1955 doğumlu Macaristan’lı yönetmen, 16 yaşında amatör filmler yapmaya başlamış. 1981 yılında Budapeşte Tiyatro ve Sinema Akademisi’nden mezun olmuş. Budapeşte’de, sosyal-gerçekçiliğe dayanan filmler yapmış. Filmlerindeki belirgin kavramlar; korku, kuşaklararası sürtüşme, yolsuzluk, insanlıktan çıkış, siyasi-ekonomik sistemlerdir.  

Yıllar içinde bu gerçekçilik, duygusallığı da içine alarak farklılaşıp kendi alanında az sayıda kişinin başarılı bir şekilde sunabileceği cesur bir gerçekçilik türüne ulaşmış. İlk dört uzun metrajlı filminin senaryosunu kendisi yazmış.

“Ben dünyaya siyah-beyaz bakarım. Eğer çevrenizdeki nesneleri renklendirirseniz onların gerçek anlamını ve önemini kavrayamazsınız.” diyen Tarr’ın 6 filmine birlikte göz atalım.

1- A Torinoi Lo/ Torino Atı (2011)

Torino Atı, 2011

Nietzsche’nin 1889 yılında İtalya, Torino yolculuğu sırasında karşılaştığı bir attan bahsedilir; bir çiftçi ve kızına ait olan bu atın sahipleri tarafından kırbaçlanmasını engellemek için Nietzsche atın boynuna sarılmış. Bu olayın sonrasında akli dengesini yitirmiş ve 11 yıl boyunca konuşmadan ve yatalak yaşamış. Film ismini bu hikayeden alıyor.

Günlük yemeklerinin sadece bir patatesten ibaret olduğu bir baba ve kızının gittikçe şiddetlenen fırtınada, 6 gün boyunca yaşadıklarını, atın yavaşça hayattan kopuşunu gözlemliyoruz.

Film, dünyanın 6 günde yaratıldığı inancına ironik bir bakış açışı da olabilir.

2- Werckmeister harmóniák/ Karanlık Armoniler (2000)

Karanlık Armoniler, 2000

Açılış sahnesinde János, barın patronlarını yönetiyor, güneş sistemimizi yeniden oluşturuyor, varoluşsal korkularımızı ortaya çıkarmak için, bir tutulmayı hazırlıyor. Bunu yaparken, aynı zamanda güneşin sonunda dünyanın ışığı altında yıkanacağını da gösterir.

János ve eski arkadaşı György’nin gözünden isimsiz bir şehre gelen sirki görüyoruz. “The Prince” olarak bilinen gizemli bir adam ve balina, yaşam dengesini tümüyle aksatıyor. Kök salan bir boşluk ve devamında umudunu yitirmiş insanların kalbindeki kindarlığın sonuçlarını izliyoruz.

3- Sátántangó/Şeytanın Tangosu (1994)

Şeytanın Tangosu, 1994

432 dakika süren film yönetmenin kariyerinde önemli bir başarıya sahiptir. Tarr’ın iyi bilinen bütün özelliklerinin bir toplamıdır; manevi ve siyasi alanda yetki eksikliği gibi dokunduğu tüm temaları ve motifleri kapsar. László Krasznahorkai kitabından uyarlanan film, belkide ilk defa bir filmin kitabından daha iyi olduğunu düşündürebilir.
Sosyalizm sonrasında bir Macaristan köyünde geçen film 12 bölümden oluşuyor.

4- Karhozat/Lanet (1987)

Lanet, 1988

Karrer cesareti olmayan, çaresiz ve sarhoş bir adamdır. Onu sakin tutan tek şey; Titanic Bar’da dinlemeye gittiği kadına duyduğu aşktır. Varoluş sebebi haline gelen bu aşk, kadının kocasını uzaklaştırmaya çalışması ve bunun için çeşitli komplolar üretmesiyle devam eder.

Güvensiz bir dünyada, Karrer’in çabaları mutlak bir başarısızlıktır. Hédi Temessy karakteri film boyunca Karrer’e tavsiyede bulunur.

László Krasznahorkai ile yaptığı ilk işbirliğidir.

5- Öszi Almanach/Sonbahar Almanağı (1984)

Sonbahar Almanağı, 1984

Yönetmen, kötü yola düşen insanlığın, amaçsızca hareket edişini tasvir ediyor. Ev sahibi Hedi, oğlu Janos, hemşire Anna, sevgilisi Miklosz ve öğretmen Tibor eski bir konakta yaşarlar. Artık ilişkilerin mekânı sadece evin kendisidir, dışarısı yoktur. Herkes Hedi’yi soymak ister, ama aynı zamanda ona bağımlıdırlar. O da bunu çok iyi bilir. Karakterleri yönlendiren ve onları yoldan çıkaran şeytandır. Birbirlerine çıkarlarını ve arzularını dayatırlar; birbirlerine acı çektirirler. En ufak bir naiflik yoktur, her şey kaba ve şiddetlidir.

Kendi yarattıkları dünyada boğulan karakterlerin hissettiği klostrofobik duygular, Hédi’yi kandırma çabaları, insan ilişkilerinin ahlak sınırlarını aşan gerçekliği karşısında çaresiz kalıyoruz.

6- Panelkapcsolat/ Baraka İnsanları (1982)

Baraka İnsanları, 1982

Tarr’ın Budapeşte okul ideolojisiyle yaptığı üçüncü ve son filmidir.

İki çocuklu, işçi sınıfına mensup Robi ve Judit’in sıkıcı evliliği artık çekilmez bir hal almıştır. Robi, fazla para kazanmak için yurtdışına gidip bir süre orada yaşamak isteyen kayıtsız bir adamdır. Judit ise, gözü yaşlı bir kadın…

Genç bir kadın ve genç bir erkeğin beklentileri, hayal kırıklıkları, özlemleri ve çabalarını bize gösteriyor yönetmen.

 

Kaynak: 1

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here