Güzide yazarlarımızdan Beren ’in bu seriyi başlattığını gördüğümde “Bu bölümü ben yazmalıyım!” dedim ve Beren ile uzun bir telefon görüşmesi ve pazarlığın ardından bölümleri paylaşmayı başardık. Love, Death and Robots’un, bilindiği üzere Netflix’in son dönemlerde çıkardığı en iyi animasyon serilerinden biri olduğu su götürmez bir gerçek. Bana soracak olursanız, bu serinin en iyi bölümlerinden biri olan hatta en iyi bölümü desek çok tepki çekmeyiz sanırım- Zima Mavisi‘ni inceleyeceğim.

Serinin 14. bölümü olan Zima Mavisi‘nin konusu, anlatımı ve görselliği ile diğer bölümlerden oldukça bariz bir şekilde ön plana çıkıyor. Diziye bir arkadaşımın tavsiyesi ile başladım ve kendisi bana bu bölüm ile başlamamı şiddetle tavsiye etti. Ben, biraz da serinin mantığını anlamak ve duruma hakimiyet kazanmak adına sıra sıra izlemenin faydalı olacağını düşündüm. Her bölümde farklı bir tat, farklı bir lezzet yakalayıp dursam da, Zima Mavisi‘nin neden bu kadar abartıldığını düşünmeden duramadım, ta ki o bölüme gelene kadar. Bölüm bittiğinde, neyle uğraştığımı çok sert bir dille anlamıştım.

Dost meclisimde de uzun uzun konuştuğumuz bu bölümü anlatmak gerekirse:

Gelecekte bilinmeyen bir tarihte Zima adında, sanatını bütün kainata duyurmuş bir ressam yaşamaktadır. Bu ressam, ilk eserlerini portre tarzında verse de, sonradan insan bedeninin değersizliğini fark edip, yüzünü kainata ve hakikate çevirir. Sonraki eserlerinde ise, devasa duvarlara, devasa kainat görselleri çizmeye başlar. Lakin bir süre sonra, çizdiği her eserinin merkezine, şekli zamanla değişiklik gösteren ama rengi hep aynı kalan geometrik şekiller koymaya başlar. Şekillerin bu rengine ise, Zima Mavisi adı verilir.

Zima, yüzyıllar önce insan bedenini, tamamen teknolojik parçalar ile değiştirerek, insansı ihtiyaçlarında tamamen kurtulmuştur. Nefese, havaya, yemeğe ve suya ihtiyaç duymadan kainatta hakikati aramak için yola çıkmıştır. Arayışında dur durak bilmeden bütün evreni gezen Zima, kainatın kendi hakikatini kusursuz bir şekilde yansıttığını görür. Böylece de, kendi hakikatini sorgulamaya başlar. Peki o zaman, Zima‘nın kendi hakikati nedir? Zima, bu sorusunun cevabını genç bir gazeteciye vermeye karar verir. Gazeteciye, kendisinin aslında hiçbir zaman insan olmadığını ve ilk başta basit bir havuz temizleme robotu olduğunu, zaman içerisinde üzerinde yapılan değişiklikler neticesinde insansı bir görünüm ve duygu kazandığını itiraf eder.

Son gösterisinden önce verdiği bu röportajda, kendisinin yaradılış amacı olan ve ilk kez içine bırakıldığı havuzu bulduğunu ve sanatını (özünü) herkese göstereceği alana getirdiğini söyler. Buradaki kritik nokta ise, Zima’nın ilk gördüğü şeyin, havuzun mavi taşları olmasıdır. Bu taşları üreten fabrika, taşların bu rengine Zima Mavisi adını vermiştir. Zima, son gösterisinde kendisini havuza bırakıp, bütün düşünsel ve bedensel fonksiyonları devre dışı bırakır ve ilk yaradılış haline dönüşüp, havuz temizleme işine geri döner.

Peki, bunu yapmasının nedeni nedir? Bütün kainatı dolaşmış ve hakikati aramış, bir çok insanın asla görmediği duymadığı şeyleri görüp, varlığından belki de asla haberdar olamayacağı şeylerin farkına ilk Zima varmıştı. Amacı tüketmek değil, keşfetmekti. Peki ne oldu da, kendisini hiçbir özelliği olmayan o basit makineye yeniden dönüştürdü? Sahip olduğu varlıktan ve ünden tek seferde neden feragat etti?

