Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
7

Martin Heidegger, varoluşçu felsefenin önde gelen isimlerinden biri olarak bilinen Alman düşünür. 26 Eylül 1889 tarihinde Baden şehrinde doğdu. Çocukluğu din ve felsefe eğilimleri arasında geçti. Ailesinin gücü onu üniversiteye göndermeye yetmediğinden Cizvit Papaz Okulu’na gitmek zorunda kaldı ama okulun müdürü ve doktoru tarafından psikosomatik kalp rahatsızlığı olduğu söylenerek okula alınmadı. Freiburg Üniversitesi’nde, kilisenin de yardımıyla ilahiyat okurken alan değiştirip felsefeye geçiş yaptı. 1923’te Heidegger, Marburg Üniversitesi’nde Felsefe Bölümü’ne profesör seçildi.

Varlık ve Zaman

1927 yılında yayımladığı “Varlık ve Zaman” adlı eseri 20. yüzyılın temel felsefi çalışmalarından biri oldu. Heidegger, Aristoteles’ten beri hep sorulan “Varlık” sorusu üstüne kendi felsefesini kurmuştu. Aslında Aristoteles varlık‘ı nesneler üstünden, Platon ise idealar üstünden açıkladıkları için “varlık sorunu”nu görmezden gelmişlerdi. Halbuki Heidegger’e göre asıl olan varlık sorunu özneye, ben’e yönelik anlamdadır. Platon’u özellikle eleştirir, temel eseri Varlık ve Zaman’da. 1933 yılında Nazilerin iktidara gelmesiyle Heidegger onlara katıldı. İzlediği politika yüzünden sürekli eleştiriye maruz kalmasına rağmen Freiburg Üniversitesi’nde rektör oldu. 1945 yılında Nazilere katıldığı için üniversiteden uzaklaştırıldı ama 1952 yılında yaptığının yanlış olduğunu söyleyerek geri döndü. Her ne kadar siyasal düşünceleri yüzünden birçok insanın antipatisini kazansa da teorik çalışmaları her zaman felsefi açıdan değerlerini korudu. 26 Mayıs 1976 yılında Heidegger hayata gözlerini yumdu. Meßkirch mezarlığında ailesinin yanına gömüldü.

Heidegger’a Göre Varlık

Heidegger, yalnızca insanın var olduğunu söyler. Varoluşçu kaygıları ile birlikte sadece insanı araştırır. İnsan-dünya ilişkisi için şöyle söyler: “İnsanın dünyada oluşu bir nesnenin ya da bir hayvanın dünyada oluşu gibi değildir, bir dünyayla karşılaşmadır. Dünyayla nasıl karşılaşıyoruz? Bilgi ile değil, eylemle; bir iş yaparak, kurarak, üreterek, yenileyerek, ilgilenerek, kaygılanarak dünyayla karşılaşıyoruz.” Heidegger’a göre, kaygılı insan bir şeyler yapma gereksiniminde bulunup kaygılandığı kaynağa doğru yönelim gösterir.
Heidegger ayrıca insanlığın asıl yerinin dünya olmadığını da söyler. Ona göre kimse bize bu dünyaya gelmek isteyip istemediğimizi sormadan bizi bu dünyaya fırlatmıştır. Dünyada oluşumuz ve yaşamlarımızdaki dönüm noktalarımız bize dayatılmıştır. Bu yüzden dünya bize bir yük gibi gelir. İçinde bulunduğumuz yerin bize yük oluşu ve istemeden orada oluşumuz gibi etmenler, dünyanın bizim için asıl yurdumuz olmadığını gösterir. İnsanın yabancısı olduğu bu dünyada ayakta kalabilmesinin tek yolu, düşünceden değil kendi gücünü deneyerek ne kadar başarılı olacağını anlamaktan geçer. Ama tabii ki de bunu yapması için özgür olması lazımdır. Özgürlük insanın varoluşunun temel taşıdır. İnsan bu güdü ile sürekli yer değiştirerek yeni tasarılara atılır. Bu sürekli bir var olma halidir.

Heidegger için varoluşun aşamaları “durum”, “anlama” ve “söz”dür. Durum, insanın dünyaya fırlatılmış olduğunu gösterir. Anlama, bize varlığın olanaklarını, tasalarını özgürlük içinde gerçekleştirebilen bilinci gösterir. Söz de, etrafımızda dönüp duran, yaşadığımız olayları dile getirme yeteneğini gösterir. Heidegger, varlığın bu üç aşama içinde gelişerek kendini ortaya koyduğunu söyler.

 

Kaynak: 1, 2

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
7

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here