Hakkında sayısız makale yazılan nadir eserlerden biridir Magritte’in Aşıklar tablosu. Rene Magritte, 1898 yılında Belçika’da doğan ve 68 yaşında kanser sebebiyle hayatını kaybeden gizemli denilebilecek bir ressamdır. Zira kendisi yaptığı seri şeklindeki eserlerle anılmaktadır. Akım olarak kendisine sürrealizmi benimsemiştir. Henüz 14 yaşındayken annesinin boğularak intihar etmesine tanık olan Magritte, bu travmasını eserlerine yansıttığını söyleyebiliriz.

Tabloya gelecek olursak Magritte’in bu eşsiz eserinde ilk göze çarpan öpüşen bir çifttir. Tablonun üst-arka kısmına ve sağ kısmına baktığımızda gördüğümüz doku aslında bu çiftin bir oda içinde olduğunu bize söyleyebilir. Ancak eserin genel arka kısmında olan mavinin soğuk tonlarına sahip dokuda ise karanlık bir gökyüzü olduğunu anımsayabiliriz. Birbirlerine sarılıp sarılmadıklarını tam olarak da anlayamadığımız bu çift aslında bize Magritte’in aşk hakkındaki düşüncelerini yansıtıyor olabilir.

Üzerinde sayısız yorum yapılmış bu eser, bazılarına göre en samimi ilişkilerde bile çiftler kendileri gibi davranamayacağını hep sakladıkları sırlar olacağını anlatır. Bir başka şekilde düşünürsek yüzlerine örttükleri bu kumaş parçası “Aşkın gözü kördür” mesajını verebilir. Veya bu kumaş parçası birbirlerine asla kavuşamayan aşıkları temsil edebilir. Fakat tabloya Magritte’in açısından bakarsak kendisinin travmalarından izler taşıdığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Zira daha önce de bahsettiğimiz üzere Magritte’in annesi genç yaştayken ressamın gözleri önünde intihar etmiş ve Magritte, annesinin bedeninin Sambre nehrinden çıkarılışını canlı canlı izlemiştir. Hatta dedikodulara göre Magritte’in annesinin cansız bedeni nehirden çıkarıldıktan sonra yüzüne bir peçe örtülmüştür ve Magritte hayatı boyunca bu anı unutamamıştır. Eğer tabloda bulunan siyah takım giymiş adam “ölüm” ise karşısındaki kadın annesi olmalıdır. Ölümün yüzüne örtülen bu peçe aslında annesi hayatını kaybetse bile eserde annesini hiçbir zaman öldürmemesini konu alıyor olabilir. Bu durumda “Lovers” ismi bir metafor olmuş olur. Ancak travmalarıyla asla yüzleşemeyen Magritte, eserdeki kadının annesi olduğunu reddetmiştir. Tüm bunlarla birlikte tabloda çok fazla psikolojik etken görülebilir. Arka planda kullanılan mavinin tonları sakin bir yaşamla ve suyla ilişkilidir. Kırmızı renk öfke, şehvet ve sevgi ile ilişkilendirilirken beyaz renk ise aşktaki saflıkla ilişkilendirilir. Adamın üzerinde bulunan siyah renk ise ölümle ilişkilendirilirken, kadının üzerinde bulunan kırmızı renkteki elbise ise saf sevgi ve aşkla ilgilendirilir. Kumaş parçaları beyazımsı bir renge sahiptir ve bu da saflığın kirlenmesi anlamına gelir. Kumaşların yarattığı bu kirlilik hissi resmin genelinde bulunan hayal kırıklığı ve tecrit atmosferini destekler.

Bu eserdeki gibi “engellenmiş arzular” Magritte’in eserlerinde sıklıkla rastlanır. Bir çok eserinde yüzleri kapalı veya kumaşla örtülü figürlere yer veren ressamın bu tarzını bir çok insan açıklamaya çalışmıştır. Ressam eserleri hakkında şunları kaleme almıştır: “Benim sanatım hiçbir şeyi gizlemeyen görüntülerden oluşmaktadır. Bu görüntüler gizem uyandırır ve dolayısıyla eserlerime bakan insanlar kendi kendilerini şu basit soruyu sorarlar: ‘Ne anlama geliyor?’. Aslında hiçbir anlama gelmiyor çünkü gizem aslında zaten hiçbir şeydir, gizem bilinemez.”

1928 yılında resmedilen eser New York’ta bulunan Modern Sanat Müzesinde sergilenmektedir. Dönem olarak Modernizme ait olup akım olarak Gerçeküstücülük akımına aittir.

The Lovers serisinin devamı:

Kaynak: 1,2,3,4,5

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here