Bunların çok mantıklı ve tek cevabı var, zaten Zima da bunu kendisi kabul edip açıkça dile getiriyor: Onun ilk gördüğü şey, basit bir havuz taşıydı. Yaradılış amacı, onu temizlemek ve parlak gözükmesini sağlamaktı. O, bunun için yaratılmıştı. Kendi yaradılışına karşı gelecek bir biçimde, bütün dünyayı, sonrada evreni gezmiş ve geçmişinde apaçık ortada olan o cevabı, kainatta aramıştı. Koca kainatta kendisi ile örtüşen bir tek cevap bulamadığında ise, kafasının içindeki küçük dünyasına yönelmişti. Ve işte o zaman fark etmişti ki, onun gerçekliği şu an sahip olduğu hiçbir şey değildi! Onun, asla bunlara ihtiyacı yoktu, hiç olmamıştı ve asla da olmayacaktı. Hakikatini keşfettiğinde ise, temizlemesi gereken o ilk havuzu bulup, yerin altından çıkarıp, bütün parçalarını bir araya getirip kendisini içine bıraktı. Başka bir havuz kullanamazdı belki. Çünkü Zima, o havuzu temizlemek için yaratılmıştı. Her şeyin neticesine vardığında, yapmak istediği gerçek işine kavuşmuştu Zima.

Peki biz sıradan insanlar için, hakikat nedir ve ona nasıl ulaşılır? Zima, kendi hakikatini keşfederken, ilk bakması gereken yere en son baktı gibi görünse de, aslında öyle olmadı. O, zamanla insanlaşmıştı. Birçok zaafı ve arzusu ortaya çıkmıştı: Önce insan olma, sonra soru sorma, sonra ise keşfetme… Tüm bu aşamaları geçtiğinde, artık içine bakmasının zamanı geldiğini anlamıştı. Zima, eğer bu kadar zahmetten önce geçmişini değerlendirse ve içine baksaydı hakikatini keşfedemez miydi? Bence keşfedemezdi, çünkü kendi içine odaklanabilmesi için, önce tatmadığı bütün zevkleri tatması görmediklerini görmesi gerekirdi. Zima, bütün bunları yaptığında ve artık soracağı soru kalmadığında özüne baktı ve amacını keşfetti.

Bana göre, bütün arzularını önceden keşfetmeseydi, her içine baktığında bu arzuları gözlerinin önüne gelecek ve hakikati orada arayacaktı. Aslında belki de, Zima da zaten bunu yapmıştı. Yaptığı her araştırmadan sonra içine bakmış, kesesindeki o cevapsız soruları ve arzuları detaylı biçimde araştırmış ve ancak bu heybesi boşaldığında gerçeğin farkına varmıştı.

Peki biz insanlar bu aşamaya nasıl varırız? İki ihtimal var;

  • O aşamaya asla varamayız.
  • Her şeyi öğrenmekten ziyade, hiçbir şey öğrenmeyerek ve sormayarak.

Zaten hali hazırda bu yazıyı okuyorsanız, ne yazık ki bu iki seçenekten sizin payınıza düşen 1. seçenek oluyor. Zaten hiçbir şey öğrenmeden ve sormadan yaşasaydık bile, karşımıza bir hakikat çıkacağını sanmıyorum. Dediğim gibi, bunlar sadece benim fikirlerim. Bizler, sadece dünya denen mucizeler ile dolu bir kürenin sakin vatandaşlarıyız ve zaman içerisinde birçok mucizeye tanık olduk. Hakikat, belki de bir mucize sonucu karşımıza çıkar. Ama o güne kadar aramaktan vazgeçmeyeceğimiz kesin… Sonuç olarak hakikatin rengi: Zima Mavisi.

Yazarın Notu: Kendi fikirlerim doğrultusunda yazdığım bu yazımda sürçülisan ettiysem affola. Seriyi başlatan arkadaşım Beren ’in diğer yazılarına da ulaşmak için tıklamanız yeterli.

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here