”Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra.”

 – ”Çavdar Tarlasında Çocuklar” Holden Caulfield 

Çavdar Tarlasında Çocuklar(The Catcher in the Rye) J.D. Salinger‘in romanı. Kitapta, okuldan atılan ergenlik çağındaki Holden Caulfield’ın hikayesi, dış dünya ve kendi iç dünyası arasında kalmışlığı ele alınıyor.

Holden okuldan atıldığı için eve gitmek istemez ve okuldan ayrılır. Aslında oldukça zeki bir çocuk olan Holden,aynı zamanda oldukça hassastır da. Gerçek bir aylak mıdır bilinmez fakat Holden, yorgun bir karakter olduğunu hemen anlamamızı sağlar.

Kitabın anlatıcısı Holden’ın kendisi olduğundan okumaya başladığınız andan itibaren öyle sıcak ve masum sarar ki; kaldığı otel odasından, gizlice girmeye çalıştığı evine kadar bizi de götürür yanında. Hatta kitabı bitirdiğimizde ”Central Park’ın yanındaki gölde bulunan ördekler kışın nereye gidiyor gerçekten?” diye düşünürken buluruz kendimizi.

Kitabı okudukça istemsiz bir hüzün oluşur içimizde. Bunun birçok nedeni olabilir. Holden’ın yaşadığı yalnızlık, saflığı ve masumiyeti, yabancı hissetmesi… Roman boyunca onu dünyadan soyutlanmış bir şekilde görürüz. Ait hissetmediği bir dünyada çıkış noktası arar kendince. Yaşadığı dünyaya yabancı ama o yabancılığa bir o kadar da muhtaçtır aslında.

Arkadaşlarından, ailesinden, çevresindeki hemen hemen herkesten farklı olan Holden bunu taktığı kırmızı avcı şapkasıyla belli eder. Ve ilginçtir ki şapkasının rengi kardeşleri Phoebe ve Allie’nin saçlarının rengindendir.

Holden, küçük ama geniş kalbinde, bir yandan da kaybettiği kardeşi Allie’nin özlemini taşır. Ama bunu direkt söylemek yerine sürekli sızlanır ve başka bir şeylerden şikayet eder. Kayıplarını, acılarını, içindeki problemleri dile getirmektense, sızlanmayı ve söylenmeyi tercih eder. İnsanları sevmez hatta kendini bile eleştirir. Sıradan ve bizden olduğu kadar enteresan, ilgi çekicidir.

Üzüldüğü zaman, ‘‘Bir şeylere üzülüyorsam, tuvalete gitmem gerekse bile gitmem. Üzülmekten gidemem. Üzülmeyi bırakıp gidemem.” diyecek kadar çok üzülür. Bu kadar da naiftir.

Her şeyin akıp gittiği, sonsuz bir değişimin içine girdiği dünyada Holden, değişikliklerden hiç hoşlanmaz hatta her şeyi bir vitrine koyup saklamak ister. Bu sebeptendir ki gezmekten keyif aldığı yerlerin arasında müzeler vardır. Çünkü orada her şey aynı kalır.

”Çavdar Tarlasında Çocuklar” büyüyünce çavdar tarlasında oynayan çocukların uçurumdan düşmesini engellemek için onların yakalayıcısı olmak isteyen Holden’ın arada kalmışlığını anlatıyor. Eğer bu çocukla arkadaşlık etmek isterseniz, size anlatacağı çok şey olabilir.