuat Güner ile karşılaşmasıyla başlar. Müzik tutkunu Güner’in dikkatini çeken bu genç adam, elinde The Beatles’ın Rubber Soul plağını taşımaktadır. Güner Alanson’a bu plağı birlikte dinlemeyi teklif eder. Sene 1966’dır; Zeki Müren popülerliğinin zirvesindeyken, Ajda Pekkan parlamaya hazırlanan bir sinema oyuncusudur. The Beatles‘ın Yesterday‘i, The Who‘nun My Generation‘ı tekli halinde yeni yayınlanmışlardır. Türkiye’de ise, ABD ile paralel bir psychedelic rock müzik anlayışının işaret fişeğine üç-dört sene daha vardır. İkili albümü dinlerken Güner akorları çıkarmak için gitarı eline alır, Alanson da şarkı sözlerini mırıldanmaya başlar ve böylece birlikte müzik yapmaya karar verirler.

Image result for kaygısızlar grubu

Hemen ardından bir Kaygısızlar macerası gelir. Başta Güner ile Alanson’a Ali Serdar ile Semih Oksay’ın eşlik ettiği gruba 1967 senesinde Les Mistigris adlı grupla çıktığı Avrupa turnesinden yeni dönmüş kısa saçlı bir Barış Manço katılır. Sonra ekibe Manço’nun Galatasaray Lisesi’nden tanıdığı genç gitarist Fikret Kızılok da dahil olur. Adını Beat kuşağının “kaygısız” kültüründen alan grup 1971’de dağılır. Herkes kendi yoluna giderken, Güner ile Alanson da “Mazhar ve Fuat” adıyla ikili olarak müzik yolculuklarına devam ederler. O dönem “Türk işi psychedelic” anlayışı çok iyi sonuçlar doğurmaktadır; solo kariyeriyle Barış Manço, Resimdeki Gözyaşları ile patlama yaşamış Cem Karaca, Moğollar, Üç Hürel ve Fikret Kızılok gibi isimler, Anadolu işi türkü ve şiirleri modern müziğe uyarlama gayretindedirler. Mazhar ve Fuat’ın ilk albümü “Türküz Türkü Çağırırız” da bu anlayışla hazırlanmıştır. Yunus Emre’nin şiirinden bestelenen Adımız Miskindir Bizim, Güllerin İçinden ve sonradan Bu Ne Biçim Hikaye Böyle‘ye dönüşecek olan Nerde Hani ilk kez bu albümde yer alır. Özkan Uğur‘un bas çaldığı bu albüm beklenen etkiyi yaratamaz, ancak üçlü tamamlanmıştır artık.

1975’te üçlünün yanına perküsyondaki Ayhan Sicimoğlu (Peki Peki Anladık da Sicimoğlu için yazılmışt- tamam tamam, bu klişe bilgiyi tekrar sunmayacağız) ile klavyedeki Galip Boransu‘nun katılmasıyla kurulan İpucu Beşlisi, çıkardıkları tekli Heyecanlı ile MFÖ’nün seksenleri ve doksanları kasıp kavuracak hareketli sound’unun habercisi olur. Grubun dağılmasının ardından herkes kendi yoluna gider, ancak hemen sonrasında, 1977-78 senelerinde Mazhar-Fuat-Özkan üçlüsü Ferhan Şensoy‘un Şahları da Vururlar oyununun müziklerini hazırlamak üzere toplanırlar. Bu oyun için yazılan şarkılardan biri, Alanson tarafından sözleri değiştirerek Ele Güne Karşı‘ya dönüştürülür. Aynı anda Sezen Aksu, Ajda Pekkan ve Seyyal Taner’in arkasında orkestra olarak sahne alan grup üyeleri, şarkıyı Taner’e verirler. Ancak şans bu ya, aynı yıllarda giydiği bir elbiseden dolayı TRT’den boykot yiyen Taner şarkıyı albümüne alamaz ve Ele Güne Karşı, Mazhar Fuat Özkan’ın 1984 yılında yayınlanan ilk albümünün çıkış şarkısı olur. Güner, grup arkadaşlarından habersiz, Ajda Pekkan’ın rol aldığı bir müzikalde çalarak kazandıkları parayı İstanbul Gelişim Stüdyosu‘na yatırır; kendisine kızan Mazhar-Özkan ikilisine de “hiç değilse bir albümümüz olsun” cevabını verir. Ele Güne Karşı Yapayalnız, “Bodrum“, “Bu Sabah Yağmur Var İstanbul’da“, “Deli Deli” ve “Yalnızlık Ömür Boyu” gibi hitleri, “Güllerin İçinden“in yeni (bilinen) versiyonunu içerir.

