Édouard Manet’nin ölümünden bir sene önce 1882 yılında tamamladığı Folies-Bergère’de Bir Bar adlı tablosu ressamın son büyük eseri olarak nitelendirilmektedir. Ressam, konu edindiği Folies-Bergère’de resmin taslaklarına başlamış olmasına rağmen, hastalığının ilerlemesinden dolayı eseri atölyesinde bitirebilmiştir.

Manet, gerçekçilik akımından izlenimciliğe geçişte büyük rol oynamasına rağmen, kendini bir izlenimci olarak kabul etmez. Her ne kadar Manet kendini bir izlenimci olarak tanımlamasa da, 96×130 cm boyutlarındaki tuvale yağlı boya olarak yaptığı bu tabloda, izlenimcilik akımının izlerine rastlamak mümkündür.

Eserin odak noktasında bulunan kişi, o dönem Folies-Bergère’de çalışan Suzon adlı bir kadındır. Manet hastalığından dolayı atölyesinde çalışmak zorunda kaldığında, Suzon atölyeye giderek resim için modellik yapmaya devam etmiştir.

Resme konu edilen mekana gelecek olursak burası; 1880 yılındaki açılışından sonra büyük ilgi gören ve ününü 130 yıl boyunca korumayı başarmış, Paris’in en gözde mekanlarından biri olan Folies-Bergère adlı bir gece kulübüdür.  Mekan, o dönemde insanların içki içebildiği ve aynı zamanda müzisyenleri, dansçıları ve sirk gösterilerini izleyebildikleri önemli bir eğlence merkeziydi. Ayrıca bu tarz gösteriler dışında Edith Piaf, Frank Sinatra ve Ella Fitzgerald gibi isimlerin de sahne aldığı mekan, yüksek sosyetenin ve farklı sınıfların buluşma noktasıydı.

İlk bakışta resmin odak noktasındaki kadının ardında geniş açıklıklı bir mekan olduğu düşünülse de, kadının bileklerine doğru bakıldığında arkada altın varaklı bir çerçevenin devamı olduğu görülmektedir. Bundan anlaşılacağı üzere, kadının arkasında gördüklerimiz aslında bir aynanın yansımasıdır. Onun baktığı yönde, yani izleyici olarak bizlerin arkasında kalan bu alan hakkında bilgi edinmek için, elimizde sadece aynadan yansıyan görüntüler bulunmaktadır.

Öncelikle resmin odak noktasında bulunan Suzon’ı incelemeye başlarsak, donuk ifadesinin ardında dalgın bir bakışın gizlendiğini görebiliriz. İçinde bulunduğu mekana ve oradaki diğer insanlara dış görünüşüyle uyum sağlamayı başarmış olmasına rağmen, içten içe kendini oraya ait hissetmeyen biri gibi etrafa bakındığı düşünülebilir. Gözlerinde neredeyse ağlamak üzere olduğuna dair bir ifade yakaladığımız bu kadın, ellerini önündeki mermer tezgaha yaslayarak etrafında olup bitenleri izlemektedir.

Suzon dışında mekanda bulunan diğer insanlar hakkında bilgi edinmek için tek referans noktamızın ayna olması, bu kişilerin gerçekçiliğine gölge düşürmektedir. Çünkü; bu eserde de izlerine rastladığımız, gerçeklerden çok hissedilen duyguların ön planda olduğu İzlenimcilik akımı göz önünde bulundurulduğunda Manet’nin hangisini yapmayı tercih ettiği tam olarak bilinmemektedir. Aynadan yansıyan mekanı dosdoğru yansıtmayı mı, yoksa hislerini ve düşüncelerini metaforlar yoluyla anlatmayı mı tercih etmişti?

Resmin sağ tarafına baktığımızda aynanın yansımasından Suzon’ın bir erkekle konuştuğunu görmekteyiz. Ancak ilk bakışta onu incelediğimizde yüzünde, birine odaklandığına dair hiçbir ifadeye rastlamamıştık. İşte tam da bu noktada, Manet’nin yansıma konusunda ne yapmak istediğine dair bir ikilem doğmaktadır. Yansımada görüldüğü üzere adamın Suzon’a çok yakın bir noktada durduğu ve doğrudan ona baktığı görülürken, Suzon’ın bakış açısı takip edildiğinde karşısındakinin daha uzakta bulunması gerektiği fark edilmektedir. Yani iki açı karşılaştırıldığında kesişim yakalanamamaktadır.

Bu durum halen tam olarak açıklanamadığı için, birkaç fikir yürütülebilir. Manet kasıtlı olarak perspektifle ve açıyla oynamış olabilir miydi? Belki de ilk gördüklerimiz durumun gerçekliğini yansıtırken, yansımada gördüklerimiz karşısındaki adamın olmasını arzu ettiği bir yanılsamadan ibaret olabilir. Ya da Manet, Suzon ile yüz yüze iletişim kuran biz seyircileri, mesafeli duran daha medeni biri olarak resmin içine dahil etmek istemiş olabilir miydi?

Aynadan yansıyanlar elbette sadece bu adamla kısıtlı değil. Resmin sol üst kısmında neredeyse gözden kaçabilecek bir detay olduğu görülmektedir. Yeşil bir çift ayakkabı giymiş trapezden sallanan bu bacaklar yukarıda kalan göremediğimiz alanda, mekanın eğlence aktivitelerine uygun olarak büyük bir şovun gerçekleştiğini bize bildirir gibi. Hemen alt kısmında elinde dürbünle yukarıda olup bitenleri merakla izleyen kadın figür de, aynı durumun farklı ipucu olarak değerlendirilebilir.

Ayna sayesinde büyük avizeleri, sahnesi ve coşkun kalabalığıyla arkadaki mekan hakkında bilgi edindikten sonra biraz da, Suzon’ın önündeki tezgaha odaklanabiliriz. Natürmort ögeleri işleyişi konusunda hatrı sayılır bir üne sahip olan Manet, tezgah üstüne yerleştirdiği nesneleri oldukça özenli ve başarılı bir şekilde resmetmiştir. Hemen sol kısımda bulunan şişelerden kırmızı olanın üstüne ismini ve resmi bitiriş tarihini yazarak kendini marka unsuru olarak tanıtmaya çalıştığı düşünülebilir.

Manet resimde sadece natürmortlar konusunda değil, renkleri kullanış biçimiyle de oldukça başarılıdır. Aynanın solukluğu, ışığın rengi ve sıcaklığı, kullandığı renkler sayesinde belirgin bir şekilde vurgulanmıştır.

Odak noktasındaki Suzon’dan silindir şapkalı adama, vazodaki pembe çiçeklerden arkadaki coşkun kalabalığa kadar her detayın özenle işlendiği bu eser, Manet’nin son büyük başyapıtı olmayı sonuna kadar hak ediyor. Édouard Manet’nin, ikilemleri ve renk paletiyle herkesi etkileyen bu ünlü tablosu günümüzde Courtauld Sanat Galerisi, Londra’da sergilenmektedir.

Kaynak: 1, 2, 3,

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here