Albümün popülerliği üzerine grup, 1985 yılında Eurovision Şarkı Yarışması‘na katılır. Beyaz takım elbiseleriyle, kafalarında şapkalarıyla, Beatles-vari imajlarıyla seslendirdikleri “Diday Diday Day“, on dördüncü olur. Yarışmanın hemen ardından da ikinci albümleri Peki Peki Anladık gelir. Bu yıllarda ABD’yi kasıp kavurmakta olan new wave tarzı şarkılara imza atarlar. Albümdeki New York Sokaklarında, Alanson’un Anadolu ozanlarını andıran, yer yer siyasete dokunduran şairane üslubunu belki ilk kez net olarak ortaya çıkarır. Tasavvufa göz kırpan şahane şarkıları Buselik Makamına da bu albümdedir. Alanson şarkıda “Majörler tükendi, minörlere yolculuk” derken, idollerinden Leonard Cohen de, bir yıl önce çıkardığı Hallelujah‘ta “It goes like this, the fourth, the fifth/The minor fall, the major lift” demiştir. Albümün B yüzünde, grubun Eurovision için yazdığı şarkılar bulunmaktadır: Diday Diday Day, Vamos, Barcelona, Why Don’t You Call Me Anymore ve Race. İpi göğüsleyen Diday Diday Day dışındaki dört şarkı da İngilizcedir (özellikle Race‘i grubu tanımadan ve aksanı gözardı ederek dinleyen biri, şarkının seksenlerde popüler olmuş bir İngiliz new wave grubuna ait olduğunu düşünebilir).

Image result for diday diday day

Ertesi yıl üçüncü albüm gelir. Kapağında Ducktales çizgi filminden (ülkemizde Can, Cin ve Cem adlarıyla bilinen) üç ördeğin yer aldığı Vak the Rock; Kelimeler Kafi, Gözyaşlarımızı Bitti Mi Sandın, Adımız Miskindir Bizim‘in yeni versiyonu ve albüme adını veren, ezberlemesi en kolay Türkçe şarkılardan Vak the Rock‘ı içerir. Ayrıca Bazen, grubun “delisi” Özkan Uğur‘un sözüyle müziğine imza attığı ve vokal olarak ön plana çıktığı ilk şarkı olmasıyla önemlidir. Hemen ardından, 1987’de aynı tarzın korunduğu No Problem çıkar. Grubun değeri bilinememiş en iyi şarkılarından Uç Oldum, Muhabbetler Sana Doğru ve Yalnızlar Garı da buradadır. 88’de grup ikinci kez Eurovision’a katılır; Alanson’un tasavvuf sevgisini bu iki albümün pop tarzıyla birleştiren Sufi on beşinci olur.

İlk toplama albümleri The Best of MFÖ‘nün ardından, 1990’da Geldiler piyasaya çıkar. Dünya genelinde rap hızla popülerleşmektedir. Albümde yer alan Anında Görüntü ve Ali Desidero, bu tarzda yazılmış orijinal şarkılardır (ilkinin değeri çok bilinmez, samimi ve vefalı Ali Desidero ise reklam filmleriyle popüler olur). Özkan Uğur’un yazdığı anlamsız görünen sözleri içeren Sude ve İk Ben; Mecburen ve Edip Cansever’in şiirinden bestelenen Geçiniz de buradadır. 92 yılında grup Agannaga Rüşvet ve Dönmem Yolumdan adlı iki albüm yapar.

Sene 1995 olduğunda, meşhur doksanlar Türkçe pop müziğinin zirve yaptığı dönemde, M.V.A.B albümü piyasaya çıkar. Grubu bugünkü konumlarına getiren, doksanlarda kaliteli Türkçe müziklere alışmış bir kuşağa tanıtan albüm, onları özel kılan her şeyi aynı anda içerir. Yetmişlerde ittifak kurdukları Fikret Kızılok’un sözlerini yazdığı Sakın Gelme, grubun külliyatının en sağlam şarkılarından biridir. Albüme adını veren Mazeretim Var Asabiyim Ben ney ile açılan orijinal bir rock şarkısıdır. Yorumladıkları ilahilerden Allah Allah (Dertliyim) ve az bilinen harika şarkılardan Rüyalar da dikkat çeker.

Grup üyeleri sonraki 8 yıl boyunca konserler haricinde albüm çalışması yapmazlar. Alanson filmlerde oynar (Her Şey Çok Güzel Olacak gibi), TRT’de bir program yaparlar (konuklarından biri Bülent Ecevit’tir), Güner prodüktörlük yapar, (Sertab Erener’in Yolun Başı, Deniz Arcak’ın Eyvallah‘ı gibi şarkılar) Özkan Uğur dizilerde oynar, (Cennet Mahallesi, Yeter Anne) programlar sunar (Ağırlığınca Altın yarışmasındaki “-mi acaba?”ları bir neslin kabuslarını süsler). Alanson 2002’de ilk solo albümü Türk Lokumuyla Tatlı Rüyalar‘ı yayınlar. Çoğu MFÖ’ye ait zannedilen Yandım, Ah Bu Ben, Benim Hala Umudum Var, Hamak ve Psikopat‘ı içeren bu güzel albüm, Alanson’un yetmişlerde “Ele Güne Karşı” ile başlayan, seksenler ve doksanlarda tasavvufi/protest bir çizgiye evrilen şarkı sözlerinin kişiselleştiği bir dönemde ortaya çıkmıştır.

Image result for her şey çok güzel olacak

Bir yıl sonra gelen, grubun şimdilik sondan bir önceki albümü AGU‘nun isim babalığını Cem Yılmaz yapar. Albümde yer alan Sarı Laleler şarkısı ile bir kuşak daha MFÖ şarkısı çalabilmek için gitar öğrenmeye başlar. GORA soundtrack’inden Olduramadım, sözlerini Aysel Gürel’in yazdığı Silmez Gibisin ile Vurgun Yedim ve İsmet Özel’in şiirlerinden bestelenen Milli Park dikkat çekici şarkılardır. Son albümleri, 2011 tarihli Ve MFÖ, Hep Yaşın 19 ile popüler olur. Bu Aşk Olur Mu? da grubun eski slow’larına göz kırpan iyi şarkıları arasında yer alır.

Türkiye’de, bu kadar sene boyunca aktif kalıp farklı kuşaklara, farklı tarzlarda yapılmış şarkılar ve albümlerle ulaşabilmiş grup sayısı çok azdır. Çok vokalli, herkesin beste yapıp söz yazdığı, yaşları ilerlese de kafamızdaki ‘yaşlanmış müzisyen’ kalıbına bir türlü oturamayan üç sanatçıdan oluşan MFÖ, her an patlamaya hazır ama bilgeliği de elden bırakmayan halleriyle ülkemizin müzik tarihinin en önemli sayfalarından biridir. 60’lı yaşlarına gelen grup üyelerinin çalışmaya devam etmelerini diliyor, kendilerinin de milli birer hazine olarak koruma altına alınmalarını tavsiye ediyoruz.

Kaynak: 1. 2. 